..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Hiçbir şey insan kadar yükselemez ve alçalamaz. -Hölderlin
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Felsefe
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri

Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  

Heybemde İncir Var.
Servet Alkan
Şiir > Sürrealizm

Demdir bu, Evet demdir/Beni vursalar şimdi Kiraz kuşu yerine Efkar-ı niyazımız gül olsun mu? Sevilen hiçbirşey ortalıkda bırakılmaz Saklanır. Sakladın mı beni ?(Ben neden herkesin içindeyim ki..) Karıncaya bak Hiç ezilirim endişesi var mı? Rızkı ağzında,gayreti gözlerinde/Gam; götürenin,Ham; gürültünün Tevekkül ettinmi ki, Bu havada gidilmez ? Gidilir. Gidebildin mi seni?(Sen neden hala burdasın ki..) Bir Deli Hüseyin vardı; Allah

[DEVAMI]

 

 


 

 




Arama Motoru


• İzEdebiyat > Bilimsel > Felsefe
901 
 Art Alanda Br Çığlık 1  (Bayram Kaya)

Tarihi her bir anlatım düzeyi ile hepten mit görmek, bizleri yanıltan ve mantıki bakışlarımızı köreltişle büyüyen bir sürece dönüşmektedir. Mezopotamya ilahilerini ya da destan dediğimiz eserlerini çok çok iyi okumak gerekmektedir. Ayrı ayrı düeyin ayrı zaman zemin düzlemi içinin gelişmişliği ve anlayışlık mantığı içinde yazılmış olmakla, aynı yazı içinin anlatım nüanslarını çok iyi okumalıyız. Aktarım ve anlatımların asıl anlamlarını ilişkileyen sosyo toplucu politik bağıntıların değişmiş olmakla ileri süreçlerce anlaşılamaz bir inisiye yöntemine dönüşeceği hiç unutulmamalıdır.
902 
 Yaygın Mana Gücü 1  (Bayram Kaya)

Kendi yalıtımlı ortamı içinde bencil olmakla korunan yasayı kişiler kendi özlerinde tutarlar. Bununla beraber yine bunların (birincil ve ikincil manalar modülesi); değişme, dönüşme mesajı olurlar. Pirimer ve sekonder olan manalar birlikte gidenle, farklı olan olmakla; evrensel sürece katılırlar.
903 
 Manaca Sahiplik 3  (Bayram Kaya)

Mana anlaması günümüze dek karakter oluşla hangi dönüşümleri yapmıştı? Köleci mana anlayışıyla burjuva demokratik devriminin ne farkı vardı? İnsan hakları evrensel bildirisi yen bir sentez mi?
904 
 Zıtların Faz Geçişi 2  (Bayram Kaya)

devamı olan yazı.
905 
 Köleci Yasalar 2  (Bayram Kaya)

Kişilerin köle olması ya da El'in köle sahipli muhtariyeti, bununla kalmazdı. Kölelere Her El'in kendi damgası ya da kölelere her El’in işareti (eni-mührü) vurulurdu. Bu işaretler El sahipliği tanınması olan damga ya da işaretlerdi.
906 
 Köleci Yasa 14  (Bayram Kaya)

Siyasetçilere bu haksızlıkları sorarsak, aynen lümpen propagandistlerin; “inancın özünde bu yoktur. Bu inancın (ihalenin) içine sonradan sokulmuş olan bir bidattir (fesattır) ” dedikleri gibi demezler mi? Bilmesinler ilik oyunu oynadıkları gibi siyasetçiler de aynı kripto transkripsiyon taktikleriyle; “ böyle bir kayırma; böyle bir şey olmaz” demezler mi? “Bak anayasamız ne diyor; her kes yasalar karşında hür ve eşittir” demezler mi? Bu süreç aynı plânın gelişen düzlem içinde her düzlemle uygulanışıydı.
907 
 El Kavgaları 16  (Bayram Kaya)

