..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Sorularla dolu bir kitap... hiçbir zaman eksiksiz olamaz. -Robert Hamilton
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > İlişkiler > Yûşa Irmak




6 Ekim 2021
İlişkilerde Ekonomik Boyut  
Yûşa Irmak
Bayadır kadın-erkek ilişkilerinin ekonomik boyutuna yönelik yazı yazmak istiyordum. Ancak konu çok hassas ve derin olduğu için elim bir türlü klavyeye varmadı. Fakat geçen hafta bir arkadaşımla bir alışveriş merkezine gittik ve oradaki mağazaları dolaştık. Hele bir tanesinin içerisindeki çeşit bolluğu ve ürünlerin ilk bakıştaki çekiciliğini görünce, son yıllarda özellikle bazı kadınların eş seçerken ön plana çıkardıkları değerlerin nedeni konusunda kafamda bir şeyler oluştu.


:GJ:
Bayadır kadın-erkek ilişkilerinin ekonomik boyutuna yönelik yazı yazmak istiyordum. Ancak konu çok hassas ve derin olduğu için elim bir türlü klavyeye varmadı. Fakat geçen hafta bir arkadaşımla bir alışveriş merkezine gittik ve oradaki mağazaları dolaştık. Hele bir tanesinin içerisindeki çeşit bolluğu ve ürünlerin ilk bakıştaki çekiciliğini görünce, son yıllarda özellikle bazı kadınların eş seçerken ön plana çıkardıkları değerlerin nedeni konusunda kafamda bir şeyler oluştu.


Annem, babamla hem bir asker hem de ilim insanı olduğu için evlenmişti. Yani, o zamanlarda da belki eş seçiminin ekonomik boyutları söz konusu olabilirdi ama şunu çok iyi biliyorum ki anam sadece parası olduğu için kültürsüz bir insanla -evin tek kızı olması münasebetiyle- evlenemezdi. Her zaman olduğu gibi, o yıllarda da (1960’da evlenmişler) tahsil veya okumuşluk, orta düzeyli kentli ailelerin en çok önem verdiği konulardan biriydi. Bu yüzden anam ve babam eğitim hayatımıza ve okulda aldığımız notlara kadar ilgi gösterdiler, fakat hiç bir zaman ne kadar para kazandığımızla ya da kazançlarımızla ilgilenmediler..

Bunu bir nedeni vardı tabii ki. O yıllar ülke, tam anlamıyla bir yokluklar ülkesiydi. Yani paranız olsa dahi en fazla evinize bir televizyon, buzdolabı, en lüks gibi görünen merdaneli bir çamaşır makinası alabiliyordunuz hepsi bu. Babam ilk arabasını, ben doğduktan üç beş sene sonra almış. Amerikan malı Jeep aracı aldıkları günü biz yetişkin olduğumuzda anlattıklarında bile yüzleri sevinçle gülerdi…

Ama, fakat ve lakin benim doğduğum yani 1980’li yıllardan sonra işler hızla değişmeye başlamıştı. Dünyadaki üretim fazlası ve dayatılan tüketim toplumu modelleri insanların davranışlarını ve kişiliklerinin değişimine neden oldu. Bugün evi ve arabası olmayana bile çoğu aile kızını vermiyor. İlk bakışta, insanlık daha refah içerisine girdi, bunda ne var? diye sorulabilir, ancak ben sadece mal ve eşya zenginliğine dayalı bir mutluluk ve zenginlik anlayışını kökten red ediyorum. Özellikle bu konu eş ve sevgili seçimlerinde ön plana çıktığında ise resmen midem bulanıyor.

Örneğin ikinci dereceden akrabam olan dayım, kızını yurtdışında yaşayan zengin Türk bir işadamı ile evlendirmişti. Daha sonra adam iflas etti ve dayımın kızı ile adam boşandılar… Daha sonra ne oldu bilmiyorum adam işlerini tekrar geri topladı. Aaa, bir baktık tekrar birlikteler… İnanır mısınız bu durum böyle 2-3 sefer tekrar etti durdu. Adam ne zaman iflas etse, ayrılıyorlar ne zaman işleri düzelse tekrar beraber oluyorlar… İşin beni daha da kızdırıcı tarafı, bu oyun üstü kapalı bir biçimde de oynanmıyordu. Açık açık, “Beceriksiz herif, senin yüzünden arabayı yani modeli ile değiştiremedik!” ya da “Tabii terk ederim, zengin olacak, bunda ne var!” türlü yaklaşımlarla olay kanıksanıyor ve bu yaklaşım bir maharetmiş gibi uluorta sergilenip duruyordu…

Yani bir eş(!), iflas eden kocasının yanında ona destek olacağına, onun maneviyatını yükselteceğine onu terk ediyor ve kaderi ile baş başa bırakıyor… Bu tür ilişkilerin zamanla istisna olmaktan çıktığını, bugün neredeyse hemen her ailede görüyor ve üzülüyoruz tabii ki.

