Zeus'un Kızı; Gelendost
Doğayı sevmek, kendimizi sevmekten öte birşey değil ta kendisidir. Çocuğunu seven bir insanın ona doğa sevgisi aşılamaktan daha büyük bir miras bırakamayacağından eminim.
"“Yaş, aklın madde üzerindeki zaferidir; aldırmazsanız, mesele de kalmaz.” — Mark Twain"
"“Yaş, aklın madde üzerindeki zaferidir; aldırmazsanız, mesele de kalmaz.” — Mark Twain"
Doğayı sevmek, kendimizi sevmekten öte birşey değil ta kendisidir. Çocuğunu seven bir insanın ona doğa sevgisi aşılamaktan daha büyük bir miras bırakamayacağından eminim.
Pencereme vuran güvercinler döküldüler. Ben onlara bir şey yapmadım. Her şey kendiliğinden oldu. Sadece ben evim sıcacık olsun istemiştim. Karda kışta evim soğuk almasın diye cam taktırmıştım. Nereden bilecektim güvercinlerin pencereme çarpacağını. Nereden bilecektim benim rahatlığımın bir başkasının huzurunu bozacağını. Evim benim yuvamdı sadece. Sığındığım bir dört duvardı.
“Çınar” sözcüğü sizlere neleri hatırlatır? Tevfik Fikret’in “Çınar” adlı şirini mi?
Tevfik Fikret, ne murat etmişti bu şiirde bilmem ama bizim Orduzu’daki çınarı her gördüğümde, gayrı ihtiyarı Tevfik Fikret’in o meşhur “Çınar” adlı şiirin bazı mısraları dilime dolarım; “Enli, boylu, vakûr. /eğilmemiş, mağrûr/ Koca bir gövde;
Kuşların salıncaklara ihtiyacı yoktur.Çünkü salıncaklar sadece çocukları aldatır.Ve kuşlar kanatlarıyla gökyüzünü kucaklarken, çocuklar yetim kalır.
Kuşların ağaçlara ihtiyaçları çoktur; çünkü ince dallarında yuva yaparlar.Yapraklarının arasında, gün ışıklarıyla beraber hem mutluluğa hem yeme doyarlar.Ayrıca daldan dala atlayarak oyun oynarlar.Oysa çocukların uçurtmaları ağaçlara takılır ve birçoğu ne yapacağını
Atatürk, hilafetten cumhuriyete geçişimiz, Ankara'nın Başkent ilan edilmesi, Kurtuluş Savaşımız Dünyada, 20. asırda özgürlüklere kapı açmış, yankı yapmıştır. Bir ilçe görünümünde olan Ankara'nın kısa zamanda çağdaş, mega bir kente dönüşmesi de Türk toplumunun övüneceği en büyük başarısıdar. Saygılarımla.
1961 yılından beri İtalyan ve Roma “La Sapianz Üniversitesi” arkeologları Aslantepe Höyükte yapılan kazılar sonucunda; “M.Ö. 3300-3000 yıllarına ait bir kerpiç saray, M.Ö.3600 - 3500 yıllarına ait bir tapınak, binlerce güzel mühür baskısı, kaliteli metal eserler bulunmuştur.”
Elde edilen veriler de göstermektedir ki; o dönemde Aslantepe,
Kendimizle ilgilenmek yerine, başkalarının propaganda ve reklamlarına kaptırıyoruz kendimizi. Yaşama gerçekçi olarak bakmak, objektif olmaya çalışmak gerek...
Nisan bir başka sevindirir beni.
Her şeyden hoşnudumdur nisan günlerinde.
Güneş damarlarımdaki kanla beraber umutlarımı da ısıtır.
Bir şarkı çalınmakta bir yerlerden...
“do re mi fa sol la si do…”
Sesim çirkin de olsa ne güzel eşlik ediyorum; dinle bak, duyuyor musun?
Kuğular da bu güzellerin ve güzelliklerin bir parçası. Beyaz renge ayrı bir anlam katan, zarafet ehli. Hilkatin beyaz incileri…
Türk Kültürü (Muttersprache) derslerinin daha da iyileştirilmesi için gerekli antlaşmalar hemen yapılmalı…Öncelikle bu derslerin Almanya’nın resmen tanıdığı seçmeli yabancı dersler olarak kabul edilmesi sağlanmalı…
Her şey gözümün ellerimdeki tüylere çarpmasıyla başlıyor.
Yavaş yavaş süzüyorum; bakıyorum.
Derimin üzerindeki gözeneklerde başlayan bu "rastlantı akış" yan masada oturan kadının dudaklarına çarparak devam ediyor.
Bir kafeteryanın "boğuk kalabalığı" arasında yitiyor sesler.
Yok yok ne yaparsam yapayım yine de ısınamadım ben şu dış cephesi mantolanmış dünyaya. Hep bir yerlerden soğuk esiyor.
Sen aşk coğrafyamda önce bir buluttun, üzerime cesur yağmurlar serpen. Çimenlerin üzerinde yürürken, parmaklarımı ıslatan çiydin umut yolumda. Bir ovanın ortasında tümülüsttün geçmişten geleceğime. Bir tablettin antik bir şehrin kalıntısından ellerime değen. Bir yamaçtan aşağı kayan çocuğun neşeli haykırışıydın kulaklarımda çınlayan. Bir adaydın okyanusun karanlık sularının tam ortasında.
RTÜK, Maranki çiftinin konuk olduğu televizyona 11 bin 031 lira ceza kesmiş.
Cevabım sizleri şaşırtabilir ama az bile kesmiş.
Yazımız masum bir genin itiraflarının devamıdır. Sıkıcı olmaması için ayrı ayrı bölüşülmüştür.
Gözleri gökyüzünde kanat çırptıktan sonra ağaçların dallarına kondu. Şimdi kuşların şakımasını daha da rahat işitiyordu. Kuşlardan hangisinin solist, hangisinin vokalist olduğunu ayırt edebilmek mümkün değildi. Tabiatın evrensel müziğiydi bu.
\*O kadar azametli bir gururun var ki,bırak sana yaklaşmayı;senin bulunduğun şehirde dahi yaşamaktan korkuyorum.N’olur yükseklerden biraz aşağılara in!Ayaklarının altına bir bak, orada ne göreceksin...