"Gelecek, şimdiki zamandan çok da farklı değildir; sadece daha pahalıdır." - George Orwell"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
şu kesme işaretinin kurallarını kim koymuş anlayamadım. Bir bölüm kullanımını biliyorum ama yazarken beni acaip zorluyor.Cümle örnekleri vererek bana yardımcı olacak arkadaş var mı ?
?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
kesme işaretinin kullanımında slında düşündüğünüz kadar zor bir şey yok. ayşe'nin kalemi gibi komik bir örnekle başlayabiliriz mesela. özel isimlere gelen çekim eklerini kesme işareti ile ayırıyoruz. ama çekim eklerini, buna dikkat! "İzmirli" derken -li yapım eki olduğu ve kelimeye yenibir anlam kattığı için onu kelimeden ayırmıyoruz. bu sadece yönelme, bulunma, belirtme gibi durum eklerinde ve diğer çekim eklernde kullanılıyor. ama bence asıl sorun gereksiz yere kullanılan noktalı virgüllerde. noktalı virgül aslında sadece bir noktadır. cümle biter ve noktayı koyarız. ama bazen iki cümleyi ayırmak da istemeyiz. bu yüzden hem cümlenin bittiğini hem de devamında onunla ilgili başka bir cümle olduğunun belirtmek için noktalı virgül koyarız. örneğin: Yazıyoruz; ama noktalama işaretlerine önem vermiyoruz. :)
?
Bir Yazar
Edebiyat Tartışmaları
[[B]]TÜM İSTEDİĞİM KENDİM OLMAKTI NEDEN BU KADAR ZOR OLDU?[[/B]] Hermann Hesse, Almanya’da ırkçılıkla karışmış bağnazlığın yükseldiği ve başta eğitim olmak üzere toplumun her kurumuna nüfuz ettiği yıllarda(1877’de Calw) doğmuştu, ailesinin ve çevresinin bütün baskılara rağmen İlahiyat okulunu terk edip önce kitapçılık yaptı, ardından yazarlığa başladı. Böyle bir atmosferde yazılacak konu sayısı kısıtlıydı elbette; Almanya’daki militarist ve milliyetçi hareketlerin yaygınlaşması üzerine İsviçre’ye yerleşti. Ancak Avrupa’yı saran savaş dalgasından kaçmak, kurtulmak anlamına gelmiyordu. Hesse, ağır bir bunalım geçirdi ve psikanaliz tedavisi gördü. Romanlarından yansıyan ruhsal tahlil zenginliğini biraz da bu hastalık dönemine borçludur. Hindistan’a yaptığı yolculukta tanıştığı ve çok etkilendiği Doğu kültürünü Jung’un psikanalizi ile -Avrupa’nın şiddet atmosferinde- birleştiren Hesse, uygarlığın yıkıcı etkileri ile baş edebilmek için, kişinin öz benliğini geliştirmesine yönelik bir dünya görüşüne bağlanarak metinlerinde Doğu’nun gizemciliğini -zaman zaman mistisizme varan bir biçimde- işledi. 1946’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan yazar,1962’de İsviçre’nin Montagnola kasabasında öldü... Hermann Hesse'ın Yayınlanmış Kitapları Bozkırkurdu Çarklar Arasında Demian Doğu'ya Yolculuk Gençlik Bunalımları Harika Çocuk İnanç da Sevgi de Aklın Yolunu İzlemez Kaplıcada Bir Konuk Klingsor'un Son Yazı Knulp Küçük Dünyalar Masallar Narziss ve Goldmund Öldürmeyeceksin Ressamın Şiirleri Peter Camenzind Sevgi Üzerine Siddhartha Yabancı bir Gezegenden Tuhaf Haberler Şeftali Ağacı Hermann Lauscher Gertrud Gençlik Güzel Şey Doğu Yolculuğu Bir Büyücünün Çocukluğu Boncuk Oyunu Rosshalde Bozkırkurdu’nun Düş Yolculukları Herman Hesse (Almanya 1877 - İsviçre 1962), tüm yazarlığı boyunca insanın öz biçimini bulması gerektiğini savundu. Hesse’nin kişisel varoluşu yerleşik biçimlere bir başkaldırıydı. Onun 1950’ler sonrası 20.yy. gençliği için yol gösteren, ışık tutan bir yazar olduğunu söylemek gerekir. Bireysel bunalımların çözümünü Doğu felsefesinde arayan ve eskimesi mümkün olmayan öncelikle ‘insan’ bir yazardı o. Cervantes, Dickens, Zola bir yana, özellikle Alman romantiklerinin izini süren, Antik Yunan klasiklerini kendi dillerinde okuyan Hesse, Goethe’den ve Doğu düşüncesinden etkilenerek kendi yazınını kurmuş bir sanatçı. Bunalımlı bir tabiatı var. Buna rağmen kadınlara düşkün olduğu da söyleniyor. Zaten üç kere evlenmiş. Tam bir savaş karşıtı. