Songül, kız kardeşleriyle eve dönmüştü. Ve bir gözünde tuhaflık vardı. Şöyle diyordu: “Gerçek sevgi mümkün. Adalet mümkün. Yüksek bilinçli bir düzey mümkün. Kimsenin kölesi olmadan yaşamam mümkün. Kimsenin incitilmesine gerek yok.”
Eskiden de böyle şeyler derdi, sol, devrimci düşünceleri vardı.
Baklayı ağzından çıkardı. Çok mantıksız bir şey diyordu: “Uzaylılar tarafından kaçırıldım.”
Öyle şeyler anlatıyordu ki Zeynep kulaklarına inanamıyordu. Korkmuştu ondan.
Gece yarısı tuvalete gitmek için barakadan çıktığında olay gerçekleşmiş. Ekin tarlasında çok parlak ışıkları olan yuvarlak bir cisim görmüş. Cisim yavaş yavaş tarlanın ortasına inmiş. “Nedir bu? Amasının bilmem ne ettiğim?” diye merak ederek, korkarak, saklanarak eğilerek yaklaşmış. Bu tür şeylerin yüksek radyasyon yayacağını bildiği için daha fazla yaklaşmaya cesaret edememiş; ama durduramamış kendini. Orada bir şeyler oluyordu, ay ışında insana benzeyen varlıklar vardı. Derken o sesi tanımış. O yaşlı adamın sesiydi bu, bu yaşlı adam tarım işçisi ailesiyle tarlada iş yapmak için gelmişti. İki oğlu vardı ve evlenmek istiyordu. Kamburu ve bastonu vardı. Yeşil derili, koca kafalı, bir buçuk metre boyunda, eşek gözü kadar büyük gözlü, minicik burunlu, elleri ve ayakları kertenkele ayağına ya da tavuk ayağına benzeyen uzaylı varlıklar onunla Türkçe konuşuyordu.
İçlerinde açık mavi derili uzaylı vardı, o da diğerleri gibi saçsızdı, çok hoş ses tonu olan kız şöyle diyordu: “Bu çok yaşlı. Bu antika. Bula bula bunu mu buldunuz?
Yaşlı adama dokunmuş. Sanki onu analiz etmişti. “İç organları iflas etmek üzere. Bir haftadan süre yaşamaz.”
Evet, yaşlı adamın birçok hastalığı vardı. “Bir haftadan fazla yaşamaz” diyordu ailesi, geçen seneden beri yaşıyordu ama ve sık sık içiyordu. Ve orada içmekten sızıp kalmış, uzaylılar etrafta keşif yaparken ona rastlamışlardı.
Yaşlı adamın kafası güzeldi ve ufo’dan çıkan kıza sarkıntılık yapıyordu: “Çok güzelsin yavrum, benimle evlenirsen on dönüm tarlamı üstüne yaparım” diyordu.
“On dönüm tarla da nedir?”
Uzaylı kız onun başına dokundu ve onun kafasının içindekileri, kıraç on dönüm tarlayı gördü.
“Beş inek ve bir tosun. Ve beş altın bilezik alırım sana.”
Uzaylı kız yanındakine şöyle dedi, “insan ırkının en zekisini, bedenen en kuvvetlisini mi buldunuz çocuklar? Bu bir çöp.” Kaçarcasına uzay gemilerine binerken ihtiyar adam hırsla kaleci gibi sıçradı ve uzaylı kızın bir bacağına yılan gibi yapıştı. Uzaylı varlıklar kibar, sevgi dolu ve barışçıl oldukları için onu kibarca oradan almaya çalıştılar; ama moruk yapışkandan beter biçimde bacağa yapışmış, bacağı öpüyor kokluyordu. Birinin sabrı taştı ve bir tokat indirdi. Yaşlı adam bayıldı.
“Tam o esnada nöbetçilerden biri beni fark etmiş. Birden çevremi üç adet uzaylı sardı.”
Songül, uyandığında kendini uzay gemisi içinde buldu, elektronik “dıt dıt” diye ötüyordu bir cihaz, beyaz bir sedye üstünde yatıyordu.
“Korkma, üstünde deneyler yapacağız.”
Onu bırakmaları için hasta olduğunu söylemeye başladı.
