"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
SILADAN UZAKTA,ÇANAKKALE’DE ÖLMEK… Sular yandı,tutuştu ateşinden Öksüz kaldı ayrılanlar eşinden Tez uyandı Ehl-i Salib düşünden Çok şükür kesildi hızı zalimin Bilmem Anzaklar’ın burda işi ne? Takılmışlar İngiliz’in peşine Zehir doğradılar Türk’ün aşına Hileyle örülmüş özü zalimin Tabyalardan ateşler yükseliyor Hakk’a koşan ruhlar huzur buluyor Anafartalar’da ölüm ölüyor Erimeye mahkûm buzu zalimin Semaya yükselir bir yanık seda Bir yanımız vuslat,öbürü veda Göğe merdiven dayadı şühedâ Nura hasret kalsın gözü zalimin Ezelde böyle takdir etmişse Hakk Kuş tüyü yataktır bizlere toprak Yüreğimiz kefenimiz kadar ak Kara kışa dönsün güzü zalimin Çanakkale nurdan ruhlar mahşeri Hepsi bir kahraman subayı,eri Değiştirmek mümkün müdür kaderi Güven vermez asla bezi zalimin Nefsim İbrahim’in közünde yansın Şühedâ vuslatın hazzına kansın Türk’e pusu kuran cihan utansın Yokuşa dönüşsün düzü zalimin Bir kızılca kıyamet Çanakkale Yeryüzüyle sema gelmişti dile Sonunda bülbüller kavuştu güle Mikrop yuvasıdır tozu zalimin Vatan oldu Çanakkale’de kanlar Cennet-i Âlâ’ya göç etti canlar Gökyüzünden yankılansın ezanlar Çıkmaz olsun hiç avazı zalimin Leyla için savaşmalı çöl ile Şehit kanatlanır nurdan yel ile Resulüm karşılar onu gül ile Hüsrana götürür izi zalimin Duyanlar titresin sesini Türk’ün Bütün dünya görsün hasını Türk’ün Kimse attırmasın tasını Türk’ün Derler ki kurudur tuzu zalimin Sıladan uzakta ölmek zor anne Yüreğimi yakan kızgın kor anne Gayri bu rüyayı hayra yor anne Cihanda gülmesin yüzü zalimin M.Nihat MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
İSTANBUL YEDİTEPE Akşam kızıllığında didârını görmeli Gönül bahçelerinden bir demet gül dermeli Sana meftun yürekler maksûduna ermeli Boğazın mavisine siner hüzün İstanbul Mehtabı kıskandırır gülen yüzün İstanbul Katar katar trenler kalkar da Sirkeci’den Kader bu ya, ayrılır ana-baba,bacıdan Hicran duygularıyla gönül yanar acıdan Ruhumdaki medcezir bini aştı İstanbul İntizardan yoruldum,sabrım taştı İstanbul Firarî duygularım her dem melâle dalar Gözlerinin mavisi beni hülyaya salar Bir yanda Ümraniye,öbür yanda Adalar Çıkınımda ekmeğim,aşımda tuz İstanbul Hep bizim olacaktın,vermiştin söz İstanbul Fetih ordularının Sultan Fatih öncüsü Altınboynuzdur Haliç,İstanbul’un incisi Çok şehir gördüm amma sen gönül birincisi Hakk’ı söyleyen dilim,gözümde fer İstanbul Boncuk boncuk süzülen alnımda ter İstanbul Ufkun kızıllığında hayallerimiz yandı Sevda bahçelerinde gönül aşkına kandı Rumeli surlarında çağ açılıp kapandı Küfrün kalelerini parçala,yık İstanbul Düştüğün bataklıktan gayret et,çık İstanbul Ağustos ortasında yüreğimiz kış gibi Buz keser soluklarım gökten kar yağmış gibi Sevgilinin koynunda Göksu hayal,düş gibi Bedenim bir başına ruhum