"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
:)))) Hani güleriz ya ağlanacak halimize... Gülüyorum işte bende....
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Yağmur beklerken, dolu geldi. Bize geldi, dizeler geldi. Hoş geldi. Dinle Zeynebi. Kelime okka, onda.
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Nihat bey, bir yazar sayfası yapsaydınız? adı forum olmasaydı keşke..
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
BABA!... ( Rahmetli Babamın Şahsında Tüm Babalara!...) Sen gittin gideli ruhum tarûmar İnsanlar cihandan acep ne umar? Terk edilen için ömür bir kumar O gün bugün günler geçmiyor baba! Bahçemdeki güller açmıyor baba! Bir gönülün merkezine har düştü Yaz ortası yüreğime kar düştü Hayalimde yüceleşen yâr düştü Hüzün bedenimden göçmüyor baba! Bahçemdeki güller açmıyor baba! Hasret kaldık, aylar geçti sesine Bülbüller ram olur gül nefesine Ruhun veda etti ten kafesine Beden Azrail’den kaçmıyor baba! Bahçemdeki güller açmıyor baba! Rengârenk bahardın,ağır kış oldun Gerçek idin,şimdi bize düş oldun Gözden akan bir damlacık yaş oldun Göğümdeki kuşlar uçmuyor baba! Bahçemdeki güller açmıyor baba! Cennette saraylar,cehennemde nar Kimine ağır kış,kimine bahar Vuslat ötelerde,bize hasret var Ömür bize ışık saçmıyor baba! Bahçemdeki güller açmıyor baba! Bu âleme dair tükendi sözler Perdeler inince kapandı gözler Güneşim battı,karardı gündüzler Huzur,talih bizi seçmiyor baba! Bahçemdeki güller açmıyor baba! Rızamızla teslim olduk kadere Ölüm bizi götürmesin kedere Bu filmi seyrettik bilmem kaç kere Kul arzuyla zehir içmiyor baba! Bahçemdeki güller açmıyor baba! M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
BAYRAĞIM O muhteşem gölgende her dem mağrurum Perişan olsam da senle kanatlanır ruhum Bez parçası değilsin,şerefisin yurdumun İsterim aydınlansın ışığınla tabutum Dalgalan burçlarda şanlı bayrağım Şehidimin kefeni kanlı bayrağım Karış karış sulandı memleketim kan Sen veriyorsun bayrağım ulusuma şan İnme semâlardan sonsuza kadar Hayat bulsun seninle bu aziz vatan Ey mavi göklerin süsü bayrağım!... Anamın,bacımın örtüsü bayrağım Sen ki damarlarımdan akan kanımsın Hem gururum,hem çilem,hem fermanımsın Ezelden ebede Hakk’ın yolunda Zulme karşı vefa,derde dermanımsın Görmek nasip olmasın inmeni bayrağım Gel hasretle öpeyim seni bayrağım Senin uğrunda öldü adsız şehitler Bunca Aliler,Mehmetler,Saitler… Ahvalini her an yaşamak gerek Kalır seni anlatmada aciz beyitler Yedinci katına yücel göğün bayrağım Türk’ün şerefiyle öğün bayrağım (22 EYLÜL 1991/TRABZON) M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
EFENDİM "Güllerin ve Gönüllerin Efendisi Resul-i Ekrem'e!..." Güzellik şahikası,nübüvvetin çerağı Yürek semalarının dalgalanan bayrağı Mazlumların gür sesi,acizler sığınağı Ruhuma âb-ı hayat sensin derman Efendim Tutuşan gönüllere kat’i ferman Efendim Güllerin en irisi,çöllerin rayihası Nesiller yetiştiren bahçelerin en hası Ezanlar yankılanır,silinir yürek pası Aşkına meftun kalbim,sana hayran Efendim Hakk’a varmayan vuslat bize hicran Efendim Kisra saraylarını dize getiren sendin Küfrün kalelerini yıktı mübarek bendin Gurbete veda edip aslî yurduna döndün Ahmedsin,Muhammedsin gül û reyhan Efendim Batıla kâbûs oldun,Hakk’a burhan Efendim Gönül sermayesini gayri yükledik ata Çileyi azık ettik,yol verdik saltanata Sırtımızda ağır yük,revan