Siteyle ilgilenen yok galiba.
Şiirle ilgili bir metni roman kısmına koymuş birisi.
Arkadaşlar, orada kategori kısmı diye bir şey var değil mi?
Berbat, eski, ahmak ve kendini yazar sanan bazı kadınlar var…erkekler de var…
Onların büyük yayınevleri tarafından basılmış iğrenç kitaplarını okuyup dalkavukluk yapıp kitap hakkında yazılar yazmak da neyin nesi?
O ahmaklardan hiçbir şey olmaz. Büyük yayınevi kitabını bastı diye iyi mi sandın onu.
Senin edebiyattan haberin yok.
O inceleme yazısı kimsenin umurunda değil ve onu yazan şahıs tutmuş inceleme yazısını roman kısmına koymuş, bu şahıs sürekli yapıyor bunu.
Hepsi çöp değerinde.
Bu site eski kalitesini iyice yitirmiş durumda
Yaşlanmış ve emekli olmuş teyzelerin ve amcaların kendini rahatlatmak için yazdıkları şeyleri yayınlattığı yer haline geldi.
Arkadaşlar, bu şahısların yazdıklarıyla ciddi okur asla ilgilenmez, çünkü bu şahısların yazdığını liseli kızlar yazmaz.
Çok gülünç.
Madem roman okuyorsun duruyorsun ve siteye incelemesini koyuyorsun. Ya birader kabak tadı verdiniz.
Bari gerçek yazarları okuyun da onun incelemesini koyun siteye. Söz. Okuyacağım.
Ama iyi yazar kimdir kimlerdir bunu bilmiyor şahıslar.
Git Dostoyevski oku
Jack London oku.
Başka bir siteye yönelmeyi, metinlerimi orada yayınlamayı düşünüyorum.
Şiir yazanlar…yahu şu şiirlerinize koyduğunuz adlar var ya; o kadar gülünç ki…
Öykülere ve romanlara koyulan adlar da saçma sapan….
Eskiden bu sitede ne kadar çok nitelikli insan vardı.
Ne kadar çok arkadaşım vardı…
Zamanla birçoğu terk etti siteyi.
Yeni gelenler ise hiçbir şey bilmiyor.
Öğretmenim şudur budur diyor ama…kullandığı kelimelere bakıyorsun…dünyadan haberi yok… Gülünç…üstelik bu şahıs öğretmen….çocukları eğitiyor…
Ablam… abim yazma sen…öğretmen kal…
Bu iş tek çaresi yazmak olan.
Yazmasa delirecek olan…
Para pul peşinde olmayan…
Ölümüne bu işi sevenlerin işidir.
Onlar sadece yazar…başka bir iş yapmazlar…
Para kazanmak için yaptıkları bir iş yoktur hayatlarında.
Bu iş çok hasta tiplerin işidir.
Bu iş düşünceleri çok kuvvetli insanların işidir.
Bu iş sizin işiniz değildir…
Emeklisiniz, öğretmensiniz…şudur budur…
Çok şeyiniz var…
İşte bu yüzden siz yazar filan değilsiniz…
YAŞLI TEYZENİN AMCANIN ENERJİSİNDEN, zırvalarından ALABİLECEĞİM BİR ŞEY YOK.
Okurun da böyle şeyi istediğini sanmam.
site yönetimi,
siz saf mısınız, deli imi yoksa...ya arkadaşlar siteye REKLAM ALIN VE PARA KAZANIN.....BU İŞİ YAPIN ARTIK.... HERKES REKLAM ALIR... ALIN HAKKINIZ....
SİZDEN FAYDALANIP SİZE ÇIPLAK POPOLARINI GÖSTERİYORLAR.
BENCE AYAKTA UYUYORSUNUZ...
SİZİN KAZANDIĞINIZ HİÇBİR ŞEY YOK.
NEDEN KAZANMIYORSUNUZ?