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte İsviçre uyruğuna geçip Almanların ordu düşkünlüğünü protesto etmiş. Tipik bir karamsarlığı da sözkonusu. Dünya düzeninin çarpıklığına inanıyor, her şeyin düzeleceği ütopyasına tüm varlığıyla karşı çıkıyor. Bu, roman ve öykülerindeki kahramanların da paylaştığı bir his. Hesse’nin yarattığı karakterlerin çoğu evdeki hesap çarşıya uymayınca, düşündükleri gerçekleşmeyince, özlemlerine kavuşamayınca hüzne boğulup, ölüyorlar. Roman ve öykülerinde kullandığı dil, anlatım üslûbu ve fantastik boyut Hesse’nin romantiklerden aldığı mirasın kendince bir yorumu olarak karşımıza çıkıyor. Hesse, insanı doğanın bir parçası olarak yorumluyor. Yarattığı kişiler, kendilerini çevreleyen doğadan ve kendi tabiatlarından kopunca ‘bitiyorlar’. Hesse deneyimini ergenlere öneriyoruz ya, bu, hazırlıksız yakalananlar için biraz sarsıcı bir yolculuğa da dönüşebilir. Çünkü, yazarın da söylediği gibi, insanın içindeki şeytanla hesaplaşmasından önce Meryem’ini bulması gerekiyor... Bu bakımdan Hesse ile kendim arasında bağlantılar kurmadan edemiyorum. Karamsarlık hemen hemen tüm yazılarımda peşimi bırakmıyor. Detayli psikolojik tasvirleri ve Hesse'i seviyorum. Türkiye'de daha çok Demian, Siddartha, gibi romanları ile ön plana çıkmış olsa da Peter Camenzind, Boncuk Oyunu detalı psikolojik tasvirlere yer verdiği bir nevi yaşam öykülerini yansıtan eserleridir. Ben hemen hemen tüm eserlerinde Hesse'i ve onun hayatını zaman zaman da kendimi bulurum. Kendinizden birşeyler bulacağınıza inanıyorum. GECE Çok yakından tanırım geceyi, Birbirimizin düşüncelerini okuruz, Eski zamanlardan kardeşiz biz, Aynıdır bizim yurdumuz. Fakat bir gün vakti gelecek Ve o beni bütünüyle kucaklayacak! Eğiyor başını, yanaklarımı okşuyor Ve ‘Hazır mısın?’ diye soruyor [[B]]SEVİLMEK MUTLULUK DEĞİLDİR . HER İNSAN KENDİ KENDİNİ SEVER AMA, MUTLULUK BİR BAŞKASINI SEVMEKTİR.[[/B]] [[B]]
?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
daha mühim bir konuya değinmek istiyorum. dilimizde son dönemde yapılan en büyük yanlışlardan birisi bu. gazetelerin çanak çömlek ve dergi dağıtmaya başladığı günlerden sonra iyice ağzımıza yerleşen...'ya özel... kullanımı. özel kelimesinin karşılığı olarak hususi kelimesini de kullanıyoruz. ya da kişisel. ama kadınlara hususi ya da kadınlara kişisel bir dergi demeyiz asla. bunun yerine kadınlara mahsus kullanılır. mahsusun karşılığı da özgü kelimesidir. yani kadınlara özgü bir dergi olur, kadınlara özel bir dergi olmaz. ancak şöyle denebilir: biz oturduk çalıştık; kadınlara, (virgül) böyle yepyeni ve özel bir dergi yaptık. burada özeli sıfat (önad) olarak kulanırız. "kadınlara özgü"de ise edattır özgü artık. çünkü kendinden önce geeln kelime ile ilişki içndedir. umarım bu konuda daha dikkatli oluruz. unutmayalım ki dil canlı ve gelişen bir şeydir. ve bu tür yanlış kullanımlar onu köreltip öldürür. saygılar
?
