Borçlar Nereye, Biz Nereye?
Hazine verilerine göre dış borcumuz 170 milyar doları aşmış durumda. IMF programı başladığında, yani 2000 yılında bu rakam 103 milyar dolardı. Aradan geçen yıllarda kemer sıkıldı, işsizlik arttı, refah geriledi; ama borç azalmadı. Aksine büyüdü.
Buna rağmen iktidara yakın çevreler, borcun arttığını kabul etmiyor. Hesap basit: Sadece kamu borçları gösteriliyor, özel sektör borçları tablo dışına itiliyor. Oysa bu dönemde özel sektörün dış borcu da milyarlarca dolar artmış durumda.
“Devlet değil özel sektör borçlanıyorsa sorun yok” deniyor. Keşke öyle olsaydı.
Gerçek şu ki, geçmişte çıkarılan yasalarla özel sektörün dış borçlarına devlet garantisi verildi. Kriz dönemlerinde batan bankaların borçlarını da sonuçta devlet, yani halk üstlendi. Borç kâğıt üzerinde özel olabilir; ama bedeli her zaman kamunun sırtına biner.
Bir diğer yanılsama da borcun millî gelire oranı üzerinden yaratılıyor. Oran düşüyor deniyor; ama bu düşüş borcun azalmasından değil, millî gelirin kâğıt üzerinde şişirilmesinden kaynaklanıyor. Rakamlarla oynandığında herkes büyür. Gerçekte ise üretmeyen bir ekonomi, borçla ayakta duramaz.
Bugün ister kamu, ister özel sektör borçlansın; sonuç değişmez. O borç dövizle ödenecek, döviz bu ülkeden çıkacaktır. Borcun sahibi değişir ama yükü değişmez.
Yıllar önce Mahir Kaynak’ın yaptığı bir tespit vardı: Sorunları çözmek için değil, sistemi dönüştürmek için uygulanan politikalar… Tarımın çökertilmesi, kamu kuruluşlarının elden çıkarılması, bankaların yok pahasına satılması… O gün “komplo” denilen pek çok şey, zamanla sıradan haber başlığına dönüştü.
Reel sektör yerine finans sektörünün desteklenmesi tesadüf değildi. Çünkü borcun tahsilatı böyle daha kolaydı. Bankalar kurtarıldı, borçları ödendi, ardından yabancılara satıldı. Şimdi benzer senaryoların farklı alanlarda sahnelendiğini görüyoruz.
Oysa çıkış yolu bellidir: Borcu inkâr etmek değil, kabul etmek. Kendi kaynaklarımızı, kendi iktisatçılarımızı, kendi üretim gücümüzü merkeze alan politikalar üretmek.
Borç korkulacak bir şey değildir; teslimiyet korkulacak olandır.
Bu ülke, yokluk içinde bir Cumhuriyet kurdu. Üstelik yalnızca kendini ayağa kaldırmakla kalmadı, Osmanlı’dan kalan borçları da ödedi. Çünkü irade vardı, akıl vardı, bağımsızlık fikri vardı.
Mesele borcun büyüklüğü değil; bizim nereye baktığımızdır.

