..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler." -Oscar Wilde
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Yazar Portresi - Ertuğrul ERDOĞAN
Ertuğrul ERDOĞAN - ERDOĞAN'LA EDEBİYAT
Site İçi Arama:


Yazar Tanıtımı
" Daha yaşanabilir bir dünya için, herkesin yapabileceği güzellikler mutlaka vardır. Bunun için, Yaşamın gerçekleri ile tanışmak düşünmek ve düşündüklerimizi hayata geçirerek insanların daha mutlu yaşamlarını sağlamak için birlikte yol alalım.

Yazısının Özellikleri
okurken, düşünelim, iyi bir insan olarak, yalnız kendimizi düşünmeden, aç, fakir ve yardıma muhtaç insanlara el uzatarak, savaşsız ve barış içinde bir dünya için geleceğe iyi hazırlanalım.

Edebi Etkiler
Aziz Nesin, , Dostoyevski, Gogol, Çehov, Yaşar Kemal

Benzer Yazarlar
Ben benzerlikten değil, yazılarımla kendime ait olmayı isterim

Özgeçmiş
Ertuğrul Erdoğan, Ankara’nın gecekondu semti Akdere’de 3 Eylül 1958 yılında iki katlı beyaz badanalı bir evde dünyaya geldi.

Gecekondunun bahçeleri alabildiğine özgürlüktü. Kiraz ağaçlarının en tepesi seçilirdi ve kulaklarımıza taktığımız kirazlarla gülüşürdük. Yazları bir başkaydı. Bahçemizdeki variller içindeki suya dalıp, serinler, şaşkın ördekler gibi kurulanırdık güneşin sıcaklığında.

Bir başkaydı oyuncaklarımız, telden araba, tahtadan tornet arabası yapardık yaratıcı minik ellerimizle. Dedik ya yaratıcıydık o zamanlar. Hele arka bahçemizin gölgeliğin tadına doyun olmazdı. Müsamerenin kolonyasını rengârenk gramofon kâğıtlarıyla yapıp, konuk arkadaşlarımıza ikram ederdik. Destan satanların peşinden gider, ağıtları birlikte dinlerdik çamurlu sokaklarda ayakkabılarımızın bırakılmışlığında.

Komşuluklar bir başkaydı gecekonduda. Oyunlarımız gündüzlere sığmaz, geceleri kâh Karabulut amcaların ve şişman Meliha Teyzenin bahçelerinde gecelerdik fıkra ve sohbetlerin hoşluğunda. Mahallemiz 1965 yıllarında şehrin uzaklarındaydı siyasilerin unutmuşluğunda. Sokaklarında asfalt yoktu ama siyasi partilerin at ve Altıok bayrakları her tarafı süslerdi.

1968 yılı gecekondunun özgürlüğünden ayrılıp, Cebeci semtinin asfaltlı, temiz çocukların bulunduğu, bana da yüksek gelen Levent Apartmanının 6. katında kendimi sanki gökyüzüne yakın hissederdim. Geceleri uçakların geçişini balkonda yıldızların çokluğunda ve kaymasında izlerdim. Babam sattığı gecekondumuzun sermayesi ile açtığı ve Doğan Yayınevi adını koyduğumuz kitapçı dükkânımızı gece gündüz bekledik.. Kitaplar, artık en iyi dostum olmuştu. Kemalettin Tuğcu’nun romanlarındaki ezilenleri okuyup iyiliği öğrenmiştim kalbimce. Ve her hafta gittiğimiz sinemalarda Türk filmlerinin duygusallığına ağlardık sevgililerin ayrılışlarında. İlk televizyonu izlemenin onurunu yaşardık, Grundig mağazasının önünde biriken kalabalığın çekirdek çitlemelerinde. Evimize gelen tele konukları ağırlardık, annemin güzel pasta ve meyve ikramlarında. Zamanla kayboldu misafirler, komşularımızın evine giren televizyonlarla.

Çocukluğum ve gençliğimde öğrenci hareketlerini gördüm. Polis ve öğrenci çatışmalarının en şiddetlisini izledim 12 Eylül öncesi yıllarda. Siyasal ve Hukuk Fakültelerinin bahçelerinde tabancalardan fırlayan kör kurşunlar ve taşlar uçuştu dükkânımızın önlerinde. Kepenkler ardında can havliyle sığındık tezgâh gerilerine. Prof Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, şair, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Fikret Otyam gibi yazarların kitaplarını bastığımız yazarların, babamla yaptığı akşamüstü sohbetlerini keyifle dinledim. Ve onların kitaplarını matbaamızda orijinallerini ilk dizenlerden oldum. Dükkânımızın önündeki Cemal Gürsel Caddesi’nde nice yürüyüşlere tanık oldum, polislerin panzerli su sıkmalarında ve polislerin coplu dayaklarında.

Ve 12 Eylül darbesinin ardından yayınevimiz ve matbaamızın sonlandığı yıllardı 1980. Askerlik dönüşü Ordu şehrinden aldığım teklifi değerlendirip, Karadeniz 52 Gazetesi’nde dizgi operatörü olarak çalıştım. Hürriyet Muhabiri arkadaşımızın ölümü üzerine yazdığım “ Ağlayan Tuşlar” yazımı beğenen Yayın Yönetmenimizin teklif ettiği, Tercüman Gazetesi ve Akajans’ın muhabirliğini kabul ederek ilk gazeteciliğime başladım. Dört ay oteldeki yaşamımı bir odalı ev kiralayarak devam ettim. Geceleri en yakın arkadaşım, süpürgelikte bir türlü bulamadığım fareydi. Daktilo ve farenin tıkırdamaları arasında yazılarımı tamamlar, öyle uykuya dalardım. Politikacı, sanatçı ve futbolcu gibi birçok ünlüyü gazetecilikte tanıdım. Daha sonra maddi nedenlerle gazetecilik mesleğini noktalayıp, Ne uzayıp, ne kısalmak için PTT’de göreve başladım. Hep derim, iki yıl gazetecilik yaptım, yirmi yıl gibi yaşadım. Yirmi yıl memurluk yaptım, iki yıl gibi yaşamadım.

