Yıllar önce kaleme aldığım ve bir günah gibi herkesten gizlediğim şiirimi ilk defa siz... değerli üyeleri ile paylaşmaya karar verdim.Takdir edersiniz ki çok heyecanlıyım . Sözü uzatmadan sizi o güzel şiirimle baş başa bırakıyorum.
BAHÇELERDE
Bahçelerde domates
Gel bize bazı bazı
Madem yüzme bilmiyorsun
Neden çıktın ağaca?
Yaşasın cumhuriyet!
Tavuklar çiçek açtı
Ellerinde poğaça
Alakaya maydonoz
Bu ne biçim lacivert
Eveeet çok beğendiniz dimi.! by serden gecti
..............................................................................
bahcelerde tere
yanima gel hele
sana zeytin topladim
sepet sepet sele sele
bahceler belledikce yeserir
gozler elledikce yasarir
mendil kurutmayi basarir
gozyasimi sile sile
bahcelerde sebze taami besini
sair nerden aldin sen bu ilhami esini
lutfen ya sus ya kes sesini
gozu acik gidecegim kahrimdan ole ole
acemi gibi davranirsin
bostan yere kivranirsin
yol yordami ogrenirsin
vara vara gele gele
bahcelere postu serdin
bilmem ne senin derdin
renklerden morumu gordun
arayipta bula bula
sairligi hayal etme
cehaletin beyan etme
yogurdunu ziyan etme
gole maya cala cala
bahcelerden kaldirma beni
yilisip guldurme beni
al eline dondurmani
sapur supur yala yala
bahcelerde tere marul
ne kus buna nede daril
siir isi haril haril
petege bal sala sala
simdi yaa gercektende 15. 19. yuzyil halk edebiyatimiza goz attigimizda konar gocer yapilanma sonrasi mulkiyete gecisle birlikte mevcut tarim yontemi ile bol bol kabak pirasa maydanoz baklagiller yetisen bahcelerimize yazilan dizelerde siklikla rastladigimiz su tur ifadeler goruruz...
bahcelerde pazi
kucuk yasta aldim elime sazi
calarim bazi bazi dertli dertli vururum tele
tavuk zannettim kazi onunda tuyleri kirmizi ala bele ... gibi
bahcemin karpuzunu olmus mu diye yokladim
salataligimi uc uca ekledim kavunumu kokladim
sabirla ilham perisini bekledim bir basima kala kala ..gibi
bahcede pirasam hanide benim kel kafali deri kanatli yarasam
ciksam karsi dagda arasam
done done bakinipta saga sola... gibi bol bol capalanmis organik gubrelenmis bilumum zevaatin yetistigi bahceler.. bahcelerimize atifta bulunan siirlere tepki niteliginde yukarida en basta ornegini verdigim asik bostani ile atismaya giren asik hiyarinin taslamasindanda anlasilacagi gibi bir donem asiklarimiz doga yigitlik kahramanlik guzellik uzre yeterince siir yazildigini atilan okun en uc nokta menzile eristigini bu icin artik yere dusecegi bu alanda ileri gidilemeyecegi kaygusuyla cesit.. cesni bakimindan halil ibrahim bereketli bahcelerimize yonlenmiz taze fasulyeliklerimize dalmis ordan bol bol asmam cardaktan lahanami kiydim koydum sahanima cikarmis .. domatesimin cekirdegi kirmizi sen ey gavur papazinin bahcivaninin kizi karpuz kestim kirmiziya baliklama atlamis..o bahcelerden salkim sacak bol bol bahceye ektim sogan elde etmis maydanozla harman etmislerdir... gercektende o donem kaf dagi ardinda bir turlu ulasamadiklari kirpigi ok kasi yay yanagi elma bedeninde agit yakmadik en ufak nokta birakmadiklari hepsinin ayni zulfu siyaha asik oldugu peri padisahi kizi yerine bunyede daha fazla organ barindiran bahceler onlara hint kumasi olmus bol kepce malzeme cikmis.. bugun bile siir soframizda bahcelerde samirsak sarim sarim sarilsaktan bahceye girdim uzume cubuk deydi gozume bahcemde borulce