Rutin köy hayatında başka ne halt yiyeyim. Hamallıktan başka bir şey değil. Üç beş kuruş kazanacağız bunlardan. Asıl parayı zincir marketler kazanıyor, gel içeri geçelim.”
İçeri geçtiler, Songül ocağa çay koydu. Çökelekli poğaça yapmaya girişti.
Duvarların badanası, boyası döküyor, pencere camı bantlı. Pencere tülü eskimekten griye dönmüş dökülüyor. Yoksulluk bu evi karanlık gibi kaplamış ya da evin nasıl göründüğü kimsenin umurunda değil. Göze hoş gelen hiçbir şey yok burada sanki. Songül içeri, salona gidip televizyonu açtı, kanalları gezdi, müzik kanalında kaldı, değiştirdi hemen. Leş gibi atmosferde bir cıvıltı yayılmaya başladı.
Televizyonda cinayetleri işleyen bir program vardı.
Songül poğaça yaparken programla ilgili bir şeyler söylüyordu. Zeynep ise programı vakit kaybı olarak görürdü, “bu kızdan bir şey olmaz” diye düşündü üzülerek. Songül program hakkında dalgasını geçmeye başladı.
Zeynep, onun bu eğlendirici tarzını severdi,
Ailesiyle ilgili bir şeyler anlatırken bu kez onlarla dalga geçiyordu. Hayatı, ailesi zordu. Songül can sıkıcı olsa bile bunu çarçabuk unutturur ya da ört bas ederdi, canı sıkılmasın diye dalgasını geçiyordu.
Zeynep mutfak tezgahının karşısında divanda oturuyordu. Eski divan pis kokuyordu, biri burada ölmüş gibi, bir keresinde bunu demişti.
Songül gülüp; “bana öyle bir koku gelmiyor” demişti.
Songül’ün suratı solgun ve kararmıştı, güneşten daha bir kararmıştı, elleri nasırlıydı, tarlada bahçede bir yerlerde sürekli iş yapmaktan. Yine komik bir şeyler anlatmaya başladı. Eskiden böyle değildi Songül, isyan eden, sürekli başkaldırı halinde çok sinirli bir tipti, çılgın düşünceleri vardı, tarım işçiliği yapmaya başladığından beri farklılaşmıştı. Çılgın, dize gelmez vahşi at nasıl ehlileştirilmişse Songül de buna benzer biçimde, gerektiğinde zor kullanılarak, dayak atılarak dize getirilmiş gibi görünüyordu, aileden beş kişiyle çalıştığı yerden hasta olduğu için birkaç gün izinle gelmişti eve.
“İşler nasıl gitti?”
“Köle gibi çalıştım; ne olsun.” Bununla ilgili komik bir şeyler anlatmaya girişti. Ama robot gibi konuşuyordu. Kalbi ve beyni alınmış gibi.
Eskiden böyle işlerde çalışanlara; “kafasız” derdi, “başıma silah dayasalar yapmam.”
Zaman çok şeyi değiştirir, geliştirir ya da yozlaştır.
Zeynep, çok merak ederdi, o isyanlar ve isyanlarında çok haklı kişilik nereye gitmişti, onu özlerdi. Yumuşamış, her denileni yapan, fikri yokmuş gibi hareket eden biri gelmişti yerine. O Kendine özgü ve çok tutkulu kız yok olup gitmişti birkaç sene içinde. O kendince fikirleri olan ilginç kızın yok oluşu Zeynep’i üzmüştü. Ama eskiden bu kadar komik değildi.
Bir zamanlar Ali kıran baş kesendi Songül.
Şimdi vur eline; al lokmasını.