..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Bazen bir mısra yaşamı değiştirir." -Kafka
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Dilbilim > Oğuz Düzgün




7 Kasım 2005
Türkçe'nin Yitik Kardeşi; Kızılderilice!  
Oğuz Düzgün
Kızılderililerin hepsinin olmasa da bir kısmının Türk kökenli olduğunun söylendiğini duyarız bazen


:GHBE:
Kızılderililerin hepsinin olmasa da bir kısmının Türk kökenli olduğunun söylendiğini duyarız bazen..Ancak haklı olarak bu savın doğru olup olmadığı konusunda şüphelere de kapılırız..Elbette bu insanların yani “Kızılderili” ya da bir galat-ı meşhur olarak “indians” olarak anılan insanların kökeninin şu veya bu olmasının, yani kafataslarının şeklinin bizim için çok da önemi yok..Sonuçta onlar kendilerini şu anda farklı bir halk ya da millet olarak tanımlıyorlar..Kökenleri nereden gelirse gelsin bu insanlar binlerce yıldır Amerika kıtasında yaşıyorlar ve bu binlerce yıllık süre de onların yepyeni bir millet olarak başkalaşmasına yeter bir süredir..Bulgar Türkleri daha kısa bir sürede Bulgar milleti diye apayrı bir millet olmuşlardı bildiğiniz gibi...Bunlara Türk soyundan gelen Finler ve Macarlar da eklenebilir..Fakat bu insanlarla bir şekilde akraba olduğumuzu bilimsel verilerle ispat edebiliriz..Bunu ispat için kullanılabilecek en önemli araçlardan birisi de bildiğiniz gibi dildir..Pek çok Kızılderili dilinin Ural-Altay kökenli diller olma ihtimali hem de kuvvetli olarak vardır…Bering boğazı yoluyla Orta Asya’dan Amerika’ya göçen Orta Asya halklarının tamamının da Türkler olduğunu söylemek imkansızdır..Ancak Kızılderili dillerini incelediğimizde bu kıtaya göçen milletler içinde Türk milletinin de atalarının var olduğu kesindir..Yoksa Kızılderili dillerindeki Türkçe kökenli kelimeleri açıklamamız asla mümkün olmazdı..Elbette Osmanlı döneminde Amerika’ya göçen “Meluncanlar” denen topluluğun Kızılderililerin dillerini etkilediği gerçeğini de unutmamamız yerinde olur..Zira Meluncanlar büyük bir ihtimalle Osmanlı Türkçe’si konuşuyorlardı..Bildiğimiz gibi bu Türkçe, Arapça ve Farsça kelimeler itibariyle zengin bir lehçeydi..İşte Kızılderililerin yakınlarına yerleştirilen Meluncan’ların Kızılderili dillerini etkilediğini varsayarsak, bu dillerdeki bazı kelimelerin Arapça ya da Farsça kökenli olma ihtimalini de göz ardı etmememiz gerekir..Bir Kızılderili kavmi olan Çerokilerin dilindeki “saat” gibi Arapça kökenli kelimelerin de başka bir izahı zor görünmektedir..Üstelik “hadjo” (haco) şeklinde telaffuz edilen ve Osmanlı Türkçe’sinde ve günümüz Türkçe’sinde sıklıkla kullanılan Farsça kökenli “Hoca” (Hace) kelimesi de ancak Meluncan’ların dillerinin etkisiyle açıklanabilir.Biz bu gerçeği inkar etmemekle birlikte Orta Asya’dan göç edildiği şekliyle Kızılderili dillerinde kalan Türkçe kelimeler üzerine odaklanmak istiyoruz..Küçük de olsa bulacağımız benzerlikler bizleri ortak bir kökene en azından Moğollarla, Japonlarla olduğu gibi Kızılderililerin bazı boylarıyla da akraba olabileceğimiz gerçeğine bizi götürür…Bu gerçek de belki Kızılderililerin Türkiye’ye, Türklere daha sıcak bakmasına vesile olabilecek gelişmeleri doğurabilir..