sende İstanbul Perişan,paramparça bu can tende İstanbul Şimşek çakar,gök gürler,yağmur düşer damlardan İki yürek bakışır süzülerek camlardan Kanlıca bir ağıttır duyulur akşamlardan Tango sana yakışmaz,türküler yak İstanbul Doğudan gelir ışık,mâzine bak İstanbul Bedene hayat veren damarımızda kansın Yurduma pusu kuran ecnebiler utansın Sinop’tan Anamur’a Türkiye’sin,vatansın Karanlık gecelerin ışığısın İstanbul Medeniyetimizin beşiğisin İstanbul Sen Leyla’sın,ben Mecnûn,İstanbul sevda çölüm Gelecekse nihayet elinden gelsin ölüm Dikenlerin içinde açmamış sevda gülüm İçimde bir sızı var,derbederim İstanbul Kopsak birbirimizden ne ederim İstanbul? Kıyama durur gökler Eyüp Sultan’a nazır Edirnekapı’sında ruhlar selâma hazır Hakk’a gönül verenler elbet bulacak huzur Ayasofya ütopya,oldu hayal İstanbul Titre ve kendine gel,hüsran bu hâl İstanbul Ayak idin,baş oldun;kanatlandın kuş oldun Hayalleri süsleyen gecemize düş oldun Ömrün ilkbaharında çiçek açtın,hoş oldun Gönül bahçelerinin iri gülü İstanbul Senden ilham almayan hisler ölü İstanbul Bu toprağın üstünde bir İstanbul yaşıyor Can bedenden kurtulup fâniliği aşıyor Uğrunda can verenler Resûl’üne koşuyor Hakikat ışığına bağrını aç İstanbul Mübarek ezanların ruha ilâç İstanbul Lâleli’nin gülleri sararıyor,soluyor Ayasofya ağlarken sinagoglar gülüyor Bin yıllık fetih ruhu her geçen gün ölüyor Yalanların diz boyu,haddi aştı İstanbul Hakikat ayan beyan,maske düştü İstanbul Yâdıma düşer adın,buğulanır gözlerim Zihnimde yankılanır sana dair sözlerim Olsan yanı başımda yine seni özlerim İyi görünmüyorsun bu hâlinle İstanbul Yaşamaya mecburum hayalinle İstanbul Masum yalanlarına bir zamanlar kanmazdım Taşın,toprağın altın derlerdi inanmazdım Bilmeseydim mâzini bu hâline yanmazdım Gidişin doğru değil,yanlış bu yön İstanbul Yepyeni bir sayfa aç,mâzine dön İstanbul M.Nihat MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
İSTANBUL!...CAN İSTANBUL!... İstanbul sen içimde tarifsiz bir ukdesin Geçmiş zamanı aşıp yankılanıyor sesin Nice revnaklı şehir şöhretine özenir Bahçelerin,bağların rayihayla bezenir Yaralı benliğimde Cihangir hüzünleri Minyatürlere gömdük o karanlık günleri Gönül zincirlerini koparmak mümkün değil İstanbul’dan ayrılmak ölümdür,sürgün değil Masal değil İstanbul,yaşanmış,yaşanıyor Haydarpaşa Garı’nda bir çift yürek yanıyor Kurşunî kubbelerin solur geçmiş zamanı Ferisin gözlerimin,dizlerimin dermanı Dört mevsimin içinde,bir başka olur yazın Hüzün taşır nağmeler mavisine boğazın Destanların burcunda Fatih’imin izi var Karaköy’den bir parça yüreğimde sızı var Sevmedim hiç kimseyi seni sevdiğim kadar Vuslata hasret gönül,yetiş ey gül yüzlü yâr Resûlün yüreğinde bir sancıydı hayalin Kıyas kabul etmiyor bugünle dünkü hâlin Süzülür yüreklere minarelerden rahmet Beyoğlu gülüyorken ağlar