“Bize yardımın karşılığında sana bir armağan vereceğiz” dedi güzel uzaylı kız, “genç, diri, kuvvetli ve zihnen pırıl pırılsın. Dağ aslanı gibi sertsin. Cinsellik gücün muazzam. Ergenlikten çıkmışsın; ama o belirtiler devrede. Onay verirsen seni dölleyip bebeğinin olmasını sağlayacağız.”
“Yok kardeşim; ne yapayım kel kafalı yeşil derili ucubeyi. Koca kafalıları zaten hiç sevmem, kurbağadan beter bir bebeği kim ister, yürüyün gidin işinize! Beni kaçırırken onay istemedin ve şimdi dölleme deyip onay mi istiyorsun, haydutsunuz!”
“Sakin ol lütfen asi kız, burada kimse sevmiyor seni zaten, o devrimci düşüncelerini de kimse takmıyor. Bari bizle iş birliği yap da bir yere gel.”
“Beynimi yıkayamazsın; direneceğim!”
“O bebek sende kalmayacak. Irkımıza yeni bir kan getirmek ve deneyler için kullanacağız onu.”
Diyelim kabul ettim. Beni aylarca esir mi tutacaksınız. İstemem.”
“Hızlandırılmış hamilelik diye bir yöntemimiz, özel tasarlanmış modülümüz var, şurada gördüğün kabin içine girince yarım saat içinde hamile kalıp bebeği içinden alabileceğiz. Korkma. Tohumlama için arkadaşımızı çağırayım. Cinsel ilişki seansı başlasın.”
Gorile benzeyen; ama tüysüz iki metre boyunda bir uzaylı göründü.
“O çirkin ucubeyle ilişkiye girmem!”
“E yeter ama! Şu can sıkan direnişçinin icabına bakın çocuklar!”
“Beni zorla kabine soktular. Koluma bağlı seruma bir şey enjekte ettiler. Masallarda anlatılan prensler gibi çok güzel bir adam girdi kabine. O kadar güzel bir adamdı ki. Çok yavaş, kibar ve hisliydi. Beni öptü, kendini bana bırak yavrum dedi. Bayıldım. Kendime geldiğimde bir bebek gördüm, örümceğe benzeyen bir şeydi, şeytan gibi akrep gibi.
Bunun böyle olmaması gerekliydi dedi güzel uzaylı.
Öteki uyardı, “efendim, kozmik düğmeye basmayı unutmuş doktor, o yüzden üretim hatalı çıktı.” Ve güm diye bir ses geldi. Tarlaya inen ufo birilerinin dikkatini çekmişti. Biri elinde kazmayla uzay gemisinin kapısını kırmaya çalışıyordu, derken adamların sayısı çoğaldı karıncalar gibi. Uzay gemisi apar topar oradan ayrılmadan “pısıııııt” diye tısladı bir minik kapı, açıldı ve beni dar kaygan koridordan top gibi dışarı fırlattı. Bebeğimi de uzay battaniyesine sarıp kucağıma koymuşlardı. Birileri yaklaşıyordu bana, elinde kafama indirmek istediği kürek vardı, beni uzaylı varlık sanmış olmalı. Bebeğim onu fark etti ve ışık saçtı, böceğe dönüştü ve adamın ağzından içeri girdi, adam aklını kaybetmiş gibi başka tarafa döndü, zombi gibi ilerlemeye başladı. Ve bebeğim kucağımda göründü yine, başka adamlar geliyordu, bebeğim suya gömülen bir taş gibi arkama, sırtıma doğru geçti, kağıt gibi incelmişti. Bir sürü adam başımda toplandı.
İyi misin dedi biri, iyiyim dedim.
“Seni doktora götürelim. Sana bir şey yapmışlardır. Tuvalete çıkmıştım ve beni mıknatıs gibi bir kuvvetle kendilerine çektiler ve direndim ama bayıldım.”
Aralarında konuşuyorlardı: Bunun bir şeyi yok, gidip uyuyalım, yarın beşte kalkmamız lazım.”
“Doğurduğun bebek nerde?” diye sordu Zeynep.
“Bilmiyorum. En son kağıt gibi incelerek sırtıma geçti ve yapışkan gibi yapıştı.”
Zeynep korkulu ve çok şaşkındı.