   Bizim asıl amacımız Türkçe’nin köklü ve de büyük bir dil olduğunu gözler önüne sermektir..Bu çalışmalarımız neticesinde dünya milletlerinin ve bilhassa da Amerikanın yerli halklarının güzel dilimiz Türkçe’mize sevgiyle bakmasını sağlayabilirsek mutlu oluruz..Bu amacımız da daha büyük bir tali gayeye odaklanmıştır..Biz Türkçe’yi sadece bir Irkın dili olarak görmüyoruz..Bu dil İran’dan Yunanistan’a, Doğu Türkistan’dan Bosna Hersek’e, Hindistan’dan Arnavutluk’a kadar binlerce yıl yaşanmış büyük bir medeniyetin ve de kültürün simgesi olmuş bir dildir..İnsanlığın kurtuluşunun ise medeniyetimizin sahillerinde olduğunu görmekteyiz..Türkçe de bu medeniyetin ve kültürün dili olarak bu medeniyete yaraşır şekilde, haşmetli, düzenli ve de güzel bir dildir..Dünya milletlerinin Türkçe’ye yönelmesi demek, onların Türkleşmesi anlamına gelmez.Bizim de dünya insanlarını Türkleştirmek gibi bir gayemiz asla yoktur.Zaten böyle bir ırkçı ve de asimle edici bir anlayışı benimsememiz mümkün de değildir..Belki Büyük bir medeniyetin ortak kültür dili olan Türkçe yoluyla insanlar, Doğunun, Asya’nın huzurlu limanlarına sığınarak, çağın bunalımlarından kurtulabilirler..Reçete bizim medeniyetimizdedir…Reçetenin dili ise Türkçe’dir..Dünya insanları kurtuluşlarının reçetesini tam manasıyla okumak istiyorlarsa Türkçe’yi öğrenmek, sevmek zorundadırlar..Bu da ancak Türkçe’nin güzelliklerini, zenginliklerini dünyaya haykırmakla mümkün olabilir..Yani Türkçe, harflerine kadar içine sindirdiği, medeniyeti, dini, kültürü haykırmak istemektedir..Bu bir boşalma hamlesidir..Binlerce yılın elmaslarla, mücevherlerle dolup taşmış birikimini başka kültürlere, dünyalara ulaştırma çabasında olan önderimiz; Dilimiz Türkçe’nin ricasını yerine getirmekteyiz..O bize kendisini gösterdi, biz de bu acizane aynalığımızla onu dünyaya gösterme azmindeyiz..O bizle konuştu, biz de şu zavallı mikrofonluğumuzla onu evrene dinletme aşkı içindeyiz..İşte şimdi Kızılderili diliyle bir yakınlık hisseden Türkçe bakalım nasıl konuşmaktadır ve bu yakınlığı haykırmaktadır görelim:

   Kızılderili’lerin sayı sitemleri incelendiğinde Türkçe’nin bu dillerdeki izlerine rastlamaktayız..
   Örneğin “Bir” sayısını aynı anlamda üstelik aynı seslerle bazı Kızılderili kavimlerinin dillerinde bulmamız oldukça şaşırtıcıdır..Bilhassa dilbilim alanında pek çok bilim adamı yetiştirmiş Amerika bu gerçekleri neden daha açık ve güçlü bir şekilde haykırmamaktadır bilinmez…Biz Amerikanın yerli kavmi olan Kızılderilileri Kowboy (çoban) filmlerinden öğrendiğimiz kadarıyla savaşçı, kafa derisi soymayı seven, beyazları öldürme alışkanlıkları olan insanlar olarak tanımaktayız…Halbuki onların yüzlerce yıl katliamlara maruz kalan ve de bugün soyu nerdeyse tükenmiş bir millet olduklarını da hatırlamamız gerekiyor..İşte bu özgürlüğüne düşkün kavmin Çin seddini defalarca aşmış Türklerle ve diğer özgürlüğüne düşkün orta asya milletleriyle akraba olduğunu bu “bir” sayısı bir kere daha ilan ediyor..Tarahumara Kızılderililerinin dilinde Türkçe’deki “Bir” sayısı “Bire” şeklinde Guarijo Kızılderililerinde ise aynı sayı “Pire” şeklinde yine bu kelime ile aynı kökenden gelerek başkalaşan “Wihl” (Bir>Whir>Wihl) Quileute dilinde binlerce yıldır yaşamayı başaran Türkçe kelimelerdendir…Yuki, Nuxalk gibi Kızılderili boylarında bu “Bir” sayısı “Maw” “Panwi” şekillerinde yaşamaktadır ki bu küçücük örnekler bile binlerce ses ihtimali içinde Türkçe’deki “Bir” sayısıyla bu kadar benzer seslerle telaffuz edilmelerinin ortak bir kökenle açıklanabileceğini gösteren nadide örneklerdendir..
   Türk dillerinde hemen hemen hiç değişmeden “iki” ya da “yiki” şeklinde telaffuz edilen “iki” sayısı Bir sayısından daha yaygın bir şekilde ufak ses farklılaşmalarıyla birlikte Kızılderili dillerinin tamamına yakınında yaşamayı başarmıştır..Bazı kullanımlarda mesela; Jicarilla Apaçilerinde “Naakii” Batı Apaçilerinde “Naki” şeklinde başlarına bir “n” ünsüzü alarak yaşamayı başarmışlardır…Lavrentian dilinde “Tigneny”, Pomo dillerinde “Kaw”, Koyukon dilinde “Netih”, Powhatan dilinde Ninge, Carrier dilinde “Nanki”, Çipewyanların dilinde “Naki”, Willapa dilinde “Natke”, Kato dilinde “Nakaa”, daha belirgin bir şekilde Sarcee/Tsuut'ina dillerinde “Ekiyi”, Pawne dilinde “Pitku” şeklinde başa “p” ünsüzü alarak, Inezeno Chumash dilinde Iskom şeklinde, Cochimi dilinde “kuak” formunda, Karok lisanında “Áxak” (x=Gırtlaksı hırıltılı h) Havasupailarda “Xuwak” , Mojave dilinde “Havik”, Highland Chontalların dilinde “Oguéh” şeklinde aslını açıkça andırır bir ses dizgesiyle, Kueçularda “İskay” sesleriyle kullanılan kelimenin Türkçe kökenli İki, eki, yiki şekillerinde telaffuz edilen “İki” kelimesiyle benzerliği aşırı bir dilbilim bilgisini gerektirmeyecek şekilde aşikardır..
