"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Kendi̇ İçi̇nde Kaybolan At

yazı resim

Kararlıydı, ona sahip olma, onu yönetme arzusu, ona binme arzusu, atın oma boyun eğmesini ya da itaat etmesini değil; ona izin vermesini istiyordu. Onu sevmesine izin vermesini istiyordu, onunla dost olmak istiyordu. işler istediği gibi gitmiyor ve yıkıcı yırtıcı bir üzüntü kalbini kaplıyordu. Sabırsızdı da o kadar zaman geçmesine rağmen yol alamıyordu. Kızıyordu da. “Senden bir halt olmaz dostum. Bendeki şu yürek olmazsa. Babamın ve benim elime düştüğüne göre umut var senin için. Başkası uğraşmazdı senle!”

Birileri bize tonla acı çektirip s.ktir olup giderler hayatımızdan ve biz o acıyla kalakalırız hayatta tek başına. Onlar üzülmez ağlamaz. Güle oynaya yaşarlar ve biz bir ömür sürdürürüz içimizdeki acıyı enkaz halini. Kaybolurlar kendi içlerinde. Bunu kaldırmak istemeyenler cinayete başvurur. Diğerleriyse bu acıyı insan olma evresi bir durak olarak görür belki unutmamışlarsa. Hazmetmek, bağışlamak liderliktir. Peygamberlik gibidir.
Bu siyah uzlaşmaz at genç kızın hayata bağlanma sebebi olmuştu. Yaşama sevinci ama dostluk adına hiçbir pas vermiyordu at.
Hayvan insanın konuşmasını anlar mı, belki anlar diye onunla daha çok konuşmaya başladı, nerdeyse bütün hayat hikayesini ona anlatıyor, canını sıkan ne varsa ona anlatıyordu, atla ahırda baş başa olduğunda.
At onu anlıyor muydu bilemiyordu ama bu oyun zamanla bir alışkanlığa dönüştü onda. Sanki gerçek bir dosta içini dökmüş gibi rahatladığını hissediyordu. İnsan denen iki ayaklı canlılarla dosttu ama onlara içini tamamen dökemezdi, bazı şeyleri saklaması gerekirdi güvenliği için. Ama bu ata içinden geçen yanlış şeyleri yasak şeyleri, sıra dışı şeyleri anlatabiliyor, at bu söylemleri utançla, ya da kınayarak ya da bir önyargıyla karşılayamıyordu, bu biraz duvara ya da bir çiçeğe ya da gökyüzüne konuşmak gibiydi aslında ve deliceydi. Birileri onun bu haline tanık olursa ona gülebilir, deli damgası yapıştırabilirdi. Yılmadan onunla konuşmaya devam ediyordu, halini hatırını soruyordu, bir karşılık gelecekmişscesine ona sorular soruyordu, annen nasıl bir attı, büyüdüğün yerleri anlatır mısın? At bazen ona bakıyor, bazen bir kulağını kımıldatıyor, bazen ikisini. Başını oynatıyor, mırıldanıyor hafif. Ama yok, anladığından bu hareketleri yapmıyor, ama genç kız bunlardan bir anlam çıkarmaya çalışıyor, beni anlıyorsun sen diyor gülüyor ama sonra yok sen beni anlamıyorsun diyor. Saçmalıyor, üzüntüye savruluyor. Konuşma sırasında atın başına elini uzatıyor, sakin sıcak bir ses tonuyla konuşuyor “sonunda başardım, başaracağım, biraz daha yaklaşırsam onu okşayabileceğim” diye düşünürken at bu oyunu aniden bozuyor,