menekse lalaye dek genis yelpazede zenginligimiz artik kabak tadi vermekte olup bu zerzevat enflasyonuna alternatif gunluk hayatta siradanda olsa diger konulara gecilmeli az bir sokaga cikilip tirafik sorunu hava kirliligi betonlasma issizlik zengin fakir arasi ucurum dile getirilmeli bu alanda eser vermeli .. bu gun ayin ondordu belediye bu kaldirimi niye soktu yeniden niye ordu birisi geldi saati sordu aptal aptal budala budala gibi siire yonlenmeli menu genisletilip cesit cesni tur cogaltilmali.. rasgele sokakta ayakkabi boyacisi berber ele alinmali isportaci uzerine siir getirilmeli yanlizca bahcede bagli kalinmamali bahce ustu guzellik kesfedilmeli tepedeki gunese buluta yildirima gurul gurul yanan sobaya aksam vakti dogan aya yildiza cuvalimizi diktigimiz cuvaldiza hulaasa birbiri ile benzerligi en kucuk yapi tasinda ayrisan degisik elementlere yonlenmeli oksijene helyum hidrojene oluye diriye siir yazilmali adam olmus gitmis diye gecistirilmemeli niye olmus vadesiylemi vakitsizmi irdelenmeli ruyasindami gormus icinemi dogmus sorgulanmali ince dert sahibimiymis kara sevdalimiymis arastirilmali geride kalanlara dunyalik bir sey birakabilmismi sorup sorusturulup ondan sonra agit mersiye yazilmali...daracik cerceveye hapsolmamali dil zenginligimiz gereksiz yere carcur edilmeden olabildigince bol keseden harcanmali.. siire baslamadan evvel agiz yikanilip disler fircalanmali sesin acilmasi icin cig yumurta icip incir yenilmeli dil badem yagi ile yaglanmali .. ses akustigini bozacak curuk dis var ise cekilmeli ses ekosunu olumsuz etkileyecek silikonlu dudak ile siir okunmamali dogallik dustur edinmeli.. dolandigi yerlerde dile aci biber surulmeli tutuldugunda bas isaret parmagi ile geri cekilmeli ninni kivaminda icten duygu yuklu ezgi elde etmeli.. dinleyenin icte yagi erimeli safra kesesindeki taslar dokulmeli yerinden oynamali... okura birsey verebilmeli.. siir siir olmali beri gelmeli.. ilkokukul musamerelerindeki doktor bey kalkiver nabzina bakiver boyum erismedi su ampulu duya takiver sonra lambayi yakiver saklabanligindan kacinilmali ucuz etten yahni cikmayacagi sonu dan dan dan la kafiye baglayip belescilikle iyi kumas cikmayacagi goz onunde bulundurulmali.. bahceden disari hava almaya cikmis sair ornek alinmali has bahcanin nar agaci kimi tatli kimi aci gonul derdinin ilaci ya bulunur ya bulunmaz dan sonra deryalarda yuzer behri doldurda ver icem zehri sunam gurbet elin kahri ya cekilir ya cekilmez demeli yoruldugunda ata binip arap olur bizim atimiz yardan atlatir zaatimiz gurbet elde kiymatimiz ya bilinir ya bilinmez dile getirilmeli bahcayla alaka tumden kesilmemeli gidecegim gurbet ele ya gelinir ya gelinmez her guzele gonul verme ya sevilir ya sevilmezde dikkati nazara alinmali bence .. o senin dedigin asma kabagi her yerde yetismez diyenin ses telleri operasyonla alinmali.. sebeb .. neden .. gerekce .. esenyelde...dostum esen yelde... ESEN YELLEEER ESEEEEN YEEELLEEER SEVDIGIMDEEEN MENEEE HEEEBEEEER GULUMUN CIIICEGI SOLDUUYgozum yaaasla yaslaa dolduuuy yaaaadima sen dusendeeeee
gozuuum yaaasla dolmasinmi ... dolmasinmiiii yaaaaar..
nesri bilmezsin nazimi bilmezsin redif uyak kafiye vezin hakgetire dizeyi beyiti bilmezsin.. be adam susmayidami bilmezsin.. bari ben susuyum yuiksek musadenizle susalim susalim tip..