   Diğer sayılarda da çok benzerlikler olmakla birlikte bilhassa “beş” sayısı pek çok Kızılderili dilinde Türkçe “beş” sayısı ile benzerlik göstermektedir..Bu kelimenin Kueçu dilinde “piska”, Mutsun Ohlone dilinde “Parwes”, sesler ters dönmüş bir şekilde Maya dilinde “Job”, Wyandotlarda adeta Türkçe’deki seslerle aynı biçimde “Weyş” (Beş>Weş>Weyş) şeklinde telaffuz edilmesi de tesadüf olmasa gerektir.. Susquehannock dilinde “Wisck”, Seneca yerlilerince “Wis”, Mohawklarca “Wis” şeklinde ve pek çok Kızılderili lehçesinde benzer şekillerde telaffuz edilen bu kelimelerin Türkçe “Beş” kelimesi ile ortak bir kökenden geldiğini söylemek “iki kere iki dört eder” demek kadar doğrudur..Diğer sayılar da bilhassa “üç” ve “dört” sayıları da dört kelimesini andıracak seslerle Kızılderili dillerinde halen yaşamaktadırlar..
   Yine Kızılderili dillerinde “Su” kelimesi Türkçe ile benzer şekilde yaşamaya devam etmektedir…Kızılderili lehçelerinin çoğunda su yerine “Akar” “akan” “akı” gibi akan suları anlatan Türkçe kelimelerin kökünden gelen kelimeler de kullanılmaktadır..Herhalde Amerika’ya göçen Türkler su ihtiyaçlarını Amerika’da bolca bulunan “Akarsular” yoluyla karşılamışlar ve zamanla bu “akar” kelimesi su kelimesinin yerini tutmuştu..Şimdi Kızılderili dillerindeki “su” anlamını karşılayan kelimeleri örneklerle görelim.Batı Apaçileri “su” kelimesinin biraz değişimişi olana “tu” kelimesini kullanmaktadırlar..Çipewyanlar, Willapalar, Katolar, Hupalar, Mattolalar, Navajolar, Sarceler da aynı kelimeyi su anlamında kullanmaktadır..Bu kelime diğer bazı Kızılderili oymaklarında da Tu, ta, to ya da benzer şekillerde kullanılmaktadır..Peltek bir şekilde bu “su” kelimesini telaffuz ettiğinizde “tu” denileceğini bir düşünün..Aynı mantıkla Koyukonlar “to” şeklini kullanmakatdırlar.
   Etcheminler ise farklı bir şekilde “Shamogoon” şeklinde başkalaştırarak bu kelimeyi kullanmışlardır…Muhtemelen “sub-akan” kelimeleri birleşik telaffuz edilmiş zamanla bu kelimeler “Subakan>Sabakan>Samakan>Samokan>Şamokon>şamogon” şeklinde değişimlere uğramışlardır..Tabii ki bu benzerlikler başka şekillerde de izah edilebilir..Ancak diğer kızılderili dillerini incelediğimizde bu savımızı destekleyici argümanlara ulaşmaktayız.. Maliseet-Passamaquoddy dilinde su anlamında kullanılan “Samakan” kelimesi, bizim “Şamogon” kelimesinin kökeni konusunda söylediklerimizin doğru olabileceğini açıkça göstermektedir..Hele bir de Powhatan dilinde su anlamını karşılamak üzere kullanılan “Suckquahan” kelimesini görmemiz bizim doğru bir mantık üzerinde olduğumuzu adeta Kızılderili dilini Türkçe’ye bağlayan şifreleri adım adım çözme yolunda olduğumuzu bize göstermiştir.. “Sudagi” şeklindeki örnek de Pima Bajo dilinde yaşayan ve bu savımızı kanıtlayan delillerden birisi olarak kendini bize göstermektedir..
   Arikara dilinde bu “su” kelimesi “tstoho”(sıtoho) şeklinde Türkçe’deki bazı seslerini muhafaza ederek telaffuz edilir.Pawne dilinde isi bu “su” kelimesi daha da aşikardır; “Kiítsu'” Bu kelimenin aslı belki de “gitsu” yani “giden, akan su” olabilir.. Chitimacha dilinde ise bu “su” kelimesi değişik bir yolla başkalaşmış “s>k” değişmesi yaşanmıştır.. (Sub>Kub>Kuw>Ku) Achumawi dilinde başa gelen bir “a” ünlüsü bu kelimeyi farklılaştırmış fakat “s” sesi aynen muhafaza edilmiştir..Su kelimesi “as” kelimesine dönüşmüştür.. Cochimi dilinde su kelimesi “tasi” şekline dönüşmüştür..ta-si…Si kelimesi ile “su” kelimesi arasındaki benzerlik oldukça açıktır..