olduk Sırat’a Bîçare ümmetine şefkat ihsan Efendim Hüsnünü vasfetmede aciz lisan Efendim Bu gönül şehrimizin koca sultanı sensin İçimizi kavuran derdin dermanı sensin Ruhlara hayat veren aşkın ummanı sensin Mahbûb-i Hüda’sın sen cana canan Efendim İsmail’in olurum,bu can kurban Efendim Sararmaya yüz tutmuş gülşenime can düştü Hercaî yüreğime kor gibi sevdan düştü Bedenim sırılsıklam,düşüme figan düştü Seni düşünmeyen kalp yıkık,viran Efendim Didârına müştâkım ruhum üryan Efendim Çatlayan yüreklere nur yağmurları yağdır İmana pusu kuran bu ne yüzsüz bir çağdır O Habib-i Kibriya gözümüzde bir dağdır Kâinat vecd içinde eder seyran Efendim Bulutlar kucak kucak sana giryân Efendim Ayağının altında toprağın ben olsaydım Sâyebân niyetine yaprağın ben olsaydım Tecellinle müşerref Nur Dağı’n ben olsaydım Azgın bir küheylandır,nefsim tuğyan Efendim Sana dair olmayan sözler ziyan Efendim Her bir yağmur damlası inci,gevher çöl için Bülbülün yakarması sevdiceği gül için Arşın cümle kapısı açılır Resûl için Gökler gözyaşı döker,ağlar cihan Efendim Hilkatin sebebi sen,nur-i Yezdan Efendim Efendim,halâskârım,gül-i ruhsâr rehberim O mübarek alnından iştiyakla öperim Nebiler ordusunda ben gönüllü askerim Sen yoksun ya âlemde yürek hazan Efendim Ümmetin akıbeti billah hüsran Efendim Hicranın yüreğimi kavurdu Resulullah Külümüzü dağlara savurdu Resulullah Can evimi kasırga,sel vurdu Resulullah Hasretinle bin parça olsun bu can Efendim Zikrinden aciz diller bize düşman Efendim Dikenli bahçemizde hasret gülleri açar Mechûle revan olup nice civanlar göçer Resuller sözde ölür,âleme ışık saçar Gidince garip kaldı cümle mekân Efendim Kalpler huzura erer senle her an Efendim Kokuna hasret kaldı insanlık gideli sen Gece gün intizara razıyım kapında ben Dünya cadı kazanı…Ey Resul nurunla dön!... Gönüllerin sultanı,tayy-ı mekân Efendim Girsen rüyalarıma olsan mihman Efendim Ne ağır zemheriler geçiriyor ümmetin Günah galerisinde öksüz kaldı sünnetin Müminin kokusuna şimdi hasret cennetin Bu ne garip asırdır ahir zaman Efendim Bizi bize bırakma,kayır aman Efendim M.Nihat MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
DAĞLARA NİDA!... (Yürek Dostu Kaleli’ye Nazire…) Karanlığı boğan nurlu dağlar hey! İçimdeki sırrı bilebilmezsin Hakk’a yakın,mahcup,arlı dağlar hey! Ölmek istesen de ölebilmezsin Geçen yolculara bağrını açsan Doğan güne inat aydınlık saçsan Aşkına karşılık ağular içsen Yine ağyara dost kalabilmezsin Yukardayım diye kasılıp durma Geleceğe dair hayaller kurma Sonradan başını taşlara vurma İsrafil’e engel olabilmezsin İnsanlıktan kaçıp sığındım sana Kararsızım bilmem gitsem ne yana Nara yandı yürek,köz düştü cana Şol bîmara şifa salabilmezsin Köroğlu’ya bağrını açan dağlar Yüreğinden Resûller çıkan dağlar Hakka dönüp batıldan kaçan dağlar Dünyadan ukbaya göçebilmezsin M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
DAĞLAR Neden böyle hicrana bürünürsünüz dağlar? Zamanın aksine genç görünürsünüz dağlar Bu kızıl akşamların taşırsınız yasını Sis çökmüş ufuklarda dövünürsünüz dağlar Destanlaşan aşkları taşıyıp bağrınızda Ferhat’ı gördüm diye övünürsünüz dağlar Çobanların kavalı ninni gelirdi size Şimdi yalnızlıklarla örünürsünüz dağlar Suların gölgesinde,ölüm sessizliğinde Hazan gelir,libastan arınırsınız dağlar Şimşek çakar,gök gürler,yağmur yağar,sel olur Çirkin talihinize yerinirsiniz dağlar Söner bütün umutlar,topraklar çoraklaşır Hüzünlü kubbenizde barınırsınız dağlar Tutkular keder olur,hevesler yanık türkü Sürgüne mahkûm gibi sürünürsünüz dağlar (21 MART 1990/TRABZON) M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