Bir Yazar
Edebiyat Tartışmaları
Benimkisi geç kalmış bir tanışma belki bilemiyorum. Belki de birçoğunuz çocukluk yıllarında okuyup, kitaplıklarınızdaki raflarına çoktan sabitlediniz Stevenson'un bu kitabını... Ama bana inanın gerçekten o tozlu raflardan çıkarıp yeniden okumaya değer... Viktorya Dönemi'nin ahlakçı paranoyasının insan bilincinde yarattığı yarılmayı yansıtan heyecan yüklü bir başyapıt... Bilinmeyeni kurcalayan ve vücut kimyasının insan psikolojisi üzerindeki etkisi üzerine içerdigi hayal gücüyle yüz yıl öncesinden geleceğe bakabilen bir eser... İnanın eser sizi öylesine sarıp sarmalıyor ki elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Dilinin akıcılığı, konunun merak uyandıran sarsıcılığı yanında halen çözemediğim sizi alıp götüren birşeyler de var. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, bir insanın ruhundaki iki farklı kişiliğin; iyinin ve kötünün etkileyici ve heyecan yüklü çatışmasını anlatıyor. Öykünün ürpertici gizemi ve bir adamın ikili doğasının zeki ve hassas biçimde portrelenmesi, Stevenson'un yüz yıl sonra bile bizleri eksilmeyen bir dehşet ve duygusallıkla etkileyen çok büyük ve usta bir yazar olduğunu ortaya koyuyor. Alegorik bir korku romanı olarak nitelendirilen bu yapıt aynı zamanda bilimsel öğeleri kullanan ilk bilimkurgu romanlarından olma niteliğini de taşıyor. Öncelikle bana öğretilen şeye göre yaşamımızın yazgısı ve yükü sonsuza dek insanın omuzlarına yüklenmiştir ve bunu üzerimizden atmaya çalışmak bizi daha alışılmadık ve daha korkunç baskılar altında bırakır. Zaman aşımına kesinlikle uğramayan roman içerisinden çekip çıkardığım bu sözcükler gerçektende üzerinde düşünülmesi gereken türden... Robert Louis Stevenson, geçmişten çekip çıkarılmayı bence fazlası ile hakediyor.
?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
Öncelikle merhaba demek istiyorum. Siteye yeni üye oldum.Sitanin gerçekten dilimizi ve edebiyatımızı yakından ilgilendiren bir içeriği ve tartışma platformu var. Benim değinmek istediğim konu, herkesin ağzında olan yeni kelimeler ve anlamsız cümleler ki, bence bunlar dilimizi çok fazla yıpratıyor. Televizyon bu dil bozulmasına özellikle zemin hazırlıyor. Bir kaç örnek vermek istiyorum: 'kal geldi', ' heyecan yaptı', 'derrrmişim' vs.. Bu tip kullanımlar dilimizi çirkinleştiriyor . Dilimizin melodik yapısını mahvediyor. Yeni konuşma tarzından hiç bahsetmek istemiyorum çünkü ne fonetik, ne de artikülasyon kullanılıyor artık. Herkes kendi bulduğu bir Türkçe konuşma tarzıyla, yüz, yüzelli kelimelik kelime haznesiyle günülerini dolduruyor. Dilimiz bozuldukça milli bilincimizide yitiriyoruz. Bu çok can sıkıcı bir durum.