   Su kelimesinin “akar” kelimesi ile ifade edildiğini ispat eden örneklerden olmak üzere Cocopa dilindeki “erkah” kelimesini gösterebiliriz..Kirpik>kirpik kelimelerindeki değişimin bir benzeri akar>erka kelimeleri arasında yaşanmış olabilir.. Esselen dilindeki asanax(h) belki de “sulak>sunak>asunak>asanak>asanax” şeklinde bir değişim geçirmiştir..Ya da bu kelime su-lık kelimesinden gelmiştir..Ya da yine içinde “su” kelimesinin geçtiği başka bir kökenden gelmiştir bu kelime..Achumawi dilindeki değişime benzer bir şekilde, Karok dilinde de su>aas değişimi vardır.. “Saundustee” şeklinde bir kullanım Wyandotlarda kullanılmaktadır..Baştaki “sau” sesleri ile Türkçe “su” kelimesinin sesleri arasındaki benzerliği söylemeye bilmem gerek var mı?Muhtemelen eski Türkçe’de “Sub” şeklinde var olan kelimenin aslı “sab” kelimesi idi..Zamanla bu kelime “b” dudaksı sesinin de etkisiyle “a” sesinin yuvarlaklaşmasıyla “sub” oldu..Belki de Kızılderili dilindeki bu “sau” örneği gibi örnekler daha öncelerdeki “sab” kelimesinin değişik bir biçimde farklılaşması yoluyla oluşmuş da olabilirler..
   Az önce “Akar” kelimesinin Kızılderili dillerinde “su” anlamında kullanılmış olabileceğini ifade etmiştik..İşte bu iddiayı güçlendiren örneklerden birisi de Choctaw dilindeki “Oka” kelimesidir.. “Akar>Aka>oka” hatta bazı Kızılderili lehçelerinde bu akar kelimesi sadece “ka” şekline bile dönüşmüştür..Kızılderili dillerinde “su” kelimesi ile en kuvvetli bağlantıyı Mutsun Ohlonelerde görmekteyiz..Bu yerliler adeta Türkçe şekliyle “su” kelimesini kullanmaktadırlar..Biz “su” onlar ise Türkçe’nin farklı bir ağzını konuşurmuş gibi aynı kavram için “si” kelimesini kullanmaktadırlar.. Coeur d'Alene yerlilerince kullanılan “sıkwe” kelimesinin de “su” kelimesi ile bağlantılı olduğu açıktır..Az önce “sulak” ya da “sulık” kelimesinden gelen kelimeler olabileceğinden bahsetmiştik..İşte bu iddiamızı kuvvetlendiren örneklerden biri olarak karşımızda Sinkiuse dilinde “Sawolik” Wenaçi dilinde de “Savulk” kelimeleri durmaktadır..(Sub-lik>Suwlik>Sawolik) Colville ve Nespelem lehçelerinde bu kelimenin “Si'ulk” şeklinde telaffuzu iddiamızı daha da güçlendirmektedir. Kalispel dilindeki “Se'uliq” örneği de sanki bize “haklısınız” der gibi haykırmaktadır.. Bu durumda diğer örneklerin tamamı birleştiğinde güçlü bir delil ortaya çıkmaktadır..Bu deliller de şunu kesin olarak ortaya koymaktadır ki Kızılderili dilleri ile Türkçe arasında bir akrabalık vardır.Biz farklı kelime örneklerini incelemeye devam edelim..
Türklerin asırlardan beri içli dışlı olduğu köpekleri bir hatırlayalım..Orta Asya’da köpekleri evcilleştirmiş bir kavim elbette bu geleneklerini Amerika kıtasında da sürdürmüş olabilir..O halde eski Türkçe’de “Köpek” anlamını karşılamak üzere kullanılan, bugün de halen kullanılmakta olan “İt” kelimesini bir arayalım bakalım.Abenaki dilinde “it” kelimesine benzer bir kelime “adia” kelimesi, Cree dilinde yine benzer bir kelime “atim” Montegnaislerde “atemu” Naskapi dilinde ise yine “atim” kelimelerinin bulunması herhalde tesadüf olmasa gerek..Gros Ventre dilinde ise adeta aynen bu kelime kullanılmaktadır..Bu kızıderili halkı it kelimesini “et” şeklinde telaffuz ederek kullanmaktadır..Powhatanlar “attemus”, Sarcee/Tsuut'ina dilinde Tł-ítc'á şeklinde it kelimesi bazı sesler ilavesiyle yaşamaktadır.. Tlingitler “it” kelimesini “keitl” şeklinde telaffuz etmektedirler..Vaylakiler ise yine öne bir “n” ünsüzü ekleyerek bu kelimeyi “n-ati” şeklinde yaşatmaktadırlar..Demek ki Kızılderili lehçelerinin çoğunda kurallı bir değişim yaşanmıştır..Bazı lehçe ya da dillerde başa “L” bazı lehçelerde “N” bazı lehçelerde de “t, x” gibi ünsüzler gelerek kelimeler başkalaşmıştır adeta..Arikara dilinde de bu it kelimesinin önüne “x” ünsüzü gelmiştir kelime “xats” şeklinde yerleşmiştir..Daha pek çok lehçede “it” kelimesi ve türevlerine rastlamamız mümkündür..