Gelelim arkadaşımla gittiğimiz hipermarkette kafamda yanan ışığa. Girdiğimiz dükkânlardaki mallar, özellikle kadınlar için, o kadar çok çeşit arz ediyordu ki, insan içeride kayboluyordu. Fakat fiyatları da o kadar pahalı ki, buralarda değil orta düzeyde bir insanın, yüksek gelir gurubuna dâhil insanların dahi, her istediğini, her beğendiğini satın alması mümkün değildi. Özellikle kadınlar için, her yıl yani ürünler piyasaya sunuluyor, her yıl yeni araba modelleri piyasaya çıkıyor, gerekli oldukları şüphe götürür, bin bir çeşit şampuan, deterjan, ev eşyası, halı, perde bin bir çeşit aksesuar, insanda “-Eyvah ben hayatı kaçırıyorum! Benim hayatta hiç böyle şeylerim olamayacak mı?” duygusunu kolayca yaratabiliyordu. Özellikle bu ürünlerin kadınlara yönelik yapılmış olmaları, diğer yandan kadınların çalışarak sosyal ve ekonomik hayata katılmaları için önlerine konulan engellerle birleştiğinde, geriye onlar için tek bir şey kalıyordu. “Zengin bir koca bulmak”.

Ama ne yazık ki ülkemiz “Zengin Koca” konusunda da, diğer bazı konularda olduğu gibi çok verimli değil aslında. Çoğumuz kıt kanaat geçinen insanlarız. Bu duruma karşı koyulacağı, yerde ne yapıyor sevgili erkeklerimiz sizce? Onlar da, ceplerindeki son kuruş parayla, borç harç bir araba alıyorlar, ya da başka yollarla karşı cinse ne kadar zengin oldukları görüntüsü vermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bizim mahalledeki nalburcu, genç bir çocuk, babası ile birlikte kıt kanaat mahalle nalburunu işletiyorlar. Geçen gün son model bir Alman arabasını silerken gördüm. “Ne oldu hayrola?” diye sorduğumda, nişanlısının ailesinin “Arabası yok muymuş?” diye sorduğunu ve arabanın modeline bile karıştıklarını anlattı, üzülerek. Babasının hac parası, kefen parası için ayırdığı parayla birlikte biraz da kredi çekerek arabayı satın almışlar. “Daha bu başlangıç abi” dedi kafasını sallayarak…

Özellikle gelir dağılımının dengesiz olduğu ve kültürel yapının sağlamlığını ve derinliğini yitirdiği toplumlarda bu çeşit değer kaymalarının olmasını artık ben de doğal görüyorum. Peki bize düşen ne? Bence bize düşen bu düzene, sisteme, bu tarz istekleri bitmeyen kadınlara ve ailelere karşı X’tiri çekmektir! Zira sevgi, aşk, muhabbet, hürmet, saygı gibi değerler yoksa zaten o ailenin yürüyebilmesi filan mümkün değildir diye düşünüyorum…

Evet, insanın kendisini her manada gerçekleştirebilmesi, yani kendi yaşamını kendi elleriyle var etmesi gibisi gurur verici bir şey yoktur bu hayatta. Ancak eşlerin sadece birisinin varlığı üzerine kurulan ilişkiler, her türlü sömürüye, haksızlığa ve eziyete açıktır. Güzel olan birlikte üretmek ve yaşamı birlikte var etmektir.

Şimdi bunu kime anlatabiliriz? Anlatsak sesimizi duyan olur mu dersiniz? Sanmıyorum ama biz yine de olması gerekeni anlatalım. Gerisini paşa gönülleriniz bilir…

Kalın sağlıcakla…



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın İlişkiler kümesinde bulunan diğer yazıları...
Güz Yaprakları
Caz Müziği ve Hüzün
Yalnızız

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
İhtiyarlara Yer Var!
Metropol İnsanlarının Sosyal Medya Molası
Tolstoy’un Karısı
Bayrama Hakkımız Var mı?
Tanpınar’ın Şark ve Garp Çıkmazı Üzerine…
Ver Elini Gidelim
Azerbaycanlı Bir Gardaşın İstanbul İzlenimleri…
Geri Dönmemek Üzere Gitmek
Gerçek Temizlik…
Başlamadan Biten İlişkiler

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bir Dudak Yarılması [Şiir]
Kehribar Gözlüm [Şiir]
Bilmiyorum [Şiir]
Med Cezir [Şiir]
Külle Yıkanır mı Sırlar? [Şiir]
Dediler [Şiir]
Yuh Olsun [Şiir]
Turnalar [Şiir]
Bıçkın Yüzünde Kehribar Gülüşü [Şiir]
Bahar Güzelim [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı! Yayıncı, gazeteci ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Yûşa Irmak, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.