Karacaahmet Işıklar cenk hâlinde gurup vakti Üsküdar Bu gönül seni anar ömrün sonuna kadar Kadıköy’de vapurlar yarına umut taşır Çamlıca tepesinde gökten yağan kar üşür Emirgân’da mehtabın hüznü yansır sulara Hayalimizde cânân çekildik kuytulara Değiştirdi her şeyi zamanın hoyrat eli Ya tahammül çileye ya da çekip gitmeli İstanbul can İstanbul yüreğimi kanattın Bakir duygularımı yaban ellere sattın Mâziden haber verir gökte uçan turnalar Söndürür yangınımı şadırvanlar,kurnalar Kız kulesi aşklara kucağını açıyor Yaralı bir güvercin süzülerek uçuyor Giyinmiş duvağını gelinlik kızlar gibi Ümraniye söylenmiş tılsımlı sözler gibi Topkapı sarayında ecdadımın gölgesi Hırka-i Saadet’te duyulur Kur’an sesi Senden bana yadigâr bir işve,bir naz kaldı Derûnumda bir parça sana dair haz kaldı Bir dilberin gözünden almış da mavisini Tavus kuşu misali sunmuş yâre süsünü Küçüksu’da yaşanır aşkların en güzeli Vasfeder didârını kasidesi,gazeli Peygamberin övdüğü Fatih’in ben olsaydım İrem bahçelerinde gül misali solsaydım Yüreğimde büyüyor hasretin dağlar kadar Ölüler bile sana aşıktır sağlar kadar Sinan’ın mühürünü taşır Süleymaniye Sultanahmet bugüne Osmanlı’dan hediye Dolanır saçlarında,gülümser sabah yeli Yas tutar Ayasofya,kavurur hüzün seli Fecrin kızıllığında ürperir mavilikler Rahme düşen ceninler sana vuslatı bekler Ufkun kızıllığına ağıt yakar nağmeler Kandilli bir türküdür yalnızlığı besteler Kalender hislerime tercüman Eyüp Sultan Ruhlara hayat verir yedi tepeden ezan Ne efsûnkâr imişsin,yamansın rüya şehir Mağribi,akşamlarda kanayan hülya şehir Gönül,sevdalı gönül İstanbul’u heceler Hayata pusu kurar Ortaköy’de geceler Emsalin ancak Kudüs,Mekke ile Medine Eyüp Sultan’da kabir davet ediyor dine Kelimeler yetersiz,tasviri zor İstanbul İçimi alev ateş kavuran kor İstanbul M.Nihat MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
AHMET TUFAN ŞENTÜRK İÇİN!... Sözü bir hamur bilip elinde yoğurmuştu Şiire hizmet için vakfetmişti kendini Dakikalar gün olup yılları doğurmuştu Damla damla çoğalıp çiğnemişti bendini Esentepe ufkundan doğan bir güneşti O Gökyüzünü süsleyen yıldızlara eşti O İlhamın anahtarı,nurlu bir yadigârdı Şiirin sultanıydı mavera ötesinde Sanki ölümsüzlüğe yol alan bir çınardı Sevgi,saygı,hoşgörü duyulurdu sesinde Karanlıkla savaşan asil münevverdi O Ön saflarda koşturan kahraman bir erdi O Ruhunda erenlerin ahlâkını yaşattı Bir karınca misali her dem çalışıp durdu Etrafını samimi dostlarıyla kuşattı Merhamet iksiriyle dolduruverdi yurdu Ermenek’in semaya yükselen sesiydi O Bir asırdır çalınan onur bestesiydi O Şiirimiz onunla yüreklere açıldı Kalemiyle dil oldu ülkemin insanına Gönül muhabbetiyle kanatlanıp saçıldı Muhtacız o çınarın ilmine,irfanına Şiiri gönüllere sevdirdi, tanıttı O Ankara’dan yükselen görkemli anıttı O Hasret duygularıyla yolunu gözlüyorken Üstad’ın hastalığı yürekleri dağladı Yeni şiirlerini bekliyor,özlüyorken Ölüm haberi ile şâir ruhlar ağladı Gider ayak kalpleri tasayla bürüdü O Arkasına bakmadan sonsuza yürüdü O. M.NİHAT MALKOÇ
