Milli Onurumuz Nereye?
Bir haftadır İsrail, önce Gazze’yi sonra Lübnan’ı havadan, karadan ve denizden bombalıyor. Kentler yerle bir ediliyor, hayatlar istatistiğe dönüşüyor. Sadece Beyrut’ta bir akşamda yüzlerce insan öldü; çoğu sivil, çoğu kadın ve çocuk.
Gerekçe belli: Kaçırılan iki asker.
İstanbul’un yarısı nüfusa sahip bir devlet, iki askeri için bölgeyi ateşe veriyor. Dünya susuyor. Güç, hukukun önüne geçiyor. İnsan hayatı, politik hesaplara kurban ediliyor.
Bizim son günlerde verdiğimiz şehit sayısı ise on beş. Ama biz hâlâ “icazet” konuşuyoruz.
Burnumuzun dibindeki Kandil’e müdahale için başka devletlerin dudaklarına bakıyoruz. Oysa bir devletin onuru, başka bir devletin onayına bağlanamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin haysiyeti, masalarda bekletilecek bir dosya değildir.
Şehit analarına bunu nasıl anlatacağız? Yirmili yaşlarda toprağa verdiğimiz evlatların anne babalarına… Ankara’dan soğukkanlı cümleler kurarak mı?
Atatürk’ün dış politikadaki temel ilkesi mütekabiliyetti: Karşılıklılık. Bugün bırakın karşılıklılığı, tam bağımsız bir devlete yakışır duruşu bile sergileyemiyoruz. Afrika ülkeleri bize vize uygular hale gelmişken, biz hâlâ “iyi niyet” masalları anlatıyoruz.
Teröre harcanan yüz milyarlarca dolar bir yana; asıl bedel, gencecik hayatlar. Şehit ailelerine ödenen tazminatlar, gazilere bağlanan maaşlar vicdanı tatmin etmiyor. Gazi, hayata yalnız bırakılıyor. Şehidin ailesi, acısıyla baş başa kalıyor.
Bir devlet, askerini savaşa gönderirken arkasında bıraktığı ailesini de düşünmek zorundadır. Gazilik, yoksullukla; şehitlik, mahcubiyetle anılmamalıdır. Gazilere insanca yaşayacak maaş, işte öncelik, eğitim ve destek sağlamak bir lütuf değil, borçtur.
Ve artık açık konuşmak gerekir:
Masa başında gücünü kabul ettiremeyen devletler, sahada ciddiye alınmaz. Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür. Ama güç, tereddütle yönetilmez. Onur, bekleyerek korunmaz.
Kendi toprak güvenliğini sağlamak için kimseden izin almayan, askerinin canını pazarlık konusu yapmayan bir devlet duruşu şarttır. Aksi hâlde bu soruyu sormaya devam ederiz:
Milli onurumuz nereye?

