Yıllar sonra fark ediyorum;
yazamadığım günler yazamadığım için değilmiş.
Anlatacaklarım ağırlaştığı içinmiş.
Eskiden esin gelmez sanırdım.
İlham küsmüş gibi gelirdi.
Meğer gitmemişler.
Sadece sustukları yer büyümüş.
Gençken cümleler aceleci olur.
İnsan anlatmak ister.
Anlatınca geçeceğini sanır.
Yıllar sonra anlıyor insan;
bazı şeyler anlatılınca geçmez.
Sadece derine iner.
Eskiden sabah altılarda yazardım.
Kafam berrak, kalem cesurdu.
Beğenilmek bir ihtimaldi.
Şimdi bir yük.
Şimdi kelimeler daha ağır.
Çünkü artık ne yazarsam
bir yerden kanatacağını biliyorum.
En çok da kendimden.
Eskiden doğaçlama yazardım.
Hâlâ öyleyim.
Ama artık klavyeyle konuşmuyorum.
Karşıma kendimi alıyorum.
Gözümü kaçırmadan.
Bazen günlerce yazmıyorum.
Sonra tek bir cümle geliyor.
Ve anlıyorum:
Esin hâlâ burada.
İlham hâlâ yaşıyor.
Ama artık şunu da biliyorum:
Bazı yazılar iyileştirmek için değil,
kanıtlamak için yazılır.
İnsanın hâlâ hayatta olduğunu.