..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Uygarlık, gereksiz gereksinimlerin, sonsuz sayıda artmasıdır -Mark Twain
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > 21. YÜZYIL > Yûşa Irmak




9 Eylül 2021
Modern Külkedileri ve Meşhur Pabuçları  
Yûşa Irmak
Hele hele, Külkedisinin sarayda çalışmaya başladığını, üstelik sunulan hizmetin eskisinden daha iyi olduğunu fark ettiğinde kendini daha da berbat hissediyor. Ara sıra duygulanıp cam pabucu okşuyor. Külkedisinin evlenmek isteyeceği gibi biri olsaydım diye hayıflanıp duruyor. Bu arada Külkedisi de aşktan zerre kadar anlamayacak şekilde işine kaptırmış kendini eşek gibi çalışıyor… Cam pabucun sunduğu hayatla gelecek prestiji ise öyle umurunda filan değil… Sarayda yetenekli bir yönetici olmak ona daha güvenli geliyor. Üstelik kazandığı paralarla kendine cici cici ayakkabılar alabilir nasıl olsa. Bütün zamanı saray içinde geçtiğinden orada yaşıyor; bir de prensle mi uğraşacak? o kadar işin gücün arasında… Özgür yani yalnız kalmayı istiyor ve masal burada pattadan bitiyor.


:CG:
Külkedisi Sindrella’yı bilmeyeniniz yoktur. Ancak kabaktadı verdiğinden mi nedir artık masalın çağımıza uygun versiyonlarını görmeye başladık.

Günümüz modern dünyasının Çağdaş Yeni Külkedisi masalında, Sindrella Hanım; Prensi takmayan, kendini ona beğendirmeye çalışmayan, sarayın işletmesini ele geçiren cin fikirli, bir o kadar da becerikli bir kadını anlatıyor. Yani tam olarak Sindrella’yı bir iş kadını olarak görüyoruz. Onun hedefi ise para kazanıp kendi işini kurmak. Bu yüzden söz konusu baloya da Prensi kafeslemek için değil aslında sarayın girdisini çıktısını öğrenmek için katılıyor. Krala saray mutfağındaki israfı gösteriyor; aklı başında önerilerle yapılabilecek tasarrufları tek tek sıralıyor; kral da kızımıza bayılıyor, çünkü saray zararda, balo belki bir milyoner kızı buluruz zararları kapatırız düşüncesiyle düzenlenmiş gibi adeta. Zaten Kral da oğlunun Külkedisi ile dans etmesini bu yüzden sağlıyor. Böylece Külkedisi dans ederken ayağını sıktığından mı acele ettiğin de mi bilinmez ayakkabıyı çıkıveriyor. Kim bilir belki de Prensi can sıkıcı buluyor, baloyu terk ediyor; tabi çıkarken ayakkabının tekini bulamıyor masal bu ya.. Garibim Prens de yana yakıla gazetelere ilan veriyor, âşık olduğu kadının ortaya çıkmasını bekliyor. Dedikodu sütunları prensin ıstırabını anlatıp işin cıvığını çıkartıyor. Külkedisi dayanamayıp Prense telefon açıyor. Sırf prens olduğu için herkesin onunla olmaya can atacağını sanmaktan vazgeçmesini filan öğütlüyor. Prens fena halde âşık ve şaşkın! Elinde cam ayakkabıyla kalakalıyor! Külkedisine ise neler olduğunu bir türlü anlayamıyor…

Hele hele, Külkedisinin sarayda çalışmaya başladığını, üstelik sunulan hizmetin eskisinden daha iyi olduğunu fark ettiğinde kendini daha da berbat hissediyor. Ara sıra duygulanıp cam pabucu okşuyor. Külkedisinin evlenmek isteyeceği gibi biri olsaydım diye hayıflanıp duruyor. Bu arada Külkedisi de aşktan zerre kadar anlamayacak şekilde işine kaptırmış kendini eşek gibi çalışıyor… Cam pabucun sunduğu hayatla gelecek prestiji ise öyle umurunda filan değil… Sarayda yetenekli bir yönetici olmak ona daha güvenli geliyor. Üstelik kazandığı paralarla kendine cici cici ayakkabılar alabilir nasıl olsa. Bütün zamanı saray içinde geçtiğinden orada yaşıyor; bir de prensle mi uğraşacak? o kadar işin gücün arasında… Özgür yani yalnız kalmayı istiyor ve masal burada pattadan bitiyor.

Esasen bu iki masalın da aşkla filan bir ilgisi yok! Eskisi aşk kılıfı ile sunuldu hepimize! Yeni versiyonunu da finans dergisinde okuyabilirdik. Belki de yazıldı görmedik.

