Sonsuz Gezinti
Rüzgar,
yine , ayrıntılarını özenle kurduğu bir sonsuz gezinti oyununun tek oyuncusuymuşçasına güvenle, savuruyordu kendini oradan oraya...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Rüzgar,
yine , ayrıntılarını özenle kurduğu bir sonsuz gezinti oyununun tek oyuncusuymuşçasına güvenle, savuruyordu kendini oradan oraya...
Arkadaşım Cuma günü sınıfıyla yürüyüşe gelmemi istediğinde önce biraz duraksadım. Çünkü, o gün benim boş günümdü; ya uykumdan fedakarlık ederek yürüyüş fırsatını değerlendirecektim, ya da boş verecektim. Her şeyi öğrenme hissim ağır basınca, evet, dedim.
Ben, Âdem... Yaratılmış ilk insan... Daire artık tamamlanmak üzere. Kim olduğunu hatırlamanın artık zamanıdır. Şimdi kendine gel ve söyleyeceklerime kulak ver...
Tarihin verdigi cok aci bazi dersler olabiliyor. Bu en aci derslerden biri, sadece sakkada sukkada kilic sallamakla bir yere kadar gidilebilecegi, bundan sonra ise cokusun kacinilmaz oldugu gercegi. Bizler kilic sallayip, bir takim askeri nizamlari tatbik etmeye, cogu yarar saglamayan tartismalarla birbirimizi girtlaklamaya devam ederken, eloglu bazi pis
Ozan tabakasının delinmesi, küresel ısınma ve iklimlerin değişmesinde insanının çevreyi bilinçsizce kullanması vardır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye topraklarının yüzde 27’sini kaplayan ormanlık alan, bugün (verimli ormanlık alanı) yüzde 14’lere kadar gerilemiştir. Bu bağlamda TEMA Vakfı’nın ve Pankobirlik’in çevreye karşı duyarlıklıkları ve katkıları takdire şayandır.
sözlerim anlamsız gelebilir.ya da düşüncelerim var olanı yaşarım ve yaşatırım ben..
Hayatı anlamlandırmak biraz da kendimizi anlamlandırmakla alakalı galiba...Nasıl bakıyoruz hayata ya da hangi renk gözlükleri kullanıyoruz bu mana keşşaflığına soyunurken?
Mehtabın kadifeyi andıran mavimsi aydınlığında her şey daha bir başka görünüyor. Her şey öyle bir uyum içinde ki bu eşsiz uyumdan etkilenmemek elde değil.
Seni ne kadar hakediyorum? Sevdiğim kadar mı değer verdiğim kadar mı?
Toprağın saçlarını okşayarak yazıyorum bu satırları...
"Sanki içimde bir kilim var. Kelimeler su gibi geziniyor kilimin üstünde. Anlattıkça kilim yıkanıyor, renkleri açılıyor." Kilimin renklerinin açılması yazarken daldığım bir rüya olsun istiyorum ve bu rüyadan uyandığımda bunu yeryüzünün sınırlarının, toprağın susuzluktan çatlamış nasırlı elleri gibi çatlamasına, kırılmasına
Önce dağlara yağar kar, sonra eğilir dağlardan ovanın düzlüklerine. Köy köy, şehir şehir beyaza bürünür her yer. Dağlar yeşillendiğinde anlarız baharın geldiğini. Dağlarda menekşeler açtığında biliriz bahar havasını. Dağlarda ongunlaştıkça yeşil tonları,
Su tanrısı Phorcys hüzünle bakıyor geçmişe, su perileri artık adlarının bir anlam taşımadığını düşünüyor, güzelliklerini gördükleri su akmıyor... Apollonun çaldığı üç telli lirin sesi eşliğinde gürül gürül akan nehirlerin sesi yok artık, nehir yatakları kurumuş, akıntıya karşı yüzen sazanlar yüzemiyor bile... Göller kurudu, gözyaşları kurudu...
İzmir bunaltıcı bir yaz sabahına hazırlanırken, biz 300 kilometre ötedeki zirvede kış mevsimini yaşıyor gibiyiz
Ya ben; Kendini iyi kalpli, sevecen, tatlı dilli tanıyan kadın. ‘’Hiçbir sokak çocuğunun olmadığı bir ülkede yaşamak uğruna, bu ayrıcalıklı güzelliklerden vazgeçer miydin?’’ Diye sorsalar. Ne derdim ?
"Orada gördüğünüz ya da görmeyip de kurguladığınız onlarca görüntü, ses, duygu, tını doluşur beyninize. Kaçmalı artık bu her parçalanışında gittikçe yekpare olan anıdan, görüntülerden, seslerden... Kaçmalı çünkü peşinizden koşarak gelir herşey, ağlayan ve
M. Kemal Sayar