Evliyim ve Allaha emanet bir erkek çocuğum var

Birde içimde Atatürk Sevgisi…

Okumayı, araştırmayı ve yazmayı çok seviyorum.

“ Daha iyi bir dünya için herkesin yapabileceği mutlaka bir güzellik vardır” diyor herkese Sevgilerimi sunuyorum.



Bulunduğu Yer
Bursa/ Türkiye



“Anne rahmine düsme sansini yakalayan insanoglu, yer yüzünde insanca yasamadan ve bir baskasina yasama sansi vermeden yapamiyor. Yüz yillardir, insanlar arasindaki kisir çekisme ve Tanri’nin bize lütfettigi dünya üzerindeki degerlerin tek sahibi olabilmenin mücadelesi yaninda, bu degerlerin iyi paylasilamamasi sonucu, insanin, insana yaptigi en büyük kötülük olsa gerek…

Mutlu ve iyi yasami yakalamak, bize en yakin olan beynimizin içinde olmasina karsin, biz insan oglu, elimizdeki en kiymetli degerlerden bikmak ve daha iyisini elde etmek ugruna uçurumun dibinde dans ediyoruz. Elimize, dilimize ve belimize sahip olamamanin cezasin da agir ödeyerek, kendimizi mahvettigimiz gibi gelecek nesil dedigimiz çocuklarimiz olan yani basimizdaki en kiymetli varliklarimizi da birlikte felaketin esigine sürüklüyoruz…

Tok olanin açin halinden, zengin olanin ise fakirin halinden anlamadigi, sevginin ve hosgörünün yani sira paylasimin cimrilesmeye yüz tuttugu dünyada, insanlarin bu tavirlarini sürdürmeleri durumunda, çok insanlarin bunalimlar içinde yasamaya, yüzyillar öncesi oldugu gibi, yine bundan sonraki yüzyillar içinde de devam edecege benziyor… Paylasim kavraminin ne oldugunu bilmeyen ve ögrenmekte zorlanan insanlar, kendilerine ve çevrelerinde olusabilecek kaoslara da her an hazir olmali… Biz insanlar, dünyanin gidisati içinde, terörün korku saldigi, savaslarin kol gezdigi, açligin alabildigince çogaldigi, insanin insana tahammül gücü kalmadigi, issizligin çig gibi büyüdügü, yesilligin katledildigi, kisacasi, iyi günlerin çok az, kötü günlerin ise yogun oldugu bir dünyada sizlaniriz. Eger, Tanri’nin bize sundugu güzel seylerden zevk alabilmek için açik yürekli olsak, üzerimize gelebilecek kötülüklerde, ona katlanmak için de yeterli derecede kuvvetimiz olurdu…

Sicak ve mutlu yuvamiz dedigimiz dört duvar arasinda yalniz kendi benligimizi düsünerek yasam felsefesini kabul edip, bana dokunmayan yilan bin yasasin tarzi görüsüyle, disarida ve olasi zor yasam içinde bulunanlari, örnegin bir sokak kösesinde, sürünmeye mahkum birakilan ve hepimizin seyrettigi küçük çocuklarin yasam çirpinislarina seyirci kalmak , okula gidecek malzemeyi bulamayan, bulsa da kilometrelerce karli ve çamurlu yollari asan yorgun çocuklarin okuma mücadelelerini ve çocuguna hakki olan sütü dahi alamayan ebeveynlerin, ne yapacagina ortak olmadan, onlarin sorunlarini gidermek için mücadele vermeden güle oynaya yasadigimiz sürece, bir gün, disarida olusabilecek ejderhanin, bizlerin de kapisini çalacagina her an hazir olmamiz gerekir…

Yüz yillar öncesinde tarihin sayfalarinda da kanit olarak bulunan, hirsli iktidar sahipleri, güçlü olmayi ispat ve doyumsuz egolarini tatmin etmek için, egitimsiz insanlarin olusturdugu kalabaliklari, ellerinde bulundurduklari silahlarla yönlendirerek, yine insanliga en büyük zarari vermeye devam ediyorlar, insanlar, ne istedigini bilmeden yasamaya devam ettikleri sürece, bundan sonra da bu tür krallari ve delileri tarih sayfalarinda nesretmeye devam edecek gibi görülmekte. Insanligin, daha iyi bir dünya için, önce, “insan gibi dünya insani olmak” kavramini betimleyerek ve özümseyerek her bireyin yaptigi ve yapacaklari yanlisligin tüm insanlara ve onlarin geleceklerine ve genlerine yansiyacagini bilerek hareket etmeleri yani sira, kaliteli ve ne yaptigini bilen egitimli insan olmalarinin gerekliligi de artik su gibi kaniksanmakta….

- oğlum Ege'nin yıl sonu okul balosunda yaptığı özlü konuşmanın linkini veriyorum;

http://www.youtube.com/watch?v=TbxCHA8NdaM

ertuğrul erdoğan
"biz bizde miyiz, biz neyiz?"
adlı çalışmamdan Bursa -2003
" Yazılarımın noter tasdiki mevcuttur"



 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Ertuğrul ERDOĞAN, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

 

Bu dosyanın son güncelleme tarihi: 23.10.2021 10:22:17