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
YÂR ANNECİĞİM Hoşgörü tatilde,sevgi firarda İnsanoğlu sağır,kör anneciğim Bir çıkmaz yoldayız,cemiyet darda Kahırla yaşamak zor anneciğim Sinem alev ateş yanıyor şimdi Yüreğim hicranda,kanıyor şimdi Seni cümle âlem tanıyor şimdi Hasret yüreğimde kor anneciğim Her gece yarısı düşüme düştün Bir burak misali peşime düştün Erittin karımı kışıma düştün Bu rüyayı hayra yor anneciğim Benimle ağladı mehtap bu gece Boğazımda düğümlendi her hece Ağladım,gözyaşı döktüm günlerce Ruhun ahvalini sor anneciğim Buz tutmuş hissiyat,sanki zemheri Karanlığa boğmuş hüznün her yeri Hicrandır nihayet kulun kaderi Tuvalimdeki renk mor anneciğim Bülbül çilelerde,gonca gül nazda Hayalim tarûmar,kalbim niyazda Buz tutmuş hatıran gece ayazda Bu çıkmaz hâlimi gör anneciğim Suretim gülse de yanıyor özüm Sensiz,hakikati görmüyor gözüm Gönül teli kırık,çalmıyor sazım Perdeli gözlere fer anneciğim Her şafak vaktinde seni özlerim Ufkun ötesine dalar gözlerim Çaresiz kalmışım,tutmaz dizlerim Mübarek elini ver anneciğim Rahmet yağmurları bize de yağar Gün gelir ufuktan bir bedir doğar Işık hüzmeleri zulmeti boğar Karanlığıma nur ser anneciğim Bahçemdeki güller boynunu bükmüş Kökleri kurumuş,yaprağın dökmüş Gönül coğrafyama karanlık çökmüş Yetim güllerimi der anneciğim Mecnun Leyla’sına,çöllere küstü Umutlar,umuttan umudu kesti Serzeniş nafile,kırıldı testi Dört yanımız isyan şer anneciğim Mavera çağırır her gece beni Bir sıtma nöbeti sarar bedeni Aslında terk eder kalan,gideni Sensiz dünya bana dar anneciğim Gözlerim mâziye,hayale dalmış Ruhu yedilere,kırklara salmış Senden bize bir çift hatıra kalmış Yüreğimde üşür kar anneciğim Ninniler söyleyin,geceye inat Şefkat hislerini içimize at Hayatlara pusu kurmasın hayat Dünya dünya değil,nar anneciğim Bırakma elimi,tut düşüyorum Buna hayat dersen eh yaşıyorum Temmuz sıcağında çok üşüyorum Sıcak kollarını sar anneciğim Didarın ruhumu süslüyor her an Duanla yeşerir bu bedende can Vuslat derken beni sarar heyecan Senden gayri var mı yâr anneciğim? (08 Mayıs 2005 Pazar-Anneler Günü) M.NİHAT MALKOÇ
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Hergün dolaşıyorum buralarda da..İzedebiyatın ne denli genişlediğini görerek seviniyorum, mutlu oluyorum.. Dilek, istek sayfasını bulup bi türlü giremedim. Arkadaşım Nurdan Saydam, benden rica ediyor..Aylardır sayfasına giremiyormuş..hasret kalmış..tabii Şifresini unutmuş..Bi hatırlatsanız diyorum Sayın Diren Yardımlı,,,,,,, ilginiz için sonsuz teşekkürler..esen kalınız, efendim ! Gürcan Erbaş/Erenköy-İst.
