Kimlik Bunalımı ve Türkiye
Geçenlerde bir yazı okudum. Yine o bildik cümlelerle başlıyordu: “Biz iflah olmayız…” Kendimizi, devletimizi, toplumu küçümseyen; umutsuzluğu meziyet sanan karamsar metinlerden biriydi.
Oysa ilginç bir çelişkinin içindeyiz. Devletini en çok sevdiğini söyleyen bir halkız ama aynı zamanda devletine en az güvenenlerdeniz. En küçük konjonktürde bölünme, şeriat, dinden çıkma, rejim değişikliği korkularını derinlemesine yaşıyoruz. Özgüvenimiz düşük, kaygımız yüksek. Peki neden?
“Bir Türk dünyaya bedeldir” diyen biz değil miyiz? O hâlde bu güvensizlik, bu huzursuzluk, bu bitmeyen endişe nereden geliyor?
Benim cevabım net: Türkiye, derin bir kimlik bunalımı yaşıyor. Hem de dünyada benzeri zor bulunan bir biçimde.
Kimliğin Parçalanmış Hâli
-
Müslümanız ama Arap değiliz. Müslümanız diyoruz; Yemen’de arkadan vurulan yine biz oluyoruz. Kış ortasında doğalgazı kesilen yine biziz. Kardeşlik söylemi var, güven yok.
-
Avrupalıyız diyoruz ama Hristiyan değiliz. Avrupa’ya aidiyet iddiasındayız; ama teröristlere kucak açan, ülkemize silah doğrultan yapılara göz yuman da yine o “dost” Avrupa.
-
Laik bir devletiz diyoruz. Ama dünyanın en büyük bütçeli din kurumlarından birine sahibiz. En laik kurumlarda bile yemeğin ardından “Allah’a hamdolsun” deniyor. Bu çelişkiyi normalleştiren tek ülkeyiz belki de.
-
Hukuk devletiyiz diyoruz. Ama askeri yargısı olan nadir ülkelerdeniz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne en çok başvuru yapan, en çok tazminat ödeyen ülkelerden biri yine biziz.
Sonuç: Korkuyla Yaşayan Bir Toplum
Ortaya çıkan tablo şu: Ne tam Doğuluyuz, ne tam Batılı. Ne tam laik, ne tam dini. Ne geçmişle barışığız, ne geleceğe güveniyoruz.
Bu yüzden sürekli tetikteyiz. Bu yüzden gerginiz. Bu yüzden bir barut fıçısı gibi yaşıyor, en küçük kıvılcımda birbirimize düşüyoruz.
Hoşgörüyü icat etmiş bir toplumken, hoşgörüsüzlüğü gündelik hayatın parçası hâline getirdik. Korkularla beslenen, öfkeyle konuşan, sabırsız bir kalabalığa dönüştük.
SERT FİNAL
Gelin, artık şu korkularla yüzleşelim. Ya gerçekten tam laik ve tam hukuk devleti olalım, ya da kendimize dürüst olalım ve ne olmadığımızı iddia etmekten vazgeçelim.
“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” diyorsanız, o zaman bu yazının da, bu tartışmanın da bir anlamı kalmıyor.
Çünkü mesele dostsuzluk değil; mesele kendimizle barışamamak.
Mehmet Salih Özsaraç