bahcelerde taze nane
yesil yesil tane tane
bakir bir ibrik ver bana
abdest bozdum gule gule
goremezsiniz ormani denizi bahceden disari cikmadikca
gol olur kalirdi adi nehir bas asagi akmadikca
oyle ise bu tutsaklik esaret niye niye hapis olmak daracik bahceye
bu gercegi gore gore bu gercegi bile bile
derya icre balik olma mumkunsede
sen okyanus umman olmayi dile
siir orum zenaati iplik iplik cile cile
saki! oykun inleyen cirpinan seyda bulbule
kanatlan uc kon bagli kalma tek yaban gulune
var yanina yanas dok icini lale menekse sumbule... eeeeg yaaagni.. teminki sayilmaz yeni bastan bir ki uc tip...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Merhaba,
Şiirlerde tanıtımlı ve tanıtımsız çok giriş olduğu için şiirlerdeki tanıtım yazılarını kaldırdık. Listeler ve yazı sayfaları buna göre ayarlandı. Yazarların ve Şairlerin kendi liste sayfalarında ise tanıtım yerine şiirin başından bir bölüm yer alacaktır. Şiir yollarken şiir kümelerinden birini seçtiğinizde tanıtım bölümü formdan kalkar. Bunun sağlıklı çalışabilmesi için tarayıcınızın javascript ayarlarının açık olmasına dikkate etmelisiniz.
Önümüzdeki hafta içersinde yazar günlüklerini yapıt sayfalarına taşıyacağız. Bunu gösterme/göstermemeyi işlem merkezinden sizin ayarlayabilir olacaksınız.
Ayrıca yazılarınızı bölümler şeklinde birbirlerine bağlayıp sıralamanızı sağlayacak çalışmamız sürmekte ve en kısa zamanda devreye girecektir.
İyi çalışmalar
merhaba
şimdi ya ben unuttum- ya başka bir durum var:
yazıları okuyup "yorum yaz" butonuna basınca bazen hemen yorum yazman için gereken sayfa geliyor. ancak bazen de bana okur üyeliği yaptınız mı gibi soru soruyor?
işte ne olursa ondan sonra oluyor?
sistemde kayıtlı email adresini girmediğimi belirtiyor?
yani ben neyi yanlış yaptığımı bir anlasam?
...
bir de bu arada bir oluyor, acaba bilmediğim başka birşey mi var?
çok önemli değil ama yetkili arkadaşlar bir öneride bulunabilirlerse, ben de bu sorunu halletsem?
şimdiden teşekkürler!
uzun süren sınav stresi ardından tekrar beraberiz sevgili dostlar sizi sevgiyule selamlarım
Yürümeye üşenir, son vagonuna binerim trenin. Yol boyunca ileriye doğru atacağım adımların telaşı sarar benliğimi. Düşünürüm her makas değişiminde, başım cama hızlı değdiğinde. Üşenirken mi yürümeliydim, yürürken mi üşenmeliydim...
Gökyüzünün yıldızlara cömert davrandığı bir akşamdı. Rüzgar olmamasına rağmen sivrisineklerden eser yoktu. İkisi kiraz ağacanın tepesinde, üçümüz dut ağacının altında diğer ikisi de gererken çarşafları biz yedi arkadaş sabah anladık karadut lekesini.
Yürümeme değdi, neredeyse denize ulaşacaktı raylar. Beni karşılayan martılar, sabah simidinin kokusunu, size taşıyan rüzgar... İstanbul değilmiş ki yanlızlık. İskelede poşetler, lodostan melteme kayan bir hava oltasında balıkçının iki kıraça, selamlaştık.
Adımladıkca küçüldü avlu. Saydıkca zeytin taneli tesbihi, tenim kavruldu, mevsim değişti, aynı avlu, aynı havlu. Biz yedi arkadaştık...
Tasarımcı Avni... Avni lafı geçtiğinde hep aklıma Deve Dilaver gelir. Avni bana benzer, piknik tüp tipi. Nezaman baksanız iki elinde, iki bardak. Sorsanız, Orhan Veli der çıkar işin içinden.
Sekiz taş, dama... Neresinden hangi taşı kımıldatırsan kımıldat, esaret. Çin daması versiyonu, işkence diyelim de kurtulalım.