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Seninle uğraşmak mı... Tövbe! Sen başka delisin. Senin olduğun yerde, değil çomak... (Kürdanın gölgesi dahi olmaz). Bu karınca duası yazıları okumanın verdiği ayrı baygınlığı diz raflara, cevap vermek daha zor boyamaktan duvarları griye. İbranice, kökeni iç veya orta tuttur ama. Dil kayması var, sende. Şivene ardıç kuşları yuva yapmaz, kaygansın. Buz pisti olsa (Zeytinburnu da açılacak). Topla arkadaşlarını, güvercin takla oynayalım. kaygan zeminde!
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Emdiğimiz sütün mümessili olmasa gerek, çiğ olmanın tek vesilesi. "Adnan Abi için, değil bu kursak dolgunluğu" Kimleri başımızın bakanı ilan ettik de hiç başımız arınmadı bitten. Bir elin sayılı parmaklarından fazla olamaz kaderimle, kederinle ve Eylül ile oynayanlar. Bela, sahibini ve sahibesini bulurmuş... Hiç mi kimsenin aklına düşmedi Ağcalık. Papa! Değil ki sebebi, kazai ihmalin zanlısı. Kaç Papa nın zivanası olduk da çekdikçe içimize etkilenmedik, ta ki öksürükle gelene kadar kan. Boyu büyük olacak fidanları kışın orta vakti budadıkların olsa gerek, yedi kıtanın güneşine erişemeyişimiz. Merakımızın cevabı hep çay kaşığında suda hıçkırmamız değil mi. Doldur zehri kadehlere ey Saki. Yeniden aşık olalım.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
17 Eylül günü, İsmet İnönü, yanında Dışişleri Bakanı olduğu halde saat 10:00’da Genelkurmay Başkanı’yla görüşmüş ve Genelkurmay Başkanı’na, “Menderes’in asılmasına engel ol paşa!” demişti. Genelkurmay Başkanı, “ İğne deliği kadar hukukun geçeceği bir yer gösterin, yapalım” yanıtını vermiş, bunun üzerine, saat 11.00’de Çankaya Köşkü’nde Devlet Başkanı Cemal Gürsel’le buluşmuşlardı. Cemal Gürsel, Menderes’i kurtarmak için Yassıada’ya yeni bir doktorlar heyeti gönderip, “Akli dengesi bozuktur” diye rapor verilerek infazın durdurulmasını önermiş, bu da uygun bulunmuştu. Albay, bütün bunları Genelkurmay Başkanı’nın ağzından dinlemişti. Üstelik bu konuşmada tanıklar da vardı. Yassıada’yı arayan Cemal Gürsel, karşısına çıkan, adanın güvenlik ve savunmasından sorumlu Yüzbaşı Remzi Oral’a, “İnfaz durdurulsun, yeni bir doktorlar heyeti gelecek” demişti. Yassıada’dakilere ise, Ankara’da Menderes’in cezasının uygulanmaması yolunda girişimler olduğu haberi çoktan uçmuştu. Yüzbaşı Remzi Oral, infazın durdurulmasını önlemek için, Cemal Gürsel’e, “Menderes’in İmralı’ya götürüldüğünü, cezasının da büyük bir olasılıkla infaz edildiğini” söylemişti. Gürsel telefonu hayal kırıklığıyla kapatmıştı... Yüzbaşı Remzi, durumu hemen ada komutanına bildirmiş, daha Yassıada’da bulunan Adnan Menderes’i alelacele hücumbota bindirip İmralı’ya göndermişlerdi. Menderes, bütün ilkelere aykırı olarak gündüz saatlerinde asılmıştı... İhtilalin Süvarisi Nesrin Turhan Sh:334-335 Doğan Kitap
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
Dişlerimi yeni fırçaladım. Kenanı ısırmayacağım. Onun kedisi varsa "Cafer" çok sokak köpekleri var baş harfi; "Çomar". Kinayeyi, kinaye kadar severim. Lütfü kambur. Senin merhametin, benim parmaklarımı kamaştırıyor, ayın şakkında kadeh sesleri. Ruhi Efendi... Suçiçeği veya kızamık... Kalsa bana Pinokyo olmanı veya yerine kabakulak olmanı, yeğlerdim. Ben gemileri leğende yaktım. Ustan varsa, gel. Yirmi dokuz harften öteye geçemem. X, W, Q... Bak döver seni dalgalar. Çek beni, oynama. Bir dönme dolaba binersin, indirene, aşk. Bekçiler de gider lunaparktan, zincir delisi olursun sabah seni kucaklamaz. "yine bu bana, niye kızdı." Saksıları mart veya sarı odalarda değiştirmek vardı ya, anasını satayım tuzlusu daha iç götüren akan suların. Hazret; dünyaya çelme takışların daha güzeldi, libasını satmadan... Yeni türevi oldu setin ikinci yarısında, renk değiştiren pembe burunlu saray soytarıları. Sana denizci yemini, bu seferde de gemiler ertelenecekse diğer sefere, korsanım. Yok, be baba... Körfeze kızdım. Haliç mis kokulu. Yaradana şükür ne gafletse yine de ayığım. Kozmik!