   Bu sefer farklı bir yöntemle birkaç Kızılderili dilini ayrı ayrı inceleyelim:
Mesela şimdi Abenaki diline bir bakalım..Bu dille Türkçe arasındaki benzerlikleri bulalım..Bu dilde Hey! Ünlemi Türkçe’dekiyle neredeyse aynıdır..Kway! şeklinde telaffuz edilir..Tabii ki pek çok farklı dilin tesiriyle Kızılderili dillerinde büyük başkalaşmalar da görülmüştür ancak yine de Türkçe ile ortak yönler bu dillerde bulunmaktadır..Yine bu dilde söylemek, demek fiili Türkçe’deki –de fiiliyle aynıdır..Bir Abenaki de- fiilini karşılamak için ı-da- fiilini kullanır ki baştaki ı sesi bu kelimenin de- kökünden geldiğini anlamamıza engel değildir.Yine bildiğimiz gibi eski Türkçe’de İyi anlamında Eygu kelimesi kullanılırdı…İşte Abenaki dilinde bu kelime biraz farklılaşarak yaşamaya devam etmiştir..”y” sesi “L” sesine dönüşmüştür..Kelime karşımıza “Oligu-oligo” şeklinde çıkmıştır..Yine bu dilde bazı Türkçe kelimeler açık olmasa da kelimelerle birlikte kalıplaşarak yaşamaya devam etmiştir..Örneğin “O iyidir” cümlesi “Olig-en” şeklinde kurulur..Burada da eski Türkçe’de “bu, o” anlamlarına gelen “an” kelimesini “en” şeklinde bulmaktayız..İsterseniz bir cümle inceleyelim.. “Ni didam oho..” Bu cümleye baktığımızda N sesinin M sesinden başkalaştığını Bu Ni kelimesinin aslının Mi kelimesi olduğunu unutmayalım..Bunu başka bir örnekle ispat da edeceğiz.Bir de burada Amerika’da asırlardır hüküm süren Anglo-Sakson dillerinin de etkisinin varlığını unutmamak gerektiğini de söyleyelim..Zira cümle dizilişi bizi aldatabilir..Şimdi bu cümlenin anlamını söyleyelim aynı dizilimle.. “Ben derim “evet” Şu “didam” kelimesine bir bakın.. “Dedim” kelimesinden başkalaşmış bir kelime gibi gözüküyor…Abenaki dilindeki zamirler de Türkçe zamirlerle benzerlik göstermektedir..Mesela “O” adılını karşılamak üzere kullanılan zamirlerden birisi de “YO” zamiridir ki buradaki ses benzerliği oldukça bellidir..Erkek anlamına gelen “San-oba” kelimesinde oba kelimesi erkekliği çağrıştıran apa kelimesinden gelmiştir muhtemelen..Yine kadın kelimesi yerine bu dilde “behanım” kelimesi kullanılır ki bugün de çoklukla kullandığımız Türkçe “hanım” kelimesinin ta kendisidir bu kelime..Yine “bu gün” demek için “bame gizakak” kelime grubu kullanılır..Bame ile Bu, gizakak ile de gün ya da güncük kelimeleri arasındaki şaşırtıcı benzerlik de bir kökendaşlığı çağrıştırmıyor mu?Bizi asıl şaşırtan örnek yarın anlamına gelen “Saba” kelimesidir..Kurmanç lehçesinde “Sibe” şeklinde telaffuz edilen bu kelime “Sabah” kelimesinden gelmektedir..Ancak “sabah” kelimesi köken itibariyle Türkçe bir kelime değildir..Bu kelime Arapça’dan geçmiştir dilimize..O zaman şunu söyleyebiliriz..Osmanlı’dan göçüp Amerika’ya yerleştirilen Meluncan Türklerinin dilerinin etkisidir diyebiliriz bu benzerlik için..Yine bu dilde “hava” anlamına gelen “awan” kelimesini aynı teoriyle izah edebiliriz.Demek ki öyle ya da böyle Türkler bir şekilde birbirlerini buluyor ve Türkçe yeni karşılaşılan kavimin diliyle kendisi arasındaki eksikliği gidermek için bütün gücüyle çalışmakta, Türkçe kökenli olabilecek olan dile yeni kelimelerinden de ekleyebilmektedir..Biz kelimeleri incelemeye devam edelim..Güneş kelimesi Abenaki dilinde “gizos” şeklinde telaffuz edilir..Bu kelime ile “güneş” kelimesi arasındaki ortaklık da açıkça görünmektedir.(güneş>gizos).