Avni! Avni'ye uzaylılar görücüye geldiğinde biz şahsen bearaber içiyorduk. Günahını almayayım ama sırf ona görünmüşler. Salı günü sizi götüreceğiz demişler ama bu siz lafı beni bağlamaz, ona kibarlık olsun diye, siz demişler. Hem korktuğumdan değil, benim uydularım ta tepelerde. Yıkılırsa dünya, yerim hazır oltada can çekişen kıraça hani bana Haydarpaşa da göz kırpmıştı ya, o bizim iletişim tekniğimizdi. O, balık haliyle son vagondan vapura yetişmeye koşan benken, ben zokayı yutmuş, mevsim balığı olarak oydum.
Dün kızartma çıktı karavanada, yoğurt vardı yanında. Yanında çatalın kaşık. Parmaklığın gölgesi vardı avluda ama avluda kilit kayıp.
Vazgeçilemez bir tutkudur yazı . Yazan için ; bazende okuyan için . Tutkular sahip çıkıldıkça değerlenir ve anlam kazanır . Bunun bilincinde yazdığım için hep zorlanmışımdır . Yazdıklarım daha azdır çöpe attıklarımdan . İşte bu yüzdende başarılı bulurum kendimi ... Çöp kutumu her defasında dahada genişletmeliyim , daha çok yazıp yırtıp atmalıyım ...
Editör arkadaşlar!!!
Son gönderdiğim yazım ana sayfada hiç yayınlanmadan, yalnızca kendi kategorisinde yayınlandı. Dolayısıyla hiç görülmemiş ve okunmamış oldu. Sanırım gözden kaçan bir durum oldu. İlgileneceğinizi umuyorum. Teşekkürler...
Yıllarca bu konuyu insanlara anlatmak için elimden geleni yaptım. Ancak insanlar böyle bir durumun kendi başlarına gelebileceğine ihtimal bile vermediler. Yediler, içtiler eğlendiler ancak kötü günleri için üç kuruş yatırımı çok gördüler. Bir bardak alkolü az alsa ne olurdu sanki ya da bir bardak kolayı. O zaman bu duruma düşmeyecekler ve yaklaşan ölümden kaçabileceklerdi. Ama şimdi çok geç. Göktaşının Dünya’ya çarpmasına sekiz gün var: Yarınını düşünmeyen insanlar için korku dolu sekiz gün. Ama onlar için önemli olmasa gerek, “Herkese nasılsa onlara da öyle”, Ne de olsa hep bu sözün arkasına saklanmamışlar mıydı? Şimdi haklı çıktılar. Herkes nasıl ölecekse onlarda öyle öleceklerdi.
Göktaşının Dünya’ya çarpacağı NASA yetkililerince herkese duyuruldu. Yani duyurulmak zorunda kalınmıştı. Gökyüzünde devasa bir taş belirince onlarda bir açıklama yapmak zorunda kaldılar. Buna içeriden sızan bilgilerin etkisi de olmadı değil. Büyük bir isyan çıkacağından korkuyorlardı ama tahmin ettikleri gibi olmadı. Sadece ufak tefek olaylar çıktı.
Tüm ülkelerde acil durum ilan edildi. Yönetimlere acil durum hükümetleri el koydu. Olaylar çıkmasın diye askerler yirmi dört saat görev başında bekliyordu.
Tanrının gazabına sadece sekiz gün kaldı. İnsanlar ibadethanelere dolup taştılar, Tanrıdan af dilemek için. Ancak tanrının onlara verdiği aklı kullanmadıkları için bu saatten sonra onlara tanrı bile yardım etmeyecektir.
Bu bekleyişten korkmayan bin kişilik bir grup var sadece. Onlar ileriyi düşünerek belli bir kaynağı gözden çıkaran ve zamanında yatırım yapan insanlardı. Şimdi ise Dünyayı terk edecekleri Salı gününü bekliyorlardı. O gün uzay araçları aileleriyle birlikte Aya doğru hareket edecek ve Dünya tekrar eski haline dönene kadar orada yaşamaya çalışacaklardı. Onlar bu kurtuluşlarını bana borçlu mutlu bir kesim olarak insan ırkını ve belli başlı hayvan ve bitkilerin soyunun kurumamasını sağlayacaklardı. Onlar seçilmiş kişilerdi. Onlar benim projeme güvenerek şirketime yatırım yapan özel insanlardı.
