Bir Tabu Daha Yıkıldı :
12 Mart 1971 döneminde Türk Müziği politikalarının bir eleştirisi...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
12 Mart 1971 döneminde Türk Müziği politikalarının bir eleştirisi...
Yaz mevsimiyle beraber illerde, ilçelerde, beldelerde, hatta köylerde ve yaylalarda bile festivaller düzenlenir. Birçoğunun adları değişik olsa da içerikleri hep sevgi, barış, dostluk ve eğlenceden ibarettir. Şehirlerin gülen yüzüdür festivaller… Bir yörenin gelenek ve görenekleri, çevre güzellikleri, mutfağı, insanlara yaklaşımı bu festivaller vasıtasıyla ortaya çıkar. İnsanlar arası iletişimler,
kültüre sanata, okumaya yazmaya bu kadar çok önem veren, ancak kültürel aktivitelerin de az olduğu kentlerden biriydi İskenderun. son onbeş yılda kültür sanat adına önemli bir adım atılmadı... yerel seçimler sonrası kültür de sanatta gözle görülen bir canlanma bir hareketlenme ortaya çıktı. tiyatrolar, ses sanatçıları, yazarlar akın ediyor
Havaların ısınmasıyla birlikte insanlar memleketlerine akmaya başlarlar. Sıla özlemini hafifletmek için herkes akrabalarını, eş dostlarını ziyaret eder. İnsanlar memleketlerine gelmişken eğlence de bir yandan hayatı renklendirir. Bu aşamada festivaller girer devreye. Yerleşim yerleri kendi özelliklerini de dikkate alarak bir dizi sosyal faaliyetler düzenlerler. Festival şeklinde gerçekleşen bu eğlenceler
Ben söyliyeyim, yanlış tespitte bulunursam ki, öyle kabul edileceğinin hükmünü yazmadan verdim. Böylece kariyerler zedelenmez ve dahi mesleki onurlar korunur, değilse de, işinizi kaybetmemiş olursunuz!
...Doğrunun yöneticisi, bilgisizliğin ve yanılgının lağamıdır. Evrenin şatafatı aynı zamanda pisliğidir »
Çocukları küçük kurşunla öldürürler, değil mi anne?
Bir Boşnak çocuğun ağzından dökülen bu kelimeler, yıllarca yüreğimde kanayan bir yara oldu. Bu yazıyı yazma gerekçem de, bu çocuğa karşı duyduğum muhabbet ve mahcubiyettir.
Börklüce’nin felsefesini, ruhunu, Karaburun yerelinden hareketle, tüm yurtta canlandırma çabalarının son üçüncüsüydü bu etkinlik. “Son üçüncüsü”, diyorum; çünkü, daha önceleri de denenmiş; denenmiş de, suskunluğa itilmiş kaç kez. Börklüce Mustafa adı çıkarılıp, Karaburun Festivaline dönüştürülmüş ince taktiklerle. Yerel ve genel yönetimlerin, çeşitli yöntemleriyle, özellikle 12 Eylül’den sonra daha
Yürüyorum ve..
Hala yabancısı olduğum bir eve doğru yöneliyorum.
Tedirgin..Kesin inançlı .. Ağlamaklı biraz… Ve..
Dudak kıvrımlarımda adını henüz koyamadığım –ama tadı buruk-
Garib bi gülümseme..
İşte sezonun kara tarihi gün ışığına çıkarma dizisi çok büyük bir "AFERİN" yakıştırmasıyla biterken....
1993 yılında Sivas da madımak otelinde yakılan 35 güzel insandan biri de sizin Anne'nizdi, Baba'nız, Oğlunuz veya Kızınızdı.. değil mi ?
....Aynı mahalledeki bir genç delikanlı; sever komşu kızını. Başlar her fırsatta, limonla taradığı contravolta saçları ile geçer kızın önünden. Sonra kıza arkadaşıyla haber gönderilir...
"Basın özgürlüğü", bir milletin, bir ulusun, bir dinin, bir kültürün yapıtaşına yapılan bu saldırıları haber uğruna kamuoyuna taşımak degildir! "Basın"a basım hakkını sunan uluslar, dolayısıyla bireylerdir. Bir bireyin hakkının başladığı yerde bir diğerinin bittiği gerçeği anayasada bu kadar aleniyken, "basın özgürlüğünün devamı" talebi aklı selimin isi degil! Bu
Ahi Teşkilatlarının çok güzel gelenekleri ve katı kuralları varmış. Esnaflar arası yardımlaşmayı ve dayanışmayı sağlamakla birlikte; konulan kurallara uymayanlara yaptırımlar uygularmış. Bu teşkilat; esnaf ile tüketici arası
Haydi yaşlı başlı adamların kalbini kırmayalım diyoruz.
Bırakalım tonton amcalar nostalji yapsın diyoruz.
Zaten kader vurmuş bunlara bir de biz vurmayalım diyoruz.
28 Şubat döneminde de darbeciler tarafından aynı uygulamalar yapıldı bizlere. Resmen Ayaktayken, uyutulduk. \* Refah Partisi’nin giderek oylarını artırdığını ve bunun hiçbir şekilde önüne geçilemediğini gören darbeciler, büyük şehirlerde, toplumun nabzını en iyi tutan meslek grubu olan taksicilerle görüşüp tahlil yaptılar. Taksiye binip şoförlere, Refah Partililerin yaptığı iddia
1930’lu yılları başında, Ankara’dan Zonguldak’a gelen CHP’nin üç kodamanı, rakı masasında “Uzun Mehmet” masalını uyduruverdiler.
Osmanlıyı hatırlatan her şeyi ortadan kaldırınca, doğan boşluğu böyle hayali kahramanla