Her ne ise, ben bu masalı size niye anlattım, oraya geleceğim. Şimdi çarşı-pazar dolaşıp kutu kutu ayakkabı alan kadınların, derinlerde bir yerde, en güzel cam pabucu bulmaya duydukları sonsuz istek ilgimi çektiği için anlattım… Ayakkabılar ve kadın arasındaki patolojik ilişkiyi kurcalamak istiyorum biraz…

Masalın iki versiyonuna da bakıldığında Eski Külkedisi hayatını cam pabucu sayesinde kurtardı. Pabucun onun kimliği olduğunu ve onunla bütünleştiğini görmek mümkün. Prens ise onu diğerlerinden pabucu ile ayırt etti! Ne kadının sesi, ne kokusu ne de güzelliği… Külkedisinin kurtarılmaya duyduğu arzunun karşılanması, prense iç huzuru verdi, prens kurtarıcı kahraman olarak hayattaki yerini pekiştirdi, kendini daha iyi hissetti. Bu hikâye, aşk masalı ve romantik bir ilişki diye bizlere yutturuldu. (Aynını yaşayanınız çoktur…)

Modern masalımız da aslında tam olarak “Özgür kadın” masalı. Masalın içine baktığımızda erkeğe zerre kadar yer yok! Prens cam ayakkabıyı okşayan bir fetişist olmaktan öteye gidemiyor. Prens ortada kurtarılacak kimse olmadığından neredeyse gereksiz biri. Erkek işlevini yitirmiş bir figüre dönüştürülmüş…

Oysa masal da Külkedisi başka birine âşık olsa, evlense nasıl davranırdı hiç oralara girip anlatmıyor…
Aklını, becerisini ve yaratıcılığını tam olarak kullanmaya devam eder miydi yoksa kendini sevdiği adamın bakımı ve gözetmesine bırakır mıydı? Onu da bilemiyoruz, göremiyoruz.

Ama ben söyleyeyim o da ikincisi olurdu hiç kuşkusuz. Üstüne bir de adamı suçlardı, birlikteliğin onu köreltip angarya işlere yönelttiğini öne sürerek. Doğrudur, bir erkekle birlikte olan kadınlar hep angarya işleri daha fazla yaparlar, zorlandıklarını sanarak. Gerçekte içten içe angarya işleri severler, çünkü zihinsel uğraş gerektiren her iş yorucudur, kendini başkasına teslim etmek daha rahatlatıcıdır.

Aileler, kızları, tek başına kaldığında Yeni Külkedisi gibi ”kendini kendine emanet” etme yetisini gösterebilen, ama beraber olduklarında Eski Külkedisi gibi ”kendini başkasına emanet” eden çağdaş kadınlar olarak yetiştirir. Çünkü böylesi makbuldür, günümüze uyar. Bu tuhaflık erkek, kadın, çoluk, çocuk, herkesin işine gelir, herkes tarafından hızlıca benimsenir. Zaten kadınların entelektüel yetenekleri kabul görmez, aile içinde, arkadaşlar arasında ne kadar iyi ütü yaptığı, yaprak sarması, o sarmanın lezzeti daha çok övgü alır. Kazandıkları para yüklü de olsa bundan hiç mi hiç söz edilmez, aile bütçesine katkı olarak değerlendirilir çıkılır işin içinden.. Ne hikmetse bu memlekette herkes kadınların yapamadıklarını anlatılır. Böylece kadınlar yapamamaya özendirilir, yoksa erkek kurtarıcı kahraman filan olması mümkün müydü? Sanmıyorum…

Günümüz kadınları (İstisnalar kaideyi filan bozmaz!) Eski Külkedisi gibi düşünüp, Yeni Külkedisi gibi davranmaya çalışıyor. Buna görüntüyü kurtarıp özü değiştirememe halleri diyebiliriz. Yani, mutsuzluğu, kendi çelişkisinin labirentlerinde gizli, açılmayı bekliyor. Mutluluğu ise, iyi ya da kötü günde yalnız ya da birliktelikte kendini kendine emanet edebilmesinde…

Peki, ne yapalım?

Kanaatimce Külkedisinin meşhur cam pabucunu Muratgilin damına atalım, almaya çalışanın da atlarken canının çıkmasına vesile olalım. Sevgili hemcinslerim, artık şu cam pabuçları okşamaktan vazgeçelim. Çünkü istenen bu. Yapalım kurtulalım.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Tartışma Edebiyatı veya Adabı
Aldatmanın Cezası Nasıl Kesilir?
The Black Dahlia 2006 / Cehennem Çiçeği
Sorumluluğa Davet
Ağır ve Hafif Erkekler! Biraz da Adalet
"Geçiş Dönemi Kadını" Olmak Kader mi?
25. Saat Filmi
Dünyanın Bütün Sabahları (Tous Les Matins Du Monde 1991) Filmi Üzerine Birkaç Kelam…
Chp: Eski Hamam, Eski Tas, Eski Nalın, Eski Tarz…
Affeder Misiniz?

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Med Cezir [Şiir]
Yâr Gördüm [Şiir]
Külle Yıkanır mı Sırlar? [Şiir]
Dediler [Şiir]
Kehribar Gözlüm [Şiir]
Med Cezir [Şiir]
Turnalar [Şiir]
Bilmiyorum [Şiir]
Yuh Olsun [Şiir]
Bıçkın Yüzünde Kehribar Gülüşü [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı! Yayıncı, gazeteci ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Yûşa Irmak, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.