GURBETTEN SILAYA TRABZON Ana yurdum Trabzon’um yoktur bir eşin Şimdi burnumda buram buram tütersin Soldurdun aşklarımı,yıktın ümitlerimi Yakarsın hasretle yüklü yüreğimi Boztepe’m yine dimdik mi bakarsın gene Limanda yük boşaltan gemilere Maraş Caddesi burda anlatıyorum seni Gazipaşa yokuşu ne tez unuttun beni Ganita çırılçıplak mısın öyle denize nazır? Sen ya Değirmendere yine isyana hazır İsmim yazılıdır her sokağa,her taşa Bilirim hep susarsın yorgunsun İskenderpaşa Atapark dindi mi kanayan yaran? Var mı beni Fatih’te dostlardan soran? Ya sen Moloz,acaba öyle bet kokar mısın? Erdoğdu,Trabzon’a güvenle bakar mısın? Yakışır mı sana Uzunkum bu işve,bu naz? Beşirli güzelliğin sana da kalmaz Duydum ki unutmuşsun ben vefalı dostunu Ne yapalım Mumhane bu kaderin oyunu Bir başka olurdu,çekilmezdi nazları Kunduracılar’ın narin tezgâhtar kızları Yığın insanla dolu Çömlekçi,Rus Pazarı Hatırasını korur Esentepe yazları Trabzon hamsisiyle meşhurdur dünyada Dolaşır mı turistler gene Ayasofya’da? Bak,gör ki Tabakhane tarihe şahit olur Soğuksu çamlıkları temiz havayı solur Boşuna akmış değil Trabzon’daki kanlar Göğsümüzü kabartır Gülbahar’da ezanlar Ortahisar’da evler fetihi canlandırır Kalepark geceleri bir başka şenlendirir Sahil boyu şahit ol balıkların hasına Kaptırırsın kendini denizin havasına Kalkınma’da dolaşır üniversite kızları Söğütlü’de kızların yürek yakar sözleri Yıldızlı bir başına yaşar sahil boyunda Trabzon insanının asalet var soyunda Meydan’da sosyeteler oturur,eğlenirler Uzunsokak’ta kızlar endamı gösterirler Bazı yerde içkiler,mezeler katılıyor Bahçecik’te Akif’in ruhu yaşatılıyor Karanlığa bir güneş gibi doğ Trabzon’um!... Ortaçağı parçala,süpür boğ Trabzon’um!... Taşın toprağın altın,yakuttur Trabzon’um!... Hatıralarım sende,sendedir çocukluğum Sana olan borcumu veremem Trabzon’um!... Masmavi denizine,insanına hayranım Seni anlatmak çok zor azizim Trabzon’um!... Sende doğdum,büyüdüm,sendedir sonum… (23 MART 1993/GÜMÜŞHANE ) M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
HEY GİDİ ÇANAKKALE!... O gün kana boyandı Çanakkale suları Bir büyük destan yazdı ceddimin orduları Mehmetçiğin elinde arsız düşman yuları Nusret mayın gemisi düşmanı uyutmuştu Gökte bomba sesleri boğazları tutmuştu Karadan ve denizden kasırga esiyordu Yedi düvel bir olup kin,nefret kusuyordu Bombalar konuşurken vicdanlar susuyordu Hey gidi Çanakkale kahramanlar otağı Haçlı yedi silleyi taşırınca bardağı Gayrete geliyordu melekleri görenler Vuslata koşuyordu makber gülü derenler Şehadet şerbetini içiyor alp-erenler Çanakkale suları tutuşmuş yanıyordu Peygamber ordusunu tüm cihan tanıyordu. Ehl-i Salib’in Türk’e tarihî bir kini var Bu milletin,uğrunda ölecek hak dini var Yiğit cengâverlerin zafere yemini var Hakk’a kulak verenler bil ki oyuna gelmez Mazlumu ağlatanlar iki cihanda gülmez Gök kubbeden ruhlara yağan kar üşüyordu Bir nefer cenge girip öbürü düşüyordu Can,cânâna varınca mekânı aşıyordu Çanakkale içinde kadim Aynalı Çarşı Bu ne çelik irade yedi düvele karşı Çanakkale bizlere moral olsun,hız olsun Yolumuzla kesişen uçurumlar düz olsun Hakk’a giden