Buradaki bazıları kendi iç dünyalarında kaybolmuş, en kötüsü budur, gerçeklikten kopmuş, sanal alemlerinde nefes alıp veriyor ruhları. Bir doktora, bir psikoloğa, bir psikiyatriste ihtiyaçları var. Çünkü bir ruhsal aydınlanma yaşamamışlar. Yazarak ise asla aydınlanma yaşayamazlar. İnsan dışarıda birileriyle bir şeyler yaşayarak ya aydınlanır ya da kafaları daha kötü duruma düşer. Dost edinir, aşık olur, filan. Kendi iç dünyasına gömülen insandan hayır gelmez. Evlenemez. Bekar kalırsınız canım. Müthiş derecede hastalanmışsınız. En önemlisi Kuran nedir bilmiyorlar. Dilerim yolları ona çıkar. Sevgi nedir onu bilmiyorlar, aşk nedir asla bilemeyecekler. Oradan buradan topladıkları okudukları kimi yazarların kitaplarına dair bir şeyler geveliyorlar. Yazar da değiller. Ömürleri bulanık bir zihin dünyasında geçiyor ve kalpleri sisler içinde. Hayatınızı topluma nasıl davrandığınız belirler. Eşinizi paranızı her şeyinizi…Siz ise toplumla ilişkiyi kesmiş zırvalarınızı yüceltiyorsunuz burada. Hastalanmış bu insanlar. Övdüğünüz, iyi diye sunduğunuz yazarlar ahmak, lağım…. Lağım olan da lağımı beğenir tabi ki… en değerli kitapları okumuyorlar… dediğiz kitaplar çöp, tarihte yer almayacaklar… Bari sizin hayatınız da çöp olmasın…
Buradaki bazıları kendi iç dünyalarında kaybolmuş, en kötüsü budur, gerçeklikten kopmuş, sanal alemlerinde nefes alıp veriyor ruhları. Bir doktora, bir psikoloğa, bir psikiyatriste ihtiyaçları var. Çünkü bir ruhsal aydınlanma yaşamamışlar. Yazarak ise asla aydınlanma yaşayamazlar. İnsan dışarıda birileriyle bir şeyler yaşayarak ya aydınlanır ya da kafaları daha kötü duruma düşer. Dost edinir, aşık olur, filan. Kendi iç dünyasına gömülen insandan hayır gelmez. Evlenemez. Bekar kalırsınız canım. Müthiş derecede hastalanmışsınız. En önemlisi Kuran nedir bilmiyorlar. Dilerim yolları ona çıkar. Sevgi nedir onu bilmiyorlar, aşk nedir asla bilemeyecekler. Oradan buradan topladıkları okudukları kimi yazarların kitaplarına dair bir şeyler geveliyorlar. Yazar da değiller. Ömürleri bulanık bir zihin dünyasında geçiyor ve kalpleri sisler içinde. Hayatınızı topluma nasıl davrandığınız belirler. Eşinizi paranızı her şeyinizi…Siz ise toplumla ilişkiyi kesmiş zırvalarınızı yüceltiyorsunuz burada. Hastalanmış bu insanlar. Övdüğünüz, iyi diye sunduğunuz yazarlar ahmak, lağım…. Lağım olan da lağımı beğenir tabi ki… en değerli kitapları okumuyorlar… dediğiz kitaplar çöp, tarihte yer almayacaklar… Bari sizin hayatınız da çöp olmasın…
Bioenerjiden çok iyi anlarım, sizde o bomboş, ilerlemiyor, gelişmiyor, uykuda…sonsuz uykuda… Enerjiniz hastalık saçıyor….yazdıklarınız…bakış açınız..
Ne yapalım. Onların ruhları kalitesiz…yapacak bir şey yok ve asla değişmezler..delirmişler…gören bunları sağlıklı sanır…saçtığın enerji, o pislik bioenerjiniz başkalarını saptırır ve hasta eder…bakın toplumlar sizin gibi hastalık saçanları asla umursamaz. Bakınız, kitap okumaya en değerli yazarlarla başladım ufak yaşta. Ve berbat kitabı elime aldığımda çabuk kavrarım ve kitabı okuyamam, tarihe geçmiş değerli yazarları baş tacı ederim. Yerli asalak ahmakları değil. Bana usta yazar bunu okumalısın dedi: Jack London, Martin Eden. Bakın sizin önerdiğiniz yazarları benim önerdiğim yazar öper, kibarcasını söyledim. Ben bana önerilen hiçbir yazarı sevmedim, beğenmedim, kitabını okuyamadım. Ama öykülerimi yayınlayan E edebiyat dergisi’nde şu cümleyi gördüm: “Götü patlatmamak lazım.” Yazar bunu diyordu söyleşisinde kendisi için. Bunu diyen Charles Bukowski. O sizin önerdiğiniz yazarlar gibi sahte, yapmacık ve yoz bir hayat yaşamadı.
Dostoyevski sizin gibi sahte, ruh hastası bir yaşam sürmedi. Yazar olmak isteyen yaşı ufak arkadaşlara söylerim…yaşı geçmiş kartlaşmış kimseler zaten beni anlamaz… Gençlere derim…onlar da burada yok. “Beyaz Geceler” kitabını okuyun Dostoyevski.
Bakınız…bu adamlar yaşamla ölüm çizgisi arasındaki ipince çizgide yazıyorlar, yazmak zorundalar… O kadar zor ki yaşamları… Dostoyevski sara hastası. Charles Bukowski alkolik ve beş parasız sürekli…zor geçinir kiralarda sürünür. Jack London piç, yani babasız, bir sokak çocuğu…(babası medyum)
En berbat koşullar şartlar olmasa…ben nasıl iyi yazabilirim ki? Ben kendimi en iyisi olmaya adadım! Sizden ise hiçbir şey olmaz.
