Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,
22 kovalardı “çok acıttı!; seni bir elime geçirirsem!” diyerek. Akşamdır, “bak” der “şu yıldıza” parmağıyla işaret eder, ilerde orada bir evim olacak.” Dereden yosun alıp yüz maskesi yaparlardı, dere çamuru da kullanırlardı, derede yakaladıkları yavru kurbağaları yarıştırırlardı, kurbağa yoksa bok böcekleri olurdu. Minik bir yol yapalardı onlara yarış için, önlerine engeller koyarlardı. Burada birbirlerini gaza getirip eğlendirip bağırlarına basarlardı. Eski saçlardan iki kişilik derme çatma kulübe yapmışlardı. İçinde evcilik oynarlardı. Bir bahar günü fırtına başlamıştı ve derme çatma kulübe içinde yağmur sisini izlemişlerdi. Kuşlar gün aydınlığından beri uçuyor, kabus gördüm, rüyada kümese kedi giriyordu, uyanıp soluğu kümesin yanında aldım, kapıyı açtım, fırlayıp havalandı ikisi. İnecekleri yok. “İş güç de yapamıyorum, beklemesem namussuz kediler gelip kapar, buraya köpeği bağlasam bağırıp durur. En iyisi sen otur şuraya; ufak bir iki işimi halledip geleyim.” “Olur.” Elif, kuş kümesinin yanında duran büyük sepeti alıp işe koyuldu. Sebze tarlasından olmuş ürünleri sepete doldurdu. Evin önüne gidip sebzeleri sofra bezinin üzerine serdi. Birkaç sefer daha yaptı. Ürünleri kasalara yerleştirdi, en güzel görünen ve sağlamlarını. İş bitti. Bir poşet de Zeynep için ayarladı. Zeynep’in yanına vardı. “Bunlar senin.” Zeynep, ona cebindeki gofreti uzattı. Ve domateslerden birini alıp üstüne sildi ve yemeye başladı. Güneşte ısınan domatesin tadı mükemmeldi ama buzdolabına konulunca soğuk yemek bir başka sihirdir. Songül kan ter içindeydi, Zeynep’in yanına oturmuş yerde gezinen kuşlara baktı ve havada takla atan kuşları seyretti. Çikolatalı gofreti süratle yiyordu. Ön dişlerinin ikisi kırıktı. Kuşlarla ilgili bir şey deyip güldü, Zeynep dişleri ve diş etlerini kaplayan çikolataya bakıp daldı. Çamursu, kısa ve karışık saçları vardı, gece onu bir kirpiyle karıştırabilirdi. Saçlarına özen göstermezdi, bir sinek kondu yüzüne, yüzünü kaşıdı. “Durumlar nasıl?” diye sordu Zeynep. “Kuşlar olmasa burası çekilmez. Rutin köy hayatında başka ne halt yiyeyim. Sebzeleri ayarladım. Biri gelip alır; almazsa yarın pazarda satılacaklar. Verdiğin emeğe değmiyor. Asıl parayı kazananlar zincir marketler. Sustu, ya derin bir düşüncelere girdi ya da hiçbir şey düşünmüyordu, gözlerini gökyüzündeki kuşlara dikmişti.
Zeynep birkaç gün önceye gitti, Elif çökelekli poğaça, çay yapmış yemişlerdi. Duvarların badanası, boyası döküyordu, bir pencere camı bantlıydı. Pencere tülü eskimekten griye dönmüş dökülüyordu. İstenilmeyen ve acayip bir şey bu evi karanlık gibi kaplamış ya da evin nasıl göründüğü kimsenin umurunda değildi Çıplak, vahşi, çok sert bir gerçek bir türlü tatmin olmamı ve işleri daha karışık hale getirmek için bitip tükenmez bir çaba haline girmiş gibiydi evde. Televizyon açıktı. Sanki bir inek leşinden bir cıvıltı yayılmaya başladı. Televizyonda cinayetleri işleyen bir program vardı. Elif, poğaça yaparken programla ilgili bir şeyler söylüyordu. Zeynep ise programı vakit kaybı olarak görürdü, “bu kızdan bir şey olmaz” diye düşündü üzülerek. Elif program hakkında dalgasını geçmeye başladı. Zeynep, onun bu eğlendirici tarzını severdi,