   “Ye haydi!” bu dilde “Mic ida” şeklinde söylenir.. “ida” kelimesiyle “hadi” kelimesi arasındaki benzerlik ilgi çekicidir.Bu dilde anne ve baba anlamlarını karşılayacak kelimeler de açıkça ortak bir kökeni işaret ederler..Bilindiği gibi Türk lehçelerinde Baba kelimesini karşılamak üzere “Dede, dada” gibi kelimeler de kullanılırlar ki bugün bu kelime “büyük baba” anlamında dilimizde de yaşamaktadır..Abenakice de “baba” kelimesinin karşılığı “dada” kelimesidir..Benzerlik bununla sınırlı değildir..Bildiğimiz gibi “ana, anne, nene” kelimeleri Türkçe’de “anne” kelimesine karşılık olarak kullanılır..Abenaki dilinde ise anne kelimesine karşılık olarak benzer şekilde “nono” kelimesi kullanılır ki bu benzerlik oldukça şaşırtıcıdır. Yine “bebek” anlamına gelen “çijiz” kelimesinin “çocuk” kelimesi ile aynı kökenden gelmediğini de kimse söyleyemez.Arada hiçbir ortak özellik olmasa da bu benzerlikler bizi derin derin düşündürtmelidir.
   Şimdi de gelin başka bir Kızılderili lehçesini mesela Kueçu dilini bir inceleyelim.Azeri Türkçe’sinde yaşamakta olan apar- (götür-) kelimesini ufak bir farkla bu Kueçu dilinde bulunca bizde sizler gibi şaşırdık öncelikle..Ancak bu kelimenin bizim savlarımızı destekleyici deliller grubuna dahil edilmesi de bizi ayrıca sevindirdi..Apar- fiili Kueçu dilinde Apay- şeklinde telaffuz edilmekte.. Sadece bir r>y değişmesi olmuş…Ye- fiiliyle benzer bulduğumuz ayça- fiilinden de bahsetmeden geçemeyeceğim..Bu kelimenin Aş- kelimesinden gelmesi ise kuvvetle muhtemeldir..Aş-ça- Aşçamak…Hatta Tatar Türkçe’sinde ye- fiilini karşılamak üzere Aşa- kelimesinin kullanıldığını düşünürsek bu Ayça- fiilinin de Aşa>Aça>ayça şekline dönüştüğünü kabul edebiliriz..Zaten telaffuzdaki benzerlik oldukça açıktır..Tatar Türkleri çocuklarına “aşa balam aşa” derler..Yani “yemek ye oğlum ye” derler..Muhtemelen bu kelimeler arasında bir bağlantı vardır. “eyi” (iyi) kelimesi bu dilde “alli” şeklinde telaffuz edilir..Yine bu dilde akşam “tuta” kelimesiyle ifade edilir..Öğleden sonra “tün-aydın” kelimesini kullandığımızı bir hatırlayın..Türkçe’de “kün” gündüzü “tün” kelimesi de akşamı ifade eder..Hatta tavukların “tüne-diğini” de söyleriz bazen yani akşamladığını anlatmak isteriz..İşte Kueçu dilindeki akşam anlamındaki “tuta” kelimesi de büyük bir ihtimalle bizim tü-n kelimesinin tü, tu sesiyle alakadardır..zaten sondaki –n sesi tekillik ifade eden ektir..Kök tü- kelimesidir..Güzel anlamına gelen “kuyaylla” kelimesinin “küzel” kelimesi ile ilişkisi de asla inkâr edilemeyecek kesinliktedir… “kuzel>kuyel>kuyal>kuyayl”…Tanrı kavramını karşılamak üzere bu kelimede kullanılan kelimeler de öz Türkçe kelimeler olarak karşımıza çıkmaktadırlar..Hatta küçültmenin yanında sevgi, teklik ifadesi olarak da kullanılan –çik eki de Tanrı için sıklıkla kullanılır..Burada maksat Tanrıyı küçültmek değil onun tekliğini ve çok sevildiğini vurgulamaktır..Mesela apunçik kelimesi kullanılır bazen Tanrı kavramını karşılamak için..Bu kelime köken itiberiyle “apa” (güçlü, erkek) kelimesinden gelmiş olabilir..Biricik güç sahibi anlamında da “apunçik” kelimesi ile Tanrıya yakarılmış olabilir..Yine “efendi” manasına gelen “kamak” kelimesinin eski Türkler’de din adamı ve efendi görevindeki “kam” kelimesinden gelme olasılığı oldukça fazladır..Yine Tanrı manasında kullanılan “tayta” “tata” kelimeleri Eski Türkçe’de baba anlamında kullanılan” dede, dada” kelimelerinden gelmiş olabilir..Ya da bu “tayta” kelimesi “tengri” kelimesi ile alakalı olabilir..Ancak birinci ihtimal bizce daha kuvvetlidir..Zira bu dilde “tayta” ve “tata” kelimeleri “baba, dede” anlamlarında da kullanılmaktadır..
