..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşam ciddi, sanat neşelidir. -Schiller
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Yazarlar ve Şairler > Yûşa Irmak




5 Temmuz 2022
İlla da Ben… Ben!..  
Yûşa Irmak
Çoğumuzun “Çeşmeler Kâşifi” veya “İstanbul Seyyahı” olarak tanıdığı Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Diyorlar ki” kitabını lise çağlarımda okumuştum. Hatta 10 yıl önce Milli Eğitim Bakanlığı bu eseri ortaöğretim öğrencileri için tavsiye eserler arasına alınca sevinmiştim. Ancak benim kadar sevinmeyen arkadaşlarım olduğu gibi bir sürü yazarın kitabın tavsiye edilmesini eleştirdiklerini hatırlıyorum…


:EB:
Çoğumuzun “Çeşmeler Kâşifi” veya “İstanbul Seyyahı” olarak tanıdığı Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Diyorlar ki” kitabını lise çağlarımda okumuştum. Hatta 10 yıl önce Milli Eğitim Bakanlığı bu eseri ortaöğretim öğrencileri için tavsiye eserler arasına alınca sevinmiştim. Ancak benim kadar sevinmeyen arkadaşlarım olduğu gibi bir sürü yazarın kitabın tavsiye edilmesini eleştirdiklerini hatırlıyorum… Açıkçası yapılan eleştirilere şaşırmıştım. Çünkü bu kitap 19. yüzyılın sonunu, 20. yüzyılın başını bilgilendirici bir şekilde anlatıyordu.

Ruşen Eşref’in görüştüğü, söyleştiği edebiyatçılarımız, 1910 yıllarında bile gelecekten ümitli ve gelecek edebiyatçılardan çok şey umduklarını, yeni edebiyatçıların mevcut edebiyatımızı daha da hızlı geliştireceğini söylemişlerdir. Elbette çoğu büyüklenmek,” ben, ben” dememek için yeni gelenlere yol açmayı uygun görmüşlerdir.

Süslü salonunda konuklarını kabul eden Abdülhak Hâmid günün edebiyatındaki ilerlemeyi ifade ederken, “Şüphen mi var?” diye sorar; “Halid Ziya’lar, Fikret’ler, Cenab’lar filan yeniliği, yenileşmeyi pek ileriye götürdüler.” Makber şairi yeni kuşakların Türk edebiyatına yeni ufuklar kazandıracağına inanıyordu. Yeni sorunlar, yeni bakış açıları, yeni değerler ve değerlendirişler ona göre her zaman önemliydi.

Bu iyimser bakış, o dönemin önde gelen yazarlarınca korunmuş, sürdürülmüştü. Nigâr Hanım yeni edebiyatın biraz fazla “halklaşmasından” yakınsa da bazı gençleri soylu bulduğunu dile getirmiştir.

Evet, “Diyorlar ki”de görüşlerini öğrendiğimiz daha genç yazarlar ustalarını saygıyla anıyorlardı. Zaman akmış devirler değişmiş, zevk değişmiş, dilde, anlatımda ayrımlar baş göstermiş olsa da eskiye saygıda en küçük bir kusurda bulunmamışlardır. Genç yazarlar bir zincirin halkaları olduklarının çok iyi bilincindeydiler.

Nigâr Hanım’ın yanı başında Halide Edib, Hâmid’e, Namık Kemal’e verdiği önemi anlatmış. Halide Edib, yetişme yıllarında Fikret’in “Sis” şiirini okumuş, bu büyük şiirin sesinden bir türlü kopamamıştır. O seste bir yıldırımın sarsıcılığı olduğunu söylemiştir. Halide Edib, Halid Ziya’dan söz açarken mesafeli davranmış. Edebiyat-ı Cedide’nin düzyazısını yalnızca Halid Ziya’yla sınırlandıranlara bir yanıt ulaştırmak ister. Halid Ziya diyor, nesirdeki yeniliğini kendisiyle birlikte yazmış, aynı dönemde yazmış başka kimselere de borçludur. Bir bakıma Mehmed Rauf’un ve Eylûl’ün hatırlanmasını istiyor.