Yolculuğa hazırlık için her hayvan ve bitki ırkından belli sayıda tohum dondurularak araçlara yerleştirildi. Bunun için yolculuk bileti verilen bilim adamlarından faydalanıldı. Onların yardımıyla bitkiler ve hayvanlar seçilerek araca yerleştirildi.
Aracın yanına gelerek son kontrollerin ne aşamada olduğunu sordum. Her şey tam istediğim gibi gidiyordu. Araç yolculuğa hazırdı. Bütün yolcular yeraltı sığınağına gelmişlerdi. Güvenlik için bir haftadan önce çağrılmışlardı. Çünkü ülkenin her tarafında küçükte olsa isyanlar baş göstermişti. Böyle bir aracın varlığından haberdar olan insanlar doğal olarak sığınağa girmeye çalışıyorlardı. Ancak bu mümkün değildi. Sığınağın etrafı görevli korumalar tarafından korunuyordu.
Nihayet beklenen gün yani Salı günü gelmişti ve göktaşının çarpmasına sadece bir gün kalmıştı. Ben ve görevli personel elimizdeki listelere göre insanları araçlara yerleştirmeye başlamıştık. Çünkü yolculuk bu akşam olacaktı. Aracı birkaç kez denemiştik ve denemeler çok iyiydi. Yolculuk sırasında bir sorun beklemiyorduk. Yerleştirme tamamlanınca hareket edecektik.
Son kontroller yapıldıktan sonra uzay aracının motoru büyük bir gürültüyle çalıştırıldı. Sığınağın üzerindeki kapağın açılması için beklemeye başladık. Beş dakika kadar sürüyordu bu işlem. Bu sırada da aracın motoru istenilen ısıya ve itme gücüne ulaşacaktı. Nihayet beş dakika doldu ve uzay aracı hızla gökyüzüne doğru harekete başladı. “Hoşçakal dünya ama tekrar görüşmek üzere”.
Ayın üzerine güvenli bir şekilde indik. İndiğimiz kraterden masmavi dünyayı net bir şekilde görebiliyorduk ve tabi yaklaşan dev göktaşını da. Çarpmaya saatler kalmıştı. Dünyanın büyük bir kısmı göktaşının gölgesi ile karanlıkta kalmıştı. Bu esnada, birden dünyadan ayrılan başka bir uzay aracı gördük. Aracın üzerinde NASA yazıyordu.
Ve göktaşı dünyaya çarptı.
Erdal Akkoyun
Şöyle bir düşünün;mevsim bahar’dan yaz’a doğru bırakmış kendini.Yaşınız 18,deniz
kenarında oturmuş “pink Floyd”dinliyorsunuz.hayalleriniz var, yüzünüzü okşayan meltem
İçinizi kabartıyor,olmak istediğiniz yere sanki bir adım daha yaklaşıyorsunuz.(sanki ordaymış
gibi iç çekiyorsunuz) bir an oturduğunuz yerden kalkıp hayal ettiğiniz yere sanki birazdan
Hareket edecekmiş gibi oluyorsunuz,bir nefes sigara ve bir yudum bira sizi dahada
heyecanlandırıyor.O gün orda son kez denizin bittiği ufka bakıp geri döndüğünüzde bu senede
Olmayacağı gerçeğini anlıyorsunuz.Derken yıllar o kadar çabuk geçerki,”bu sene olmazsa
seneye diyecek mecaliniz kalmıyor artık.Ne yazıkki deniz kenarları bitmiş,”pink Floyd”artık
unutulmuştur,hayalleriniz; ufuktan kaybolan bir gemi misali yavaş yavaş yok olmuştur.Artık
ayaklarınız yere basmaya başlamış,gerçeği biraz daha kavrar olmuşsunuzdur.
18 yaş geride kalmıştır,evlenmişsinizdir.artık hayalleriniz yaşadığınız hayat olmuştur.
Yıllar geçer çocuğunuz olur,birden yıllar öncesine dönerseniz,içiniz tekrar kabarmaya başlar.