?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
sayın çağıl, elbette haklısınız. burada asıl sorun bilinçli olabilmek. söylediğiniz cümleleri bazı dizilerde komik bir öğe olarak kullanıyorlar. bu o kadar da yanlış değil. ve zaten bunu bir eleştiri olarak da yapıyorlar. ama sorun bundan sonra başlıyor. bir bakıyoruz; biz de başlamışız bunları kullanmaya. bir süre sonra öyle yerleşiyor ki artık bize normal ve sıradan gelmeye başlıyor. fransızların kendi dillerine sahip çıktıklarını biliyoruz. bunun için hep yeni kelimeler ürettiklerini. bizim dilimiz halbuki bunun için en olanaklı dillerden biri. ama üretilen kelimeler ya kullanışsız ya da anlamsız oluyor. üretip de kullandığımız şeylerse işte yine bu komik söylemlerle dolu. bay geldi, kal geldi, oha felan oldum yane.... biraz bilinç yetecek aslında. sadece herkesin içinde bulunduğumuz bu karmaşayı görmesi gerekiyor.
?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
Kullanılan saçma kelimelerin insanların ağzına kolayca pelesenk olması zaten can sıkıcı. Dil Kurumumuz bu konuda yetersiz, umarım bir şeyler düzelir.
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Beni yağmurun yağışı çok etkiler. Duygularımızın evren ilemüthiş bir ilgisi var. Su sesini kim sevmez ki???
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
Yazma isteğinin bir gereklilik yada yazmalıyım, ben yazacak adamım psikolojisinden uzaklaştığı ve silik bir yazmalıyım temennisinin hakim olduğu zamanlarda başlıyor hep yazma sürecim. İlk üç dört dakika çok önemli benim için. Zaten işin omurgası çıkıyor yada geri dönüşüm kutusundaki yerini alıyor genelde başladığım ve yazdığım bir kaç paragtraf. En büyük sorunum ekrandan okuyamamak. Zira yazarken sürekli ve tekrarlayarak okumak çok uyguladığım bir yüntem. Buna rağmen yazdıklarımda çok az değilişklik yapıp gidişatı tayin için kullanıyorum sanırım bu tekrar tekrar okumaları ben. Yani benim en temel sorunum teknik. Bir göz doktorunun çözebileceği türden bir sorun. Ama bunun yanı sıra konuyu beğenmeyip yarıda bırakmak (ki bu durumda yazıyı mutlaka yok ederim) ikinci büyük sorunum. Murpy yasalarını da eklersek tam yazmaya başladığımda televizyonda es geçemeyeceğim bir şeyin başlaması, kıramayacağım birinden vaktimi talep eden bir telefon yahut elektriklerin kesilmeside üçüncü büyük sorun. Tüm bunların ışığında iddialı biri olmasam da yazmak süreci öncelikli olarak bir isteme, çaba sarfetme ve sonuçlandırma için gereken enerjiyi sarf etme aşamalarının toplamı sanırım. Ama birisinin sizin yazdığınız herhangi bir şeyi beğenmesi duygusu ve bundan sizin haberdar olmanızın verdiği o büyük keyif.( tabiki bunun size sunuluş şekli ve inandırıcılığı çok önemli) benim 36 yıllıl hayatımda tattığım en büyüz zevk diyebilirim. Garip biliyorum ama yazdıkğım herhangi bir şeyi sadece beğenilmesi, türünden konusundan ve aynen katılıyorum dedirtecek kadar ortak fikir olarak tarif edilmesinden daha zevkli. Sevgilerimle. Gültekin BAYIR
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Sözlerini hiç bilmediğim veya anlayamadığım bestelere söz yazmak ilginç geliyor.