İnsan miladi 1789 yılına gelene kadar bir daha insan olamayacaktı. İnsan, El ile birlikte; inşacı ve sentezci olan toplumsa kolektifin gücünü El’e kaptırmıştı. El’e kaptırılanla; insan olma özgürlüğünü de yitirmişti.
908 
 Köleci Yasa 13  (Bayram Kaya)

Ama özel olan mal, mülk sahipliğini, genelin özel mal mülk sahipliğine dönüşür kılmamakla ve özel mal mülk sahipliğini, salt kılıp; özel mal mülk sahipliğini oksijen çadırına almakla, sürekli bir devlet gücünün kaynak korumasıyla, kendisini sürdürülebilir yapmış olması; sömürüydü ve doğru değildi.
909 
 Ekici ve Çoban Grupların Diretisi 7  (Bayram Kaya)

Otsuz yeri sürüye yasaklamak ta çobanın (El’in) bir başka iradesi olur çıkardı! Bu her iki tasarruf üzerinde El ya da çoban iradesi alan eğimine uygun olurdu. Akışa uygun olanları söylemekle El ve çoban kendi iradelerine uygun olanı söylemiş olurlardı.
910 
 Felsefenin Doğuşu 5  (Bayram Kaya)

Devam eden yazı.
911 
 Tarihi Oluşuyla İlahi Adalet 5  (Bayram Kaya)

Bencil ben içte ve dışta harcadığı enerji ile yardımlaşma eksenli kolektif yapı üzerindeki kaynaklarından enerji sağladı. Sağladığı enerjinin bir kısmını yine bu kolektif katkıya vermekle yeniden kolektif çevrimi beslemiş oldu. Kısaca kişi eyleme başlarken tüm her şey gibi sahip olduğu enerji paketiyle kendisini çağıran eylem oluşa hazırdı.
912 
 Felsefenin Doğuşu 2  (Bayram Kaya)

Devam eden yazı.
913 
 Totem ve İlah 3  (Bayram Kaya)

Devam eden yazı
914 
 Tarihseli Köle ve İmanı 2  (Bayram Kaya)

Köleci sistem iman sorunu yaşıyordu. Mülkü olmayanlar, yoksulluklar, sefaletler mülkün tasallutu olan imanı yadsıyorlardı. Köleci iman ve köleci tevhit köleci iman üzerinde ittifakı amaçlamakla köleci sistemin getirdiği tevhit ön ittifakın tevhidi gibi değildi.
915 
 Ön İttifakı Mananın Köleci Mana İlişkisiyle Kırılması 3  (Bayram Kaya)

Devam eden yazı.
916 
 Beyin Bilgisayar Toplum Nasıl Çalışır  (Bayram Kaya)

Aslında vücudumuzda metabolizma sentez analiz süreçleri, beynin düşünmesi, Dışımızda toplumsal yapı. Bilgisayar ışık hızında belkide düşünce olarak ışık hızından da fazla çalışır. Pekiyi ama bu olası mı?
917 
 Teslimiyet 3  (Bayram Kaya)

Geçmiş birkaç bin yıldan beri gelen gerçeklik içinde mülkün sahibi olan, söz söyleyen ve iradesi olan kolektif bir yapı vardı. Kolektif yapı sahipliği karşısında; kolektif sahipliğin doğru söylemi karşısında El doğru sözlü olamıyordu.
918 
 Kolektif Etki ve El 3  (Bayram Kaya)

İlk atalar değil hurma; her tür fazla yiyecek ifsadından ölüyordular. Aksine hurma olan ortamda hurma yiye yiye hurma sindirici süreçleri ve enzimlerini geliştirmekle; bunlar bir birine göre tanımlar ve birbirine dönüşen zorunlu var oluşların tanımlarıydı. Yokuşunu oluşturan alanın inişini oluşturması gibi zıtların varlığı ve birliğiydiler.
919 
 Totem ve İlah 5  (Bayram Kaya)