adımlar yarınlara iz olsun Yürüyün ufuklara,nefesiniz kalsa da… Yüreklere gül dikin,hazan vakti solsa da… Gerisi lâf-ı güzâf budur cihad-ı ekber Melekler hazırlıyor yüce ruhlara makber Nur aguşunu açmış seni bekler Peygamber Bundan büyük bir müjde olmaz gayri dünyada Kurtuluş beratınız sunulacak ukbada Barut fıçısı gibi patlamaya hazır yer On binlerce şehide mezar oluyor siper Fânilikten kurtulup bâkileşiyor nefer Anaların gözyaşı düşmanı boğuyordu Çanakkale ufkundan bir güneş doğuyordu M.Nihat MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
İŞTE GELDİK GİDİYORUZ Bâkî sandık bu dünyayı Heder ettik günü,ayı Koskoca ömrümüz zâyi Her geçen gün bitiyoruz İşte geldik gidiyoruz Ümit yok yarına dair Manzara ortada,zâhir Fitnede,fesatta mâhir Söze yalan katıyoruz İşte geldik gidiyoruz İnsanlar suçlu avında Demir dövülür tavında Gör ki haksız yok savında Çırpındıkça batıyoruz İşte geldik gidiyoruz Para olmuş anayasa Gayri tanımayız tasa Boş gönlümüzdeki kasa Ruhumuzu satıyoruz İşte geldik gidiyoruz Beğenmez amiri memur Hepimizin özü çamur Çok su götürür bu hamur Her gelene çatıyoruz İşte geldik gidiyoruz Kafalar akşamdan demli Garibanın gözü nemli Patronlar yukardan yemli Zehir zıkkım tadıyoruz İşte geldik gidiyoruz Çalışanı mumla ara Nasıl düşmeyelim dara? Çekil aradan Ankara!... Hep yan gelip yatıyoruz İşte geldik gidiyoruz (13 OCAK 2005 PERŞEMBE) M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
PULATHANE(AKÇAABAT) Sen Pulathane’yi gezdin mi dostum? Bir görmeden tarif etmek zor şimdi Güzelliği sen de sezdin mi dostum? Sualini yavaş yavaş sor şimdi Güzellikler bölüşülür,paylanır Ağıtlarda hasret,acı söylenir Hıdırnebi Yaylası’nda yaylanır Kavranlara basılmıştır lor şimdi Buralarda fitne,fesat az olur Müminin yüzünde nurdan iz olur Hakikate giden yollar düz olur Gerçekleri görmeyenler kör şimdi Bahçelerde çiçek açar,yaz gelir Baharla birlikte bize haz gelir Koca ömür insanlığa az gelir Aç gözünü hakikati gör şimdi Yücesinde boz bulanık kör duman Hasat vakti gelir kurulur harman Çiçeklerde saklı bin çeşit derman Yeşilliği gözlerimde fer şimdi Sabah namazında kalkılır işe Tez vakitte haber salınır eşe Haram yiyip asla dönülmez köşe Köylünün sırtından akar ter şimdi Mutluluk ışığı yansıyor gözde Samimiyet elbet gizlidir sözde Seher vakti rızk aranır denizde Deryalara atılmıştır tor şimdi Muhabbetler büyür dönüşür aşka Aşk varsa gönülde gerek yok köşke Ömrüm bu toprakta geçseydi keşke Hicrandan vuslata erer yâr şimdi İrem’i andırır yeşil bağları Yücelere kanat gerer dağları Afiyetle yenir taze yağları Doğru mu,yanlış mı,karar ver şimdi Gecenin kör vakti garipler ağlar Denizler köpürür,ırmaklar çağlar Yeşile bürünür çiçekli bağlar Menekşeler bahçelerde mor şimdi Hiçbir yer değildir gönlüme göre Hicran ateşine,kavuşmak çare Gitmeye meylim yok başka bir yere Şuraya bir yatak,yorgan ser şimdi On Yedi Şubatlar bayramdır bize Döküldü düşmanın leşi denize İmanla Salip’i getirdik dize Hakk’a karşı kenetlenmiş şer şimdi Övünmek hakkımız düşman utansın Ülkemi bölüşen ferman utansın Türk’e kefen biçen cihan utansın Olanları hayırlara yor şimdi Akçabatlı’m Sargana’yı unutma Garibi hor görüp zalimi tutma Ceddinin sözünü yabana atma Hayatını muhabbetle ör şimdi Hasret hançer olur, boynumu vurur Ruhumu bedenden alıp savurur Yüreğimi baştan başa kavurur İbrahim’in ateşinde kor şimdi Sılanın zehiri,kederi gurbet Ölümün ötesi,beteri gurbet Garibin azığı,kaderi gurbet Piştik artık yakmaz bizi nâr şimdi Köftesi,horonu mühürdür çağa Başlasın eğlence,dizilin sağa Çek dizleri,tenin değsin toprağa Dört bir yanda oynanıyor bar şimdi Ne söylesem el âleme söz olur Söylemesem yüreklerim köz olur Bahar gelir,benim ruhum güz olur Karadağ’da üşür yağan kar şimdi!... M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
