Coşkun akan; hatta deli bir ırmak gibiydi hayatın içinde, yanlış olan şeyleri söyler, sürekli birilerini eleştirir, olması gerekenleri anlatırdı yıldız parıltıları içinde… çok hırslıydı, ona zalimlik edenleri mahvedecekti zamanı gelince. Parlak hayalleri vardı. Zeynep; “sen çılgınsın, söylediğin şeylere ulaşman imkansız görünüyor” derdi. Songül kahkaha atardı: Herkes gibisin. Ama başaracağım, beni kimse engelleyemez.” Evet, hep engellenmişti yok sayılmıştı ya da kullanılmıştı, keskin bir yalnızlığın içinde hırstan ve umut etmekten başka tutunacak dalı yoktu. O heyecanlı kız kaybolmuştu ve bu kızla dostluk tat tuz vermiyordu sanki, Zeynep ona hiçbir şey demeden onunla bütün teması kesmeyi düşünmüştü bir ara. Çünkü bu kız her şeyi boş vermiş, o yaşama ciddiyetini kaybetmiş ve sürekli boyun eğen, koyun gibi çalışan birine dönmüştü; yırtıcı ve aşırılıkları olan biri değildi, bir tane bile büyük hayali yoktu, büyük mücadeleyi, savaşmayı, istediğini koparıp almayı unutmuştu sanki. Ama Zeynep onunla büyümüştü. Onunla büyürken hissettiği yaşam sevincini başka hiçbir şeyde, kişide görmemişti. Bir şeyler oldu ve baltalandı o sevinç. Tarım işçiliği kadar zor iş yoktur,
Domates doğrama işinde elleri uyuşmuştu Songül’ün, bütün kemikleri sızlardı. O işte hızlanması yıllarını aldı. 1,5 dakika içinde bir kasa domatesi doğrayacaksın, parmaklar şıkır şıkır hızlı olmalı, çalışırsan olur; ama özünün anası ağlar. Toprak sahibi sanayi sitesinde bir basit makine yaptırsa o tarım işçisi kızlar o işi yapmak zorunda kalmayacak. Songül, domates doğrama işine yeni başlamıştı. Şehir dışındaydı ve kaçıp eve gelmişti. Dert yanıp çayla ekmek yiyorlardı. Songül, ara ara ağlıyordu. Songül koyu tenliydi ama güneşte çalışa çalışa yüzü siyahlaşmıştı, yüzünde eski sivilce izleri vardı. Arada öfkeli öfkeli konuşuyor, “beni öldürseler de o işi yapmam!” diyor, babasına isyan ediyordu. O nefretle, o yanmış, feleği şaşmış suratla adeta bir yaratığa, çok çirkin bir şeye, ucubeye dönüşmüştü. Canavarca bakıyordu, “zorlarsa ben o adamı öldüreceğim! Bana yardım edersin; değil mi?” Zeynep bön bön baktı, bir şey diyemedi. Sonra “takma kafanı” demiş, kendine gelsin diye ona moral vermişti. Onu hiç bu kadar delirmiş görmemişti. Sonra erkek kardeşlerinden biri geldi onu almaya, yalvardı yakardı “gel” diye, babamın tepesi atacak.” Gitmedi Songül, babası geldi ve onu patakladı, alıp götürdü çalışmaya. Ne yapsa boştu, çalışmaya devam etti mecburen. Ama babasına büyük bir kini vardı. Tarım işçisi kız arkadaşının cep telefonu almıştı internete girip bir şeylere bakmak, müzik dinlemek için, saç ve tahtadan barakada yemek sonrasıydı, babası çay içip tarla sahibi hakkında ileri geri konuşup küfürler ediyor, zamanı geldiği halde parayı vermediği için eleştirip duruyor, adamın karısına kızlarına çok ağır küfürler yağdırıyordu, Songül bu konuşmaların ses kaydını aldı ve cep telefonunda tarla sahibinin torunu kıza yolladı. Ve tuvalete çıkmak için dışarı çıktı, yakındaki barakaya gitti, ateş başında menemen pişiren kız arkadaşına cep telefonunu verdi. Ertesi gün tarla sahibi üç yardımcısını yolladı ve Songül’ün babasını alıp gittiler. Biraz hırpalanmış, dayak yemişti. Niye dayak yiyeyim canım diye inkar edip aramızdaki bazı sorunları giderdik diyordu asil tavırlarla. “Bana çok değer verir.” Oysa özür dilerek kurtulmuş, ayaklara kapanarak, aksi halde ciddi bir dayak yiyecekmiş o üç adamdan. “Tasını tarağını topla git derdim; ama seni bu kez bağışlıyorum, bir daha arkamdan atıp tutma!” demişti adam. Songül, işlerine son verilir, buradan kovuluruz diye düşünmüştü. Kovulmamışlardı ama babasının dayak yemesine çok sevinmişti. Adama ses kaydı dinletilmişti. Onun ayaklarına kapanıp ağlamıştı. Baba başına açılan işi kızının yaptığını öğrendi. Şöyle dedi ona: “Bu kez sana bir şey demiyorum; ama bir daha olursa seni mahvederim. Otur oturduğun yerde ya da işini yap. Bana kızgın olabilirsin anlarım; kafama karanlıkta ya da uyurken bir odun indirebilirsin; ama ekmeğimizle oynama!”
Songül, bu ağır işten ve gaddar babadan kurtulmak için başka bir yöntem bulmalıydı. Mahmut, doğru düzgün çalışmazdı, bir yerlere giderdi, arada biraz işe el atardı, içerdi, arkadaşlarıyla harcardı parayı, zenginmiş gibi ihtiyacı olanlara verirdi, onlara erzak alırdı.
Çocuklarını, karısını çalışırdı. “Kamyonet ya kamyon alıp nakliye işi yapacağım, parayı bankaya yatırmaya gidiyorum” derdi, içki alıp araziye içmeye giderdi, kalabalık ailesini çalıştırır, parayı cebine atardı. Ona kimse itiraz edemezdi, o ne derse o olurdu. Kamyon için biraz para biriktirmişti geçen seneden beri; ama parayı harcıyordu, bir motosiklet satın almıştı mesela. Aile yaz boyu tarım işçiliği yaptı. Dört erkek, üç kız, anne ve baba. En küçükleri Songül’dü. Erkekler kış sezonu ya inşaat işlerine gider ya da kış sezonu için yine tarlalarda çalışmaya giderdi, kızar ve anneleri eve dönerdi.