Devam eden yazı dizisi.
920 
 Osmanlıda Kısmi Bir Etkin Hafıza 18  (Bayram Kaya)

Sosyo toplumsa ruh ile bencillik arasındaki farka rağmen sosyo toplumsa ruh, bencil zekayı da içerir. Sosyo toplumsa ruhun inşacısı bencillikti. Ama bencillik sosyo toplumsa ruh tarafından içeriliyordu. Sosyo toplum esasen benciliğe özgü durumla üreten inşa iken sosyo toplum bencillikten çok fazla bir şeydir. Bencillik sosyo tolumun asıl konusu ama üreten sosyo toplum, bencil oluşun tez canlılığını kendi ilkelerinin gerisine almıştır. Sosyo toplumun bencillikten fazla olan taraflarından biri de budur. Bencil zekâ da bu bilinçle oluyordu. Bunun ilk örnek tutumu kişinin ya da bencilliğin sosyal alan içinde sosyalleşmesiydi. Bencillik eksiğini dışta eklemek; ya da kimi eksiği ile dışta tamamlanma, ilkesiyle; kendi dışındaki zorunluluklar nedenle önce sosyal oluş içinde sonra da üreten toplum içinde olabilmiştir. Kişiler kendi bencilliği gibi ama gelip geçici durumlarla, sosyo toplumsa ilişkileri de dışta ikinci bir sakınım yasası etmekle dıştaki bu sakınımı da sosyo toplumsa bilinç yapmıştılar. Dıştaki bu ikinci bilinç, benci düzleme göre olmak kaydıyla, ben olmayana doğru temas kurmak için dışa açılıyordu. Bencil zekâ, dışta kavranan sosyal zekâ üzerinde kendisinin de sosyo toplumla olan ruhsal var oluşunu ortaya koymuştu. Hayat kendisini, var oluş alanları arasında da oluşan, olanak enerji düzenleyici koşullar içinde; yeni niş alanları doldurmakla var oluyordu. El neden ve nasıl var oldu derken aynı konuyu belirtmiştik. Bencil hayat en temel düzlem içinde üretemiyorsa; üretemeyenler üreten organizmayı enfekte edecekti. Üreten organizma üzerinde asalak olmakla onu sömürerek yaşayacaktı. Bu tutum olanak enerji düzenleme tutumları içinde olmaktı. Varlığın var oluşuyla ortaya koyduğu niş alanlarını doldurmak, esastı. Hayat ta hayatın niş (oyuk) alanlarını dolduruyordu. Sömürme de asalaklık ta, sülüklük te hayatın niş alanlarını doldurmaydı. Sömürü; üretim alanlarının boşluk yapılarını kişisi sahipliklerle dolduran fenalıkla sömürmeydi. Burada mutlaka sömürü yansımasını vermenin anlamı çıkarılmamalıdır. İnsan nasıl üreten yapı alanlı kimi boşlukları “ben nasıl varım” gibi soruların bilgi araştırmasına ayırıp ta düzenliyorsa, sömürü alanı olan boşluklar da yabanıl hayatların niş alanına dönüşmelere cevaz verebilirdir. Çünkü biz, üretim hareketi içinde bu yabanıl hayatların niş alanını da kendimize kolektif mülk edinmişe benzemekle bu duyuş ve bu bilgiyle böyle olmak zorunludur. Bunlar bizim irade alanımız içindedirler. Yani sömürme üreten ilişkiler için her durumla olasıysa da üreten yapının iradesi biz olduğumuza göre ve üreten olabildiğimize göre sömüren olmamız zorunlu değildi. Doğal seleksiyon mekanizmaları sizin elinizde değildi. Ama üreten alan insan özneli süreçlerin kontrol düzenlemesi içinde olmakla, seçme ayıklamaları kontrol etmek kendi irade bilincimiz altındaydı. Karşıtı üreten anlayışla yok edilebilirdi. Sömürü üreten yapı alan içinde, yapının