O zamanlar ününün doruğunda genç bir romancı olan Handan yazarı kendi kuşağının yazarlarını da büyük bir sevgiyle anacaktır: “Nesirde Yakup Kadri ve Refik Halid benim için çok sıcak, çok mühim birer kimsedir. Yakup’u çok mükemmel bulurum.”

Sırada Ahmed Haşim, Yahya Kemal vardır. İlki Türk şiirine çok anlamlı yenilikler getirecek yetenektedir. İkincisi, mutlaka, Türkçe’nin en güçlü şairi olacaktır…

Bu “eski” edebiyat adamları, edebiyatın ancak ortak çabalarla, karşılıklı düşünce alışverişiyle, birbirinden beslenmeyle, hatta etkilenmelerle, esinlenmelerle yol alabileceğini, ilerleyeceğini, daha da önemlisi, ayakta kalabileceğine inanmışlardı. Nitekim Yakup Kadri de Halide Edib’in bir hayranı olduğunu söylemekten mutluluk duyar. 1918 yılında yayımlanan Diyorlar ki kitabı bugün 104 yaşında bir eser olarak okuyucularını bekliyor…

Evet gelin biraz da 2022’lerin ortamına göz atalım. Öncelikle bu çağda kendini gerçekten, yetiştirmiş üç beş kişi hariç çoğunun “Ben”den ötesini yok sayması çok hazin geliyor bana. Yayımlanan söyleşileri bir okuyun, devletin televizyon kanalı olan TRT 2’nin kültür-sanat programlarında bile yazarların “ben” tavırları insanın midesini bulandırmaya, seyirciyi çileden çıkartmaya yetiyor da artıyor. Hatta bu tutum sadece kültür – sanat alanında değil, insani ilişkilere bile yansımış… Herkesin kendi önceliklerini ve öncelik olarak kendini benimsediği garip bir çağda yaşıyoruz. Benden öncesi yok, benden sonrası da olmayacak tutumlarının tek başarı iddiasının da eserlerin yaptığı baskı sayısı ve satış rakamlarının olması da ayrı bir tartışma konusu… Ben senden daha çok sattım kavgaları da bonusu…

Bu ortama, ilişkilere, yaşayışlara bakıp seyrettikçe, bilmiyorum ama gözümün önüne nedense Edward Munch’un “Çığlık” adlı eseri geliveriyor…

Kalın sağlıcakla.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yazarlar ve şairler kümesinde bulunan diğer yazıları...
"Suya Kanat" Ummana Karışan Şiirler
Şairlerin Kendi Seslerinden Ölümü
Tanpınar’ın Şark ve Garp Çıkmazı Üzerine…
Deneme Ustası Evliya Çelebi
Refik Halid’in Ahmed Midhat Efendi’si
Günde 25 Dolar Artı Masraflar
Aramızdaki Şeyler
Abdülbaki Gölpınarlı
Tolstoy’un Karısı
Bizi Birleştirenler

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Tesirsiz Sözler 6
El Ruido de Las Cosas Al Caer (Düşen Şeylerin Gürültüsü)
Boş Çerçeve
Eskimek
İhtiyarlara Yer Var!
Tesirsiz Sözler 3
Tesirsiz Sözler!
Tesirsiz Sözler 5
Füsun Akatlı’nın Öldüğü Gün
Öylesine Cümleler

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sevgiliye Hasretle [Şiir]
Lafzı Terennüm [Şiir]
Sana Bildirdiklerim [Şiir]
Bilmiyorum [Şiir]
Beste-i Nigar [Şiir]
Kehribar Gözlüm [Şiir]
Yâr Gördüm [Şiir]
Geceye Kâside [Şiir]
Benimle Ölür Müsün? [Şiir]
Med Cezir [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı! Yayıncı, gazeteci ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Yûşa Irmak, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.