Genç kızın yaklaşan elini ısırtmak için hamle yapıyor, başının bir yanından , saçından kapmak için çırpınıyor. Sakladığı öfkesini hiç çaktırmadan ortaya çıkarıyordu, çok zeki olduğunu anlanmıştı. Ve kurnaz. O direnci kırmak için ne yapmalıydı, daha çok yürekten gelen ses, ona yaklaşma pratikleri. Israr. Tükenmeyen bir kararlılık. Herhalde beni boş alanda yakarsan üstüme çıkıp tepinirsin. Ama sen bunu bana yapmazsın. İnsan dostuna bunu yapmaz değil mi. Yapmazsın çünkü sen iyi bir atsın. Ve genç kız korkarak, gülerek pes ediyordu saldırma girişimleri sonunda.
Enerjisi tükeniyordu, yarın devam ederiz.
Ölümsüz aşkımıza yarın devam ederiz. Çocuklaşıyordu, saçmalıyordu, gülüyordu ama hiç ağlamıyordu. Kızıyordu ona. Sen aslında çok çirkinsin. Adisin. Bak şimdi gözümü kapatacağım. Ama hile yapıyor, gözlerinin birini tam kapatmıyordu, bir keresinde çok yaklaşmıştı at başını geri çekti. Öyle kaldı. Ona yaklaşmak için kolunu daha da uzatmak zorunda kaldı. Olmadı. Çok gerideydi. Belki de bir gözünün biraz açık olduğunu fark etmişti. Tamam tamam seni kandırmayacağım. Gerçekten kapatacağım gözlerimi. Kapattı ve bekledi. At hamle yaptı başını eğerek ve koldan ısırıp çekti. Hemen bıraktı yana savurarak. Dişler mor hırkayı aşıp koluna geçmişti. Çok acımıştı. Ağlamaya başladı. Değişik meyveler vererek onu kendine bağlamaya çalışıyordu bu arada. Nar, karpuz, şeftali en sevdikleri meyvelerdendi. Meyveyi ona verecek gibi yaklaştırıyor elini. At yaklaşınca geri çekiliyor sonra elini tekrar uzatıyor, at yaklaşıyor, eli yine geri çekiyor ve at sinirle kişniyor, ayaklarını yere vuruyordu, ön toynakların özellikle. Onu fazla kızdırmaması gerektiğini anlamıştı. Meyvelerin onun zayıf noktası olduğunu anlamıştı. Bu büyük bir gelişmeydi.
Sonra suyla ıslatılmaktan büyük zevk aldığını fark etti. Hortumu vücudunun her yerine tutuyordu.
Onun gözlerine dikkatle bakıyordu, anlaşmanın yüzde 99 bakışmadır demişti birisin ona. Atın yüksek irtifadan baktığını hissediyordu, nerden edinmişti bu şeyi. Kibir mi yürek mi, ruh gücü mü? Kesinlikle o enerji çok yüksek bir irtifadan geliyordu, o kocaman büyük kara gözler. Onunla sessizce bakışma oyunu dakikalarca sürüyordu. Sıkılmıyordu, bütün saflığı ve yüreğiyle bakıyordu ona. Hiçbir şey düşünmeden. Ama ona bakarken onun sırtında görüyordu kendini. Başka bir gezegendeler ve bir ekin tarlasının içinden geçiyorlar. Ay ışığı vuruyor tarlaya. Uzun ekinlerin kokusunu hissediyor. Serin bir yaz gecesi gibi ve yeryüzünde herkes ölmüş. Sadece ikisi hayatta kalmış. Uçsuz bucaksız sapsarı bir ekin tarlası bu ve at sakince yürüyo0r ve genç kız da sakin. İlerde bir noktaya bakıyor. Altı ve bacakları atın gövdesine yapışmış, soluk alışverişini duyuyor. Sanki evrenin kalbine dpru ilerliyor. Dizginlerin sesini. Toynaklarını sesini. Gecenin ahengi, gökyüzünde çocuklar gibi parlayan yıldızlar.

KİTAP İZLERİ

Pia Mater

Serkan Karaismailoğlu

Zihnin Labirentlerinde Bir Gerilim: "Pia Mater" Bilim ve edebiyatı bir araya getirme çabası, çoğu zaman bir tarafın diğerinin gölgesinde kalmasıyla sonuçlanan riskli bir girişimdir. Bir
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön