Dershaneler Ne İş Yapar?
Dershaneler, bu ülkenin sadece acınan, kan kaybeden eğitimin sonucu değildir; aynı zaman kan kaybeden, acınacak hale dönüşen ve çözülen aile yapısının bir sonucudur da.
"Hayat, elimizde iki kurabiye varken birini kaybetmek gibidir; diğeri artık asla aynı tadı vermez. - Dorothy Parker"
"Hayat, elimizde iki kurabiye varken birini kaybetmek gibidir; diğeri artık asla aynı tadı vermez. - Dorothy Parker"
Dershaneler, bu ülkenin sadece acınan, kan kaybeden eğitimin sonucu değildir; aynı zaman kan kaybeden, acınacak hale dönüşen ve çözülen aile yapısının bir sonucudur da.
Yaptıklarının arkasından dönüp bakmazsa insan. Bak bu hata imiş! deyip tamir etmek ihtiyacını duymazsa, bir kez olsun karşı tarafa hak vermezse o insan, ne kültür, ne demokrasi, ne hukuktan yanadır.
-Halkın enflasyonu neredeyse yüzde yüzlerde ama açıklanan bunun onda biri bile değil.Hükümet yetkilileri,yüzde iki zam yaptığınız emekliler bu enflasyon farkından doğan açıklarını nasıl kapatacaklar?
Doğadaki dişilerin hiçbiri hor görülmedi bizim kadar.
Hiçbir dişinin dişiliği, kötüye kullanılmadı, iğdiş edilmedi insan dişisi kadar.
Çok gecikmiş bir isyanın zamanıdır yine.
İnsanlık, isyanla özgürleşecek, isyanla eşitleşecek, isyanla yaklaşacak gerçek doğasına.
Ölüm Allahın emri ayrılık olmasaydı. derler. Tabi Her nefis ölümü tadacaktır. ANKEBUT/57 ayetine istinaden. Dünyaya gelmiş herkes bir gün ruhunu Rahmeti Rahmana teslim edecek. Cennet ve cehennem, ahiret hayatı gerçeği, inanan insanlar için her zaman var olmaya devam edecek. İnanmayanların da kendileri bilir, hiç kimseye bu konuda baskı
SGK yasası çıkartılırken, bu emekçilerin yıprandığı anımsandı. Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazetecilere, yıpranma payı armağan edildi; yasa çıktı. Fakat, kıyak emeklilikte, ek ödemelerde yapıldığı gibi fırsat bu fırsattır deyip yasaya milletvekilleri de sokuşturuluverdi. Böylece onlar da çok yıpranan meslek grubunun içine girdi bir hamlede.
Acı gerçekleri yazmak, insanın sinirlerini bozuyor.
KKTC’de insana ve insan hayatına saygı vardır. Yaşam bir daha ele geçmez. Kıbrıs Türkü bunun bilincindedir. Hiç bir işinde sahteciliğe kaçmaz Kıbrıs Türkü. Özü gibi sözü de doğrudur. Kendisi gibi işi de doğrudur.
Üç türlü insan vardır. Leyleklerin getirdiği insanlar birinci gruptur. Bunlar bol bol lak lak ederler. Burunlarını her şeye sokarlar. Kibirli kibirli yürürler. Gezerler tozarlar. Yüksekten uçarlar. Zengin ve gösterişlidirler.
İkinci grubu dünyaya kargalar getirir. Bunlar leş yerler. Bu yüzden ölümü ve savaşı çok severler. Barıştan nefret
“Soyunarak, insanların ve medyanın ilgisini; ayrımcılık, seks ticareti ve seks köleliği, özgürlük, kadın hakları, feminizm üzerine çekmek.” Amaçları bunlar.
Femen diyor ki; Ukrayna’da, mini etek, yüksek topuklu ayakkabı giymek, seksi görünmek özgürlük sanılıyor. Oysa, bu anlayış, özgürleşmek değildir, kendini erkeğe sunmak suretiyle, ona bağımlı kılmaktır.
MOTAŞ’ı, bu arabalarla olsaydı biz Orduzu Belediyesiyle devam ederdik.
Ama etmedik…
Çünkü olmadı, bu elbise bu bedene dar geldi ve çıkartıp çöpe attık…
Şimdi biz çöpe attığımız bu çürümüş kirli elbiseyi ne diye bir daha biçiyorsunuz Kaldırım halkına…
Yani bu
TARIM BAKANLIĞINA/ PARİS
Çarşı çarşı değil de nalburiye dükkanı sanki. Çarşıda o kadar kazma, o kadar balta var ki, memleketteki tarımı kurtaracak ve açlığa son verecek kadar. Gereğinin yapılmasını arz ederim.
en büyük eksiğimiz kendimizce gideremeyeceğimiz bir şey ihtiyacımız var ama istediğimiz bir başkasında
Sabah sabah radyo da geçen bir haber bu ki müjdeli de bir haber olduğunu iddia ediyor, devletin resmi yayın kuruluşu... Haberde de belirtildiğine göre enerji ve özel sektör yatırımları için kullandırılacak bir para bu kredi... Özetle borç, bir zaman sonra geri ödenecek bir para, eğer ki ödeyeceğimiz zaman
Afrin Zeytin Harekatına Destek amacıyla Gazimağusa Polatpaşa Camii Derneği'nin düzenlediği Hatay Gezisine davet alınca, böyle anlamlı bir ziyaret ve geziye katılmamam olmazdı. Hiç düşünmeden daveti kabul ettim. Hem Mehmetçiğimize destek ve moral vermek için hem de Hatay'ın kültürel yerlerini görüp yazmak için kendimi Hatay'da buldum.
Beylik bir laf vardır bilirsiniz ''Tüketim toplumu olduk.'' derler. Doğrudur, ancak üretim olmadan tüketimde olmaz... Eski zamanlarda insanlarımız sanki daha kanaatkardı gibi gelir bana, gibisi fazla öyleydi... Şimdi ki bebelere bakıyorsunuz hepsi marka tutkunu... Ayakkabılar o tanınmış firmadan, kazaklar gömlekler başka tanınmış firmadan. Analarınız, babalarınız da marka mı
Biz, millet olarak: Azınlıkların hakkını savunacağız diye (el hak savunmalyız) bu ülkenin aslî unsurunu ölüme mi mahkûm edeceğiz?
Reşat Nuri Güntekin