   Bu dilde “az” manasına gelen “as” kelimesinin varlığı apaçık bir şekilde bizi Türkçe’nin sahillerine götürmektedir..Yine eski Türkçe’de “büyük, güç” anlamlarına gelen “kurak” kelimesi de bu dilde “büyük” anlamında kullanılmaktadır..Belki de bu kelimenin Türkçe "gür" kelimesi ile bir kökendaşlığı bile vardır..Yine “çok” anlamında bugün “onca” şekliyle kullanılan “ança” kelimesine de rastlıyoruz..Yine “büyük” anlamında kullanılan “biyiha” kelimesi bizim yüzümüze “büyükçe” bir tebessüm kondurmayı başarıyor..(büyük>biyik>biyih>biyiha)..Bugün uyar- şeklinde kullandığımız kelime Kızılderililerde uyariy , uyay şekillerinde duymak, duyurmak anlamlarında kullanılmaktadır..zaten uy ve duy kelimeleri arasındaki ses benzerliği de ortadadır..Bu dillerin akraba diller olduklarını anlamak için bu birkaç örnek bile yeter ancak biz gücümüz yettiğince örnekleri toplamaya devam edeceğiz inşallah..Bugün anlamında kullanılan “kun-an” kelimesi de bize çok şey söylemektedir.. “an” kelimesi eski Türkçe’de de “bu, o” anlamlarında kullanılmaktaydı.. “kun” kelimesinin “kün” kelimesi ile aynı kökenden olduğunu söylemeye bile gerek yok sanırım.. “Işık” ve “açık” anlamlarına gelen “açik” kelimesi de bize Türkçe olduğunu söylemektedir..Belki de bu “ışık” kelimesi köken itibariyle yine “açık” kelimesinden gelmektedir “aydınlık” anlamını karşılamak üzere..Ya da Kueçu dilinde bu iki kavram “açik” şeklinde telaffuz edilmektedirler..Bu kelimenin öz Türkçe bir kelime olduğunu herhalde ilkokula giden bir çocuk bile anlayıverecektir..Kurmanç lehçesinde “keçik” Anadolu Türkçe’sinde “köçek” şeklinde telaffuz edilen “kız” anlamındaki kelimenin bir benzerine aynı manada Kueçu dilinde de rastlamaktayız..Bu dilde “kaçun” kelimesi “kız” anlamında kullanılan kelimedir..Yine Türkçe’de kadınlar için kullanılan “nene, nana” kelimeleri de bu dilde kadınlar için kullanılır..Bize göre bu dilde Türkçe ile akraba daha binlerce kelime var..Bu bilim adamları tarafından ciddi bir biçimde araştırılmalıdır..Bu araştırmalar Türkçe’nin yazıya geçirilmemiş çok eski formlarının da ortaya çıkmasını sağlayacaktır..Bu örneklere bakarak diğer dillerde var olan ancak delil yetersizliğinden dolayı anlayamadığımız Türkçe kökenli pek çok kelimeyi de bulmuş olacağız..Bu da insanlarımızın dilimize olan sevgisini bir kat daha arttıracaktır..
Bu ve benzer konuları bundan sonraki yazılarımızda da incelemeye devam edeceğiz..Biz sadece bir “dikkat çekiciyiz”…Gayemiz uyumakta olan “dehaları” uyandırmak..Bu konularla ilgili olarak; “bilim adamlarımıza” çok iş düşmektedir..Onları da Türkçe ve Kızılderili dilleri arasındaki benzerlikleri, ortak yönleri, araştırmaya davet ediyoruz..Biz bu kısıtlı imkanlarımızla bu güzellikleri gördüysek herhalde ilimkentlerimizin değerli hocaları daha bilimsel, daha tarafsız çalışmalarla kim bilir ne güzellikler yakalayacaklardır?Şurası da bir gerçek ki Kızılderili dilleri ve Türkçe arasındaki benzerlikler binlerce kelimeyle de sınırlandırılamayacak düzeydedir..Biz bile bunu görmekteyiz.Amacımız; insanımızın ve dünya insanlarının da bu güzellikleri görmesi..Belki de kapıda bekleyen ve Fransa’da ayak sesleri duyulan “Medeniyetler Çatışmasını” önleyebilmenin yegâne çaresi de dillerdeki bu ve benzeri ortak yönleri ortaya koymaktır..Yaratıcı da Kuran’da “Biz dilleri ve renkleri birbirinizi tanıyasınız diye farklılaştırdık.” buyurmuyor mu?Diller, bu ve benzeri çalışmalarla dünya insanlarının kardeşçe yaşamasının da bir teminatı olabilir..Türkçe ise dünya insanlarını Yunus’a, Hacı Bektaş-ı Veli’ye, Ahmed Yesevilere ve de tüm diğer güzelliklerimize yaklaştıracak “altın bir köprüdür.”Dünya insanlığını kurtuluşunun formülleri ise Türkçe ile yazılmış binlerce ciltlik eserlerde fazlasıyla vardır..Terörden, kandan, kinden kurtulmak için tüm dünya insanlarını Türkçe’ye çağırıyoruz; sevginin dili olan Türkçe’ye..