boşluklu tanecikli olması nedenle bir niş alan eylemliliği ise de sizin üreten güç olmanızla üretenin bu alanı sömürüyle doldurması, üreten ilişkiler içinde zorunlu değildi. Ne var ki inşanın kendi kolektif başlangıcı kendi zorunlu tıkaçlarıyla sömürüye giden alanları tıkıyordu. Ama insan kendi groteski düşüncesini ne kadar tıkaçlarsa tıkaç yapsındı. Tıkaç sürtünmesi nedenle oluşan sürtünme enerjisi tıkacı sızıntı olarak geçecekti. Kolektif koşul içindeki yansımalardan birisi, “insanın kendi kendisine düşünmesine uygun olmakla”, mutlaka groteski fantezili bir ide bağıntısını ortaya koyacaktı. Yani sosyo toplumsa ruhunuzla bencil ruhunuzda sır ve garip bir mana yoktu. Kişiler bencil düşünmesinden ötürü, dışta kazandığı gizli bir endeksle sosyo toplumsa ruh biçiminden soyunacaktı. Ve bu groteski fantezili düşünmesini yapacaktı. Fantezi olan düşünmeyi “kendi kendisine düşünmesinin ekseni” yapacaktı. Ve bu fantezi eksene de “kendisini-bencilliğini” koyacaktı. Kişinin bu tür kendi kendisine düşünmeleri olacaktı. Atomu yok ederseniz tuzu yok edersiniz. Sosyo toplumsa ruhu yok etseniz de bencilliği yok edemiyordunuz. Bir hayata göre dış dünya kontrol edilemez enerji durumlu masifler ve ışın hava türü seyreltilerdir. Yani dış dünya hayat için bir çeşit dalgalı ya da asi elektrik akımı çarpması gibidirler. Hayat bu asi ya da dalgalı akımı önce yalıtım içindeki işlevlerle düzenler. Yani doğru enerji akımına çevirir. Sonra da hayat türe göre sosyal yapı üzerinde dalgalı ve korkunç ta olan; bozucu da olan bu enerjiyi düzenlerler. Dalgalı enerjiyi o hayatın kullanabileceği doğru akımlı hale getirirler. Dalgalı olan enerjiyi de kullanacağı bir dalgalı düzeye indirger. Sosyo toplumlar bu bağlamla dıştaki enerjiyi indirgeyip düzenleyen enerji düzenleyici (konnektör) idiler. İşlev durumlar olmadan enerji düzenleme işi tek başına olası olmuyordu. İşlev durumlar yalıtım içinde organ ve organellerdi. Sosyal alan içinde her bir kişilerdi. Toplum içinde de üretim nesnesi olan çalışma araç gereçleri ve insan emeğiydi. İnsanlar sosyo toplumuyla dıştaki dalgalı ya da asi enerji akımını indirgeyip kullanabileceği asi ya da dalgalı akım veya doğrultulmuş düzgün akıma çeviren konnektör (enerji düzenleyici) konvektördüler (enerjiyi düzenli dağıtıcılar). Kaçak sızıntılar da bu dönüşmeler esnasındadırlar. Üstelik ilk konnekter ve kolektif sistem bu tür sömürme ya da groteski oluşla düşünmelerin henüz her tür bağışıklık sistemini oluşturamamıştı. Bir öncesi olan totemi sistemde üretim hareketi olmadığı için bu tür fanteziye uygun bir fark edilirliği de yansıtıp deneyim edinememişlerdi. Bir önceki zeminin içi groteski olabilen kişisi sahipliğin fantezilerini üretmeye de uygun değildi. Ne var ki kolektif yaşamın ortaya koyduğu üreten verimlilik üzerinde bu tür fantezi yansımalar ortaya koyma işi, çok uygun bir belirme ve düzenleme şekli olmaya müsaitti. Yani kuvveyi fiile yani gerçekleşen bir eylem durumuna geçirmenize üreten ortam alabildiğine uygundu. Şöyle de