ORDU SAHİLLERİNDE BİR AKŞAM VAKTİ Güneş gurup ediyor Ordu sahillerinde Bir meltem esiyor ılgıt ılgıt,mağrur Geride kalan mahzun,ıssız,köhne bir sahil Ve kıyıda nefret kokan dehşet dolu dalgalar… Ordu sahilleri ıpıslak,gözyaşı dolu Bir şeyler eksik şimdi yeri dolmayan… İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim Ölü şehir,batan güneş,mehtapsız gece… Ufukta fırtına kopuyor siyahî matem Sitem var renklerde,her taraf solgun Karanlık hükmediyor Ordu sahillerine Mâzi canlanıyor bir an gözlerimde… İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim. Martılar uçmuyor artık neşe saçarak Bülbüller sustu kara bataklar peyda olalı Mevsimler,aylar,haftalar,günler peşimden koşuyor Bir esirim şimdi Ordu sahillerinde zincire vurulmuş Kapkara yağmur bulutları gibi boşalmaya hazır… Hüzün var şimdi Ordu sahillerinde Çünkü yok artık yanımda şimdi… İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim. (14 ŞUBAT 1989/TRABZON) M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
KAHIR KURŞUNLARI Kays’tım,Mecnûn eyledi yüreğimin sahibi Hiç tanımazmış gibi uzaktan bakıp gitti. Göz kırpmadan bağladı darağacına ipi Büyüttüğü sevdanın pimini çekip gitti Mevsimlerden sonbahar,vakit bir akşamüstü Karanlıklara inat şafağı söküp gitti Mâziye sünger çekip hatıralara küstü Beyaz gül bahçesine kaktüsler dikip gitti Bilinmeze yol alıp açılırken her gemi Gönül limanlarını nefretle yıkıp gitti Büyüyüp korlaşırken yüreğimin matemi Bana dudaklarını,gülerek,büküp gitti İlhama pusu kurdu,yarım kaldı şarkımız Sözümü boğazıma bir güzel tıkıp gitti Kanatları kırılmış kuşlardan yok farkımız Evvelki duyguları başıma kakıp gitti Rüya gibi,gözümden gitmez o gül endamı Nazlı bir ceylan gibi önümden sekip gitti Değişmezdim Ferhat’la büyüttüğüm sevdamı Mâziyi hatırlayıp gözyaşı döküp gitti Sermayemi yükledim gayri ecel atına Zehirli akrep gibi ruhumu sokup gitti Kıymet vermem dünyanın fâni saltanatına Kahır kurşunlarını bağrıma sıkıp gitti Gamzeler belirirdi yanağında gülünce Tuna nehri misali kalbime akıp gitti. Kurtlara yem olacak güzelliğin ölünce Meydan okudu aşka,şimşekler çakıp gitti Tükendi umut faslı,sakınmadı sözünü Fitne tohumlarını gönlüme ekip gitti Düşürdü can evime intizarın közünü Kalbin aysberglerini hışımla yakıp gitti M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
ZAMAN KIRINTILARI İçime çöken yalnızlık melâli Rûhumdaki karanlığı besteler Zihnim eşeler durur muammaları Yorulan,terk eden,geri kalanlarla Biz ki engelli maratonun yorgun yarışçıları Henüz ömrün taze baharında,mecâlsiz Sonbaharda sararıp kopan yaprak misali Kemirir ömrümü zaman kırıntıları İsli geceler içime işler Dolu dolu ağlamak isterim,kalbim buruk Serde erkeklik var ağlayamam Garibim gurbetin köhne hücrelerinde Odama akseder ayın ilk ışıkları Dostu,ahbabı görürüm pembe rüyalarda Ebedî yaşamak isterim o mesut dakikaları Gün doğar,bozar hayalimi zaman kırıntıları!... (01 HAZİRAN 1991) M.NİHAT MALKOÇ
Başa Dön