Bakınız. Kaliteli ruha sahip kişi kalitesiz kitap okuyamaz. Okumaya kalksa beyni enerjisi almaz. Kalitesiz ruhlar değersiz kitaplar okur, ne yapalım böyle. Herkes kaliteli olamaz. Başıma silah dayasanız kalitesiz kitabı okuyamam. Yapım en başından beri böyle.
Bakınız; ben dost olacaksam da yeryüzündeki en değerli adamlarla dost olurum, aksi asla olmaz. Ama birileri benim değerli dostlarıma işi bitik diye bakabilir; bu onların körlüğüdür.
Bu yüzden ben öykü ve roman kahramanlarımı yaşı küçük kızlardan erkeklerden seçerim. Onların beni anlama kapasitesi var; ama sizin yok. Size konuşmak duvara konuşmakla aynıdır.
Yaşı ilerlemiş insan hayatın içinde ya da kendi iç dünyasında kaybolmuş insandır. Ama yaşı ufaklar öyle değildir. Zaten yaşı ufaklar beni çok sever. Çocuklar. Büyüklerle işim olmaz.
Son bir şey diyeceğim; Yaşı geçmiş insanlar, kendilerinde kaybolmuş ya da kendi düşüncelerine hapsolmuş gaddarlar. Toplumun acılarına dertlerini kulaklarına kapatanlar. Basit dertlerini dert sananlar; Burada şahsın biri bir yazardan söz ediyor, kitabından ya da o yazarı sevdiğini filan söylüyor. İyi ama o yazar onun bunun çocuğu oysa. Şahıs bunu bilmiyor. Adam kurmuş bir yayınevi, kendi kitaplarını basıp duruyor, başka kitaplar da basıyor, bence hiçbir yayınevi kitaplarını basmadığı için kurmuş yayınevini. Güya düşünce adamı, psikolojik bir şeylerin eğitimini almış, ama cahilin teki. Hadsiz. Görgüsüz. Onur şeref yoksunu. Kendini bir halt sanıyor, yazarlık hamuru yok onda. Bu ucuz yaratığın bir lafını okudum edebiyat dergilerinin birinde: “Kabız olmuş bütün yazarlara” diyor, birilerine verip veriştiriyor güya. Lan onun bunun çocuğu; kabız olmak suç mu günah mı?! Güya sen psikoloji okudun her ne boksan bu laf denir mi? Yaşlısı genci kabız olur. Ben olurum mesela. Suç mu? Bu adamın o lafını görünce huylandım. Karaktersizin densizin teki. Onu beğenen şahıs gelmiş bu adamdan söz ediyor. Ama o yazar bile değil ki. Onun bunun çocuğu. Bu adi adamı öven var, beğenen var. Bazıları şeytanı pisliği sever, yer; ne edelim. Afiyet olsun! Öte yandan en sevdiğim yazar kitaplarında kabız olmalarından açık seçik söz edip duruyor: Charles Bukowski! Bu bir insani durum, sorun. Yaşlı teyzelerin birbiriyle konuşurken altına kaçırdıklarını duydum, ayıp mı günah mı altına kaçırmak? Zavallı, yaşlan ve kabız olup dur, elden ayaktan düşesin, yayınevin batsın ve beş parasız kal. Allah belanı versin! Allah belanı versin! Allah süründürsün seni her iki dünyada..
Şimdi bu metnin enerjisine bambaşka bir enerji katmak için şunu diyeyim: En berbat yıllarımdı, ruhsal aydınlanma nedir bilmezdim, çok dertliydim, bir hiçtim, hayatımı mahvetmiştim, akıl almaz acılı ve kaybedendim. Kimselere anlatmadım anlatamazdım. Odamda yıllar sürecek bir trajedi, akıl almaz delilikler serisi, aklımı kaybetmek ya da kaybetmemek arsındaki ince çizgi...gece yarısı odamda yalnızdım her zamanki gibi, yatağa uzanmıştım, uyumaya çalışıyordum sanırım, birden dilim beynim "Allah" demeye başladı, içimde bir şey bir motora bağlanmışcasına tekrar edip duruyordu, o inanılmaz güç ve süratle diyordu bunu, bu bir süre böyle devam etti. İnsan bu yoldan geçmeden hiçbir şey bilemez! Yaşadığım en gerçeküstü olaylardan birisini anlattım, böyleci yüzlerce binlerce bende, kimseye söylemiyorum.
NOT: ELEŞTİRİ EŞEKLEŞTİ. GERİ ALDIM O KISIMLARI. ALLAH HEPİNİZİ AYDINLATSIN.