söyleyebiliriz. Düşüncede fantezi olan kişisi sahipliğe veya akılda fantezi olanı kişisi sahipliğe; ya da akılda fantezi olmakla gizlenen kişisi sahipliğe üreten ortam alabildiğine uygundu. Konnektör oluş konnekter oluş birleşen ortaklıkla zorunlu bir kolektifi iliktir. Sentez ya da birleşme; bir arada oluş zorunlu bir kolektifi iliktir. İşte üreten süreç içinde konnekter ağla, kolektif oluşun üreten enerji düzenlemesi vardı. Var oluşun temelinde gelen bir boşluklu tanecikli yapı vardı. Kolektif oluşun da zorunlu boşluklu tanecikli yapısı olmakla kolektif iliğin pek çok boşluk devim alanları vardı. Bu nedenle;” kolektif sahip oluşun” karşısında ve özneler dünyasının içinde bunun zıt yansıması olan “kişisi sahiple olmanın” fantezisi vardı. Kişisi sahipli fantezi içinde oluş düşüncesi kolektif ilişkili alan içi boşluklarında verimli şekilde fanteziler üretmeye başladı. Kişi sahipli buyuran bir irade içinde olmanın düşünsel fantezisi; kolektif oluşun boşluklu kısımları içinde kendisine eylem yapma alanı buldu. Bu alan kişinin alabildiğine at koşturma hayaline ilişkin eylem alanıydı. Bu nedenle kişi üretim alanı içinde at koşturmakla dizginsiz olabileceği pek çok boşluk eylem alanı buldu. Yani kolektif üreten ve kolektif paylaşan süre durum içinde, kolektif olmayan yansımalara ev sahipliği yapacak pek çok boşluk alanlar vardı. Kolektif olmayan bu düşünce Neydi? Üretme ve ürettirme kolektifti. Ama üretilen üzerinde kolektif sahipliğe karşı da kişisi sahiplikti. Kolektif iradeye karşı kişisi irade. Kolektif güce karşı kolektif gücü ele geçiren kişisi güçtü vs. Kolektife göre kolektifle başlayıp; kolektife göre enerji düzenlemesi edilen sistemin konnekter ağ üzerinde (ortak ağ üzerinde), konnektör yapılı (enerji düzen yapılı) tiryaklarında düzensiz salınım çıkışları oluşur (düzgün enerji çıkışları yapan kapılarında düzensiz salınım çıkışları oluşur). Böylece ortamın düzensizliği (stresi) çok çok artmıştı. Zengin fakir bu düzensizliğin temel kaynaklarıydı. Yukarıda söyledik kişi bu fanteziyi kurarken; kurulan fantezinin eksen merkezinde, hep kişinin kendisi vardır. Bu nedenle düzensiz enerjiyi oluşan bu sahiplik, herkesin kişisel sahipliği değildi. Yani kimini sahiplikten yoksun kılarak, yoksun kılınanların muhtaçlığını kullanıp sömüren bir kişisi sahiplikti, Zaten “herkesin sahipliği olan” bir yerde kişisi sahiplik anılmaz bile bu kolektif iliktir. Kısaca kolektif süreçli boşluklu devim alanlarının içinde kişisi sahipliğini düşünen fanteziler ortaya koymak; bu bağlamda eşyanın doğasına uygundu. Ne var ki süreç, üreten kolektif bilgileri kişilere donanım yapıyordu. Kişilerin kolektif güçle donanması, bilginin patent kaynağı olan grup meslekleri içinde çıkma yansımasına da uygundu. Bu nedenle kolektif ortam kişi sahipliğini sahneye koymaya ve uygulamaya pek elverişliydi. Ama bu elverişlilik geri bağlanımla üreten emek gücünün doğasına uygun değildi. Bencilliğe uygun olan kolektif üretime uygun değildi. İşte groteski ilik içinde saklı gelişen düşüncelerle