Çocuğunuz büyüdükçe,geçmiş hayallerinizde onunla birlikte büyür
Çünkü hayallerinizin bir mirasçısı vardır artık.Gitmek istediğiniz yer hala ordadır ama sizi
kabul etmeyeceği gerçeğide vardır.heyecanınız bu sefer farklı olur,tekrar başa
dönersiniz.heyecanla…Hayallerinizin karelerinde bu sefer bir başkası vardır.
sinekler uçuşurken kulğımın dibinde
kardelenler aklıoma geldi
ve yanı başımda duran o antenler
mübarek tıpkı radar sistemi gibi
adı selçuk bir ibnenin
ne işe yarar bilinmez
ama adı selçuk
onlar üç kişiydi
biri selçuk...
sinekler uçuşurken kulğımın dibinde
kardelenler aklıoma geldi
ve yanı başımda duran o antenler
mübarek tıpkı radar sistemi gibi
adı selçuk bir ibnenin
ne işe yarar bilinmez
ama adı selçuk
onlar üç kişiydi
biri selçuk...
sn. İmdat bey'e
Kamuran Hanım'a
Zeynebe
İsa'ya
Hatta Yakuba
Orhuna
ve Olguna
başka kim kaldı... (?)
Pan'a
Sezai
ve Necata
Düş gibi,
Düşgesu'ya
Deniz mi...
Kenan ise arabasını satan bilgenin yanındaymış.
Benim asıl favorim araştırmacı kişiliği ile yıla damgasını vuran; İsa.
Saygılar.
Sevgili Diren, Şiir Defteri adlı çalışmada sadece İzEdebiyat konusunda yapılan yanlış yer almıyor.
Bizim Lacivert isimli dergimiz, hiç alakamız olmayan Lacivert Sanat olarak yer almış...
Bu tür yanlışların yinelenmemesi için, Lacivert'i artık düzenli olarak Cenk Gündoğdu ve Şeref Bilsel'e ulaştırma kararı aldık...
Fantastik bir öykü yazmak hiç de kolay değil.
Özellikle seri halinde yazılan yazular.
Ben on sayfalık bir öykü yazdım, tam iki ay harcadım.
site site gezdim o öyküyü yazabilmek için.
bir sözlük bile aldım.
Yani Hiç de kolay değil.
Editör önermekten lütfen çekinmeyin. Kimilerine alışılmadık bir yol gibi gelebilir bu, ama sürecin açık bir platformda ilerlemesi bize daha doğru geldi. Önerilen adlar, sadece "önerilmiş" olacaklar; biz de genel yaklaşımlar doğrultusunda bu kişilere teklif götüreceğiz. Elbette böyle bir iş vakit ve sabır isteyecektir. Ancak şu an editörlerce seçilen adlar, aslında İzEdebiyat'ın geleceğini en etkin bir şekilde belirleyecek kişiler olacaktır. Bu editörler daha sonra istedikleri zaman yeni editörler katabilecekler aralarına. Başka bir deyişle, oluşturmayı istediğimiz şey çekirdek bir editör kadrosu. Daha sonra bu editörler aralarında anlaşarak yeni editörlere de teklif götürebilecekler ve elbette ki istediklerinde de bu görevden ayrılabilecekler. Ba sayede hiyerarşik tabloyu da bir nebze olsun kırmış olacağız diye umuyoruz.
Ufak bir düzeltme... Bunu keşke Kenan Şahin kendisi yazsaydı, ama şu aralar internetin olmadığı bir ortamda çeviri ve yazma çalışmalarına devam ettiğinden ben yazıyorum. Kendisi uzunca bir süre İzEdebiyat şiir editörü olarak görev yaptı. 2003 yılında basılan İzEdebiyat Yıllığının da editör kadrosunda görev aldı ve büyük bir işin altından kalkılmasında paha biçilmez bir katkıda bulundu. Ancak İzEdebiyat onun editörlüğünde yayın yapmıyor. Kaldı ki, bu tabir çok yanıltıcı çünkü İzEdebiyat hiçbir zaman tek bir kişinin editörlüğünde yayın yapmadı. Arkasında her zaman için adların sık sık değiştiği bir programcı-tasarımcı-editörler ekibi oldu. Sayın Altay Öktem bu bilgiye nerede rastladı bilmiyorum, ama keşke daha derin bir araştırma yaptıktan sonra bu bilgiyi okurlarıyla paylaşsaydı.
Saygılarımla,
Diren Yardımlı