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
Ne tufanlar kadar sert, ne de meltemler kadar esmeme kaygısı taşımadan. Bir arkadaşın oğlu film yazacakmış, senaryo. Nasıl olmalı, her konuşana tireler mi konmalı. Hikâyeden nasıl dönüştürülüyor, filme… Saygılar. Ruhani bir edebiyat savunucusu olmama rağmen, okumayı es geçmenizin sebebi hakikatinde donuk kaldım. Karşıyım okumaya, etkilenmemek için. Benim düşlerimi düşmüşler satırlarına. Benim Kelaynak. Tekerleği ben bulmalı, Edison çifte dönerken bitmeliydim, ampul. Ağzı açık ayran delisi olarak kalmalıydı, Hamlet. Diğer elimde tandırda kelle, yemeliydim beynini, dili sevmem kedilere veririm. T.D.K. münhasır. Hasır demişken; cami hırsızları, cam silicileri, Kuran satıcıları… Yaşın, yaşıma eş… Bilirsin Avanak Avni ve Ayı Dilaver’i… Utanmaz Adam hiç utanmadı ki. Deli Ziya, pire peşinde. Ekmek Teknesi… Erkeklerin daha ziyade âşık olduğuna inanırdım, pas vermedi kızlar ilkokuldan yana. Hiç görmedim açıldığını, o örgülerin. Sustalı maymun vurgunuydu. Saç çekmek olası bir sevgi işaretiydi. Oturmak sırasına… “Kalkar mısın”? Üç uyarı ve bir disiplin cezası aldım telle yaptığım dönen lastikli sesten ötürü içinde zarfın. “Teli Y’ harfi kıvamında bükün, sapan gibi. Bir düğmeyi iki deliğinden geçirdiğiniz lastikle, kıvırın. Kopmayacak kadar gergin. İki parmağınızla tutun, dönmesin. Bir zarfın içine yerleştirin. Kızılay zarfı da olur, THY zarfı da, körlere yardımda. Mesele zarf olsun. Usulca, elalem teneffüste veya beden eğitimindeyken defterinin arasına koy, zarfı. Pırrrrrrrrrrrrrrrrrr. Hayat pırken daha güzel. O gülmenin tonu kaç pirzolaysa. Öperim. Nihavent…
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
Sanıyorum "Yazarken okumak" başlıklı iletide düşüncelerimi iyi ifade etmeyi beceremediğim için yanlış anlaşıldım. O iletideki amacım size yaşadığım bir olayı aktarmaktı. Bir yazanın yazıları o kişinin birikimlerinin tümü artı henüz bilmedikleridir. Bazı şeylere ihtiyacınız olur araştırırsınız bazı şeylerin de henüz zamanı gelmediği için içinizde bir yeri olmaz. Bu konudaki yazılara katılıyorum. Bir yazar yazar. Eğer okumak için günde altmış dakikanızı ayırıyorsanız, yazmak için günde en az altmış bir dakikanızı ayırın demek istedim son bölümde. Eğer günde on saat okumak için zaman ayırıyorsanız on saatten fazla yazmak için zaman ayırın. (Yazmak için okumayı da yazmak için ayrılan zamandan sayıyorum) Belki insanın karşısına söyle bir soru çıkabilir. "Acaba ben okuyan bir yazan mıyım yoksa yazan bir okur muyum?" Bu sorunun her zaman için geçerli bir yanıtının olmadığını takdir edersiniz. Yine de bu soruyu kendisine soran için genel bir yanıt her zaman vardır. Kişinin bulduğu yanıt onun yazma ile olan ilişkisini belirleyecektir.