fantezi olan kişisi sahiplik bu yansımalarıyla uygulamaya kondu. Ne var ki kişisi sahiplik geri bağlanım yasaları referansı içinde olmakla meşru olmuyordu. Üreten süreç olmamakla sürdürülebilir olmuyordu. Şu hâlde ortamın düzensiz enerji stresini artıran bu fantezi düşünceye önce meşruiyet kazandırmak ve sonra da sürdürüle bilirlik çevrimleri kazandırmak gerekiyordu! Kişisi fantezili düşünsel mana anlaması; nesnel, somut ve neden sel dayanaklardan yoksundu. Hiçbir şey kişisel sahipli bir tutumla başlayıp bu düzleme gelmiş olmadığı için fantastik düşünceli bu tür uygulamanın doğru dürüst hiçbir nedeni bulunamıyordu. Kolektif oluşun geri beslenici, referansları ve meşruiyeti somut ve nesnel oluşlarla gruplar arası ittifak antlarıyla çevrimliydi. O halde kişisel sahipliğin geri beslenilir, referansları ve meşruiyet ekseni de kendisi gibi fantezi (ütopik) düşünceyle, yine kendisi gibi hayali soyut ve öznel olmak zorundaydı. Üreten grup sahipliği yerine hayali bir El sahipliği söylendi. Üretme meslek sahipliği yerine yaratma söylendi. Üreten grupların ittifak yapan irade kararı gibi El’in de sahipliği nedenle irade ve takdiri vardı. Gruplar arası ant içen ittifaklar yerine de El ile ahit inancı üzerinde iman sözleşmesi yapılmıştı. El anlayışı, El malik El Mülk tanımlamasıyla; El mülkün sahibi yapılınca, grupların ne sahipliği kaldı ne iradesi kaldı. Ne meslek patent bilgisi kaldı. Ne de üreten ilişkiler içinde üretim hareketinin nesnel ve somut oluşu kaldı. Tarihsel oluş, tarihi bilinç ve kolektif hafıza berhava olmuştu. Bilgi sıfırlanmıştı. Geçmiş; zorunlu ve nesnel etkileri nedenle bilinmemekle, görünmez bir karadeliğe dönüşmüştü. Sistemin enerji düzensizliği artmakla, düzensiz enerji şimşeklerini çakıp; yıldırımların koy veren bir alan ortamda, ortam çok çatışmalıydı. Fantastik düşüncenin düşüncede olan birinci mana aşamasının akabindeki uygulamayla ikinci aşamaya geçilmişti. Kolektif oluş üretim aşamasından sonra çekim ve çevrimin ekseni olmaktan çıkarıldı. Aktarılan kolektif güç yerine El mana anlayışı kondu. Artık bütün olup bitenler yani kolektif oluş dahi El mana anlayışıyla anlatılıp anlaşılıyordu. Unutturulan; başlangıç olan, geçmişin şimdiye neden sel olmasının hafızalarda silinmesi ile hafıza travması yaşanandı. Tufanlar yaşanandı. Tufanlar bu travmaların anlatım biçimiydi. Sürecin odağına somut olan yerine soyut El mana anlayışı kondu. El’in sözü neden yerine geçen bir neden olmuştu.

Önceki Sayfa  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 
31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50  Sonraki Sayfa




son eklenenler
Yaratıcılık 6
Bayram Kaya
Bilimsel > Felsefe
Yaratıcılık 5
Bayram Kaya
Bilimsel > Felsefe
Yaratıcılık 4
Bayram Kaya
Bilimsel > Felsefe
Yaratıcılık 3
Bayram Kaya
Bilimsel > Felsefe
Yaratıcılık 2
Bayram Kaya
Bilimsel > Felsefe
Yaratıcılık 1
Bayram Kaya
Bilimsel > Felsefe

 


 


Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © , 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.