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
Öncelikle yeni bir merhaba.. Bu da benim bu sitede olan ilk girişimimden kaynaklı olacak.Şunu söylemeliyimki konu başlığınız çok hoşuma gitti yada ilgimi çekti demeliyim. Gördüğüm kadarıyla sizinde belirttiğiniz gibi tamamen teknik olduğu konusunda sizinle hemfikir oldum fakat bunu daha farkı bir platformun üstüne taşımış olmanız sanırım daha hassas ve kuramsal bir yaklaşım olacak. Şöyle demeliyimki bunu bilgi-kuramsal ve sosyolojik boyutlardan (en azından) ele almanız haklı bir tanıt olacaktır. Yazma sürecinin kendisini edebiyat tarihiyle açılımlayabileceğimiz gibi bunun içinde yazınsal gelişimi özne-nesne, doğa-insan, ideal-gerçek gibi temel ikilikler üzerinden örmeye çalışırsak sanırım bu noktada da yekün bir eleştiri mekanizmasınıda harekete geçirmiş oluruz. Konu olarak seçiminiz önümüzde kült bir sorun olarak karşımızda durmasına rağmen, sizin kişiselleştirme eğiliminiz ,sorunsal olarak yazma sürecine yetkin bir yaklaşım olmadığı düşüncesine kapılmadaan kendimi alamıyorum ve en önemliside bu yabancılaşma ve yalnızlık olgusunuda gözönünde tutarak alternatif yaratmak gerektiğini düşünüyorum.
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Gördüğüm bir rüya beni yazmaya itebilir. Aniden çıkıp gelen bir melodi gibi... Hazırlıksız yakalandığım, geçmişimden, şimdiden ve gelecekten kopup gelen rüya kahramanları... Rüya mı, gerçek mi tam olarak algılayamadığınız zamanlarınız varsa, sürekli gerçekler rüyaya, rüyalar gerçeğe dönüşüyorsa o zaman, farkında olmadığınız bir yazma sürecindesinizdir. Ben rüyaya yazmak için yatıyorum ve yine yazmak için uyanıyorum yeniden... Bu yaşam kadar rutin ve kısır bir döngü aslında... Buna rağmen yaşamayı seviyorum en az yazmayı sevdiğim kadar... Öykü kahramanlarına inat; "Görecek daha çok rüyam var."
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Yalnız kalınca, kafamın içinde kendimle tartışmaya başlayınca, bir kördüğümü çözer gibi olunca farkediyorum ki; içimde benim dışımda yaşayan bir dolu insan var... Yaşamalılar... Varlığını farkettiğim her insan için yazıyorum. Yoksa bu şizofrenik bir durum mu?!!Öyle olsa bile...
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Behsetmiş olduğunuz, dışımızda yaşayan insanları gözlemlemek ve onları yazmak... Yazma süreci için olmazsa olmaz olması gerekli bir zorunluluk belki de... Yaşamları, insanları, sorunları, sevinçleri, duıyguları hayatın tüm devinimlerini hissetmek ve bunları yazıya dökebilmek. Bu belki de çoğu zaman benim de yaşadığım bir durum. Onun dışında yazma sürecinde öyle bir durum var ki o ise bambaşka... Yaşamı yazıya yazıyı da yaşama taşımak: yazı yazmayan insanların anlayamacağı bir durumu daha fazla açmaya çalışayım. Bir roman, öykü, hikaye yazarken kahramının hayatını benimsemek onun yaşadığı duyguları sarsıntıları derinden hissetmek zaman zaman yazının baş kahramanı olmak ve yazı içindeki tüm etkenlerin kahramana yapabileceklerini önceden bildiği halde ilk kez karşılaşıyormuşcasına şiddetli yaşamak... Yazıyı yaşama taşımak, annemize ya da bir yakınımıza kahramanın gözünden bakmak yaşamı ve yazıyı birbirine katıştırmak belki de bu daha şizofrenik bir durum ama beni kesinlikle rahatsız etmiyor kahramanın kılığına girmeden onu gerçekten hissetmeden yazıdan tatmin olunabileceğine inanmıyorum. Bu şizofrenik durum olsa bile bence olması gereken...
Başa Dön