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Sevinçli olduğum zaman yazmayı çok severim.Daha doğrusu ilham o zaman gelir herhalde. Mutlu olmak hep daha tetikileyici oluyor. Ama insan hüzünlü zamanlarında da yazar.Doğanın da çok büyük etkisi var. Çocuk ve kuş sesleri mesela...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bir kaç güne kadar ismim altında yayınlanacak olan "Kalk Be Şiddet" isimli yazı bana ait değildir, İzEdebiyat yazarlarından dedem "Hasan Çekmer" tarafından yazılmış ve yanlışlıkla benim sayfamdan gönderilmiştir. Sayın editörlerden gereğini yapmalarını rica ederim. Ayrıca yazarlık kaydımın artık silinmesini tekrar tekrar rica ediyorum(yazışma bölümünden cevap alamadığım için buraya yazıyorum, özür dilerim)... En azından bu tür yanlışlıklardan kurtulmak için... Yürekten saygı ve sevgilerimle... ÖZGÜR
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
Sanırım burada kastedilen okumamak değil, okunanlara çok fazla kapılmamaktı. Aksi halde birbirinin tekrarı yazıları yazan insanlar ve bu yazıları bıkmadan usanmadan okuyan insanlar yarattıkları bu yeni alışkanlık nedeni ile farklılıkların önünü tıkadıklarını dahi farkedemiyorlar. Bunu yaparken farklılıkların farkında olmaktan mahrum kaldıkları için de "yazı neden yol almıyor?", "şiir neden kendini yenilemiyor?", "neden bu ülkede akademik çalışmalar yapılmıyor?","niçin yeni fikirler üretilmiyor?" söylemleri artıyor. Tez çalışması hazırlamışsınızdır. Gidin üniversitelere, bir konu ile ilgili yazılmış tüm literatürü tarayın (kitaplar, yüksek lisans ve doktora tezleri)...Her biri birbirinin tekrarı. Çünkü araştırmak yok...Burada yazılmışı var deyip al koy kendi çalışmanın içine. Özgünlük yok, üretim de yok...Ama bu ülke üniversite mezunu kaynıyor orası ayrı mesele... Bu yüzden i-l-e-r-l-e-y-e-m-i-y-o-r-u-z. "Yazıbaz" kelimesini türettikten sonra, TDK yetkilisi ile görüştüm (yazımda dile getirmiştim). Bana göre yaratıcılıktı ancak uydurmacılıkta olabilirdi. Orkun Bey'in dediği gibi araştırmazsam doğru yanıtı bulamayacaktım. Görüşme neticesinde fazla kelimenin birden fazla anlamını uzman ağzından öğrenmiş oldum. Yazıyı yazarken kendimden emindim çünkü elimdeki bilgi teyit edilmişti. Yani yaratıcılıktı uydurmacılık değildi... Okumadan yazalım demiyoruz kanımca, okuyalım ama okuduklarımızın çok fazla etkisinde kalmadan kendi özgün, yalın, bize has tarzları yakalayalım, fikirleri ortaya koyalım...Hepimize katkısı olacaktır. Saygılarımla. Naile.
Başa Dön