Oğuz DÜZGÜN

Kaynak:www.native-languages.org/

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Oğuz Düzgün'e teşekkür
Gönderen: dursun acar / İstanbul/Türkiye
25 Temmuz 2006
size bilgilendirme amaçlı araştırma yazınız için teşekkür ederim oldukça uğraşmıssınız yazınızdan elde edilen bilgilere göre türkiye cumhuriyetinin güçlü olması hepimizin ilk görevi olmalı.çünkü dünyada acı çeken öldürülen insanların yüzde yetmişi türk kökenli(anadolu-ortaasya çıkışlı)yazınız Atatürk'ün ruhuna ulaşsaydı kendiyle ve türklüğüyle duyduğu gurur daha da katlanırdı eminim. bende yazdıklarınıza , bazı bilgileri kısaca ek olarak gönderiyorum bugün avrupalıların ve bizim kullandığımız harflerin etrüsk alfabesi olduğu anlaşılmış (etrüskler avrupanın en eski türk göçmenleri)avrupalılar ve biz şu an atalarımızın kullandığı alfabeyi Atatürk sayesinde yeniden kullanmaya başladık. ingilizcedeki birçok kelimede türk kökenli örneğin wood,wooden türkçede; odun, odundan anlamına gelmektedir.wool, woolen türkçede yün, yünlü anlamında eski türkçede türkmenler yüne yul da derlerdi. ingilizcedeki .....ize son eki kelimelere izlenebilir takip edilebilir anlamı vermektedir türkçede iz zaten görülebilir takip edilebilir izlenebilir anlamındadır. herşeyden önemlisi bu kelimeler yakın zamanlı etkileşimle ingilizceye girmemiştir. belirttikleri kavramlarda temel kavramlardır. 1900 lü yılların başında bazı osmanlı türk bilimciler avrupanın ari kökenli olmalarını türkçedeki er kelimesiyle ilintilemişlerdir sonuçta erken evrimleşen bir nesiliz ve diğer kavimlerin evrimleşmelerinde büyük katkımız olmuş.ama değerimizi yitirmeyiz tabi ülkemizi yani hareket alanımızı kaybetmediğimiz sürece.. yazınızda geçen bilgileri her vatansever bilmeli ve insanların , insanlarımızın geleceği için gerekenleri yapmayı ödev edinmeli. son zamanlarda bazılarımızın (başbakanımız dahil)yaptığı bölücülerin ekmeğine yağ süren hatalarında oluşmasını engellemeli (burada orta asyalı ve bizden olan kürtlerin kürt kökenli vatandaşlar şeklinde isimlendirilmesi ve ayrımlaştırılması eleştirilmiştir) son olarak yazınızdaki bilgiler için tekrar teşekkür ederim

:: İlgi çekici
Gönderen: mustafa diren / /
19 Ocak 2006
Özenle hazırlanmış, güzel bir inceleme. Zevkle, ilgiyle okudum.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın dilbilim kümesinde bulunan diğer yazıları...
İbranice - Hintçe Kardeşliği
Türkçe'nin Şifresi - Türkçe'nin Üstünlüğü - 2
Adem ve Havva Dili
Türkçe'nin Şifresi - Türkçe'nin Üstünlüğü - 1
Sümer'e Farklı Bir Bakış
Esperanto ve Türkçe
Dillerin Şifresi
Türkçe'nin Arapça'ya Etkisi
Dillerin Ortak Kökeni - 1
Türkçe'mizin Ermenice'ye Etkileri

Yazarın bilimsel ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Çoklu Hücre Modeli
Reenkarnasyon Hakkında Alimlerin Görüşleri - 1
Atomda Dna Var mı?
Tebbet Suresindeki Mucizeler
İslam Bilim Müzesi
Nasreddin Hoca Yazar Oldu
Hangi Tanrı?

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sen Var Ya Sen! [Şiir]
Çakkıdı Çakkıdı [Şiir]
Miraciye [Şiir]
Üç Boyutlu Şiir [Şiir]
Bâlibilen Dilinde Şiir [Şiir]
"666" [Şiir]
Sağanak Sen Yağıyor [Şiir]
Bülbüller Şehri İstanbul [Şiir]
Türkçe Hamile Beyanlara [Şiir]
Burası Sessiz Biraz [Şiir]


Oğuz Düzgün kimdir?

Yazar edebiyatın her alanında çalışmalar yapıyor.

Etkilendiği Yazarlar:
Bütün yazarlardan az çok etkilendi. Zaten insanoğlunun özelliği değil midir iletişimde bulunduğu varlıklardan etkilenmek?


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Oğuz Düzgün, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.