"“Dram nedir ki? Hayatın sıkıcı kısımları çıkarılmış hâli.” — Alfred Hitchcock"

James Brown 13

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

yazı resim

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

13

Zeynep, arka bahçeye bakan uzun balkona kahvaltı tabaklarını taşıdı, en son çaydanlık ve şekeri. Ekmeğe tereyağı sürdü, sonra bal. Lokmasını yerken geniş tarlaları izledi, sonu gelmez gibi duran tarlalar, tek tük evler. Çayından bir yudum aldı. Gak sesi duyuldu. İncir ağacında, dalların arasından geliyordu ses; karga yine gak dedi, baktı ama kargayı göremedi. Yıpranmış, sıvasız balonda iştahla peynir ve zeytin yerken karga aniden balkonun denizliğine kondu. “Gaaak” dedi. Sesi çok güçlüydü, rahatsız ediciydi. “Aç mısın karga?” Karga bu kez uzunca “gaaaak” dedi, müthiş rahatsız ediciydi, ses kulaklarını tırmaladı. Peynirden bir parça aldı, usulca yanaşıp duvarın üstüne kondu. Yerine tahta divana oturdu, çayından bir yudum aldı ve çayını doldurmaya başladı. Karga halandı ve masanın ortasına kondu, tereyağına bastı, ilerledi, bal tabağının içinden geçti, gagasını tabaklara vuruyordu, domates salatalık doğranmış tabağın da içinden geçti, adeta saldırdı her şeye, çok açtı sanki ama yemiyordu, gagayı oraya buraya vurup sıçrayıp öteki tabağa geçiyordu. Zeynep “kışt” derken sıcak su bardak yerine masaya döküldü, sıçrayan su kolunu yaktı biraz. “Kışt” dedi hemen çaydanlığı masaya koyup onu kovalamaya girişti. Karga sıçrayıp yürüyerek tabaktan tabağa geçti, havalanırken bal dolu tabağı devirdi, kase paramparça olurken onca bal beton zemine yayıldı. Seni şerefsiz dedi, terliğin birini ona fırlattı. Karga kaçtı ve ağaç dalındaki gizli yerine sığındı. Zeynep küfürler ediyordu. Bu bal pahalıydı. Bir akrabasının sığır çiftliğinde çalışan annesinin kazandığı parayla aldığı balın heba olmasını öğrenirse hiç iyi olmayacaktı. Bu simsiyah karga. Yani kuzgun. Bir yaşlı kadından onların uğursuzluk getirdiğini duymuştu çocukken. O balkona konduğu ilk an onu terlikle kovalamalıydı. Yerden balı temizlemek de çok zahmetliydi. Küfür edip durdu, saf davranmasına, iyi niyetli olmasına kızdı. “Orospu kuş! Aç değilsen sofrayı neden dağıttın. Derdin ne cinsini siktiğim. Annem kase nerde diyecek. Sanki altından ama kadın eşyasına düşkün. Dur da laf anlat. Çok kızacak. Gagasına sıçtığımın kuşu!” Bağırdı: “Bak bir daha gelirsen kafanı koparırım karga. Siktir bit buralardan! Hazırlanıyordu, Saçlarını güzelce taradı, evden serçe gibi süratle çıktı. Nicedir bir bisiklet sahibi olma hayali vardı. Yol o zaman eğlenceli yol olurdu. Üstünde diz kapaklarına kadar uzun pembe renkli, kısa kollu etek, üstünde ise lacivert tişört vardı. Pembe eteği annesi ona alalı birkaç gün olmuştu, Pazar yerinden, çok yalvarmıştı al diye. Ve annesi dayanamadı, kızı onu pazarın bir yerinde beklerken gidip o eteği alıp kızına sürpriz yaptı eve gidinde. Dünya Zeynep’in oldu sevinçten. Annesini kucaklayıp öpücüklere boğdu.

Köy yolundan ilerledi ve kestirme yola saptı. Patikadan geçti. Mısır tarlasının yanındaki dar ve otlu yolda ilerliyordu.

Yorumlar

Başa Dön