..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Bilmezlik ile ne hoştum; hayalimde ne güzellik, ne de aşk vardı." -Fuzuli, Leyla ile Mecnun
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Pop Kültür > Ulaş Tuzak




8 Şubat 2011
Kitab - I Aşk  
Ulaş Tuzak
Yüzyıllardın gündemden düşmeyen tarihin en popüler kültür mirası olan aşka bir başka yaklaşım..


:AHIG:
-1-
-Girizgah-

Sahip olduğumuz bütün duyguların anası aşktır. Bütün duygular aşk sayesinde varlar ve aşktan türemişlerdir. Eğer aşk olmasaydı bizler makinadan farksız olurduk.
Kızıyorsak, olumsuzluğa, olumluya aşkımızdan.. ağlıyorsak keza, özlüyorsak zaten aşkımızdan, kıskanıyorsak ta aşkımızdan.. Acı çekiyorsak, heyecanlanıyorsak, korkuyorsak hep yaşama aşık olduğumuzdan..Hayata gülen gözlerle bazen umutla bakabiliyorsak hep aşk sayesinde. Hırslanıyorsak başarısızlıklar karşısında, bu da başarma aşkından geliyor demektir. Bir karar veriyorsak seçenekler karşımıza geldiğinde, tercihimizi biz hep aşktan yana kullanıyoruz, çünkü aşksız hiçbir duygunun önemi yok.
İzlediğimiz ya da en çok izlenen filmlere baktığımızda o filmlerin neden en çok izlendiği alenidir. Hepsi de aşkı anlatır, hepsinin özünde aşk vardır zaten. Bütün duygular aşktan doğmadır, aşksız olanlar kurgudan ibarettir. Aşk Tanrı’nın insana lütfudur. İnsan aşık olduğunda yaptığı şeyden keyf alır, aşk kafasıyla yaşadığında mutluluğun gerçek resmini görebilir ancak..




-Aşk ve Para-

Parayla saadet olabilir mi? Olur elbet, biyere kadar parayla her istediğinizi yapabilirsiniz. Yer, içer, gezer, eğlenirsiniz. İstediğinize istediğiniz kadar istediğiniz hediyeleri alabilir, mutlu edebilirsiniz onları. Hava atabilir, şov yapabilir, bazen abartıp görgüsüzlük bile yapabilirsiniz ve hep haklı gösterilirsiniz büyük çoğunluk tarafından. Çünkü para güçtür ve bu güce boyun eğen itaat eden çok yaltakçı vardır. Bunların amacı bir nebze olsa da nemalanmaktır ama nafile..
Her neyse söz konusu olan para her kapıyı açmakta oldukça hamarat bir nesnedir. Her türlü olanak hizmetinizdedir onunlaysanız. Ama ta ki aradığınız saf, temiz, gerçek bir aşk ise o zaman trilyonlarınız birer tuvalet kağıdından farksız olacaktır. Çünkü bahsettiğim hisleri elde etmek için maddi servetten çok daha fazlasına, maneviyata sahip olmanız ve bunu çok iyi kullanabilmeniz gerekmektedir..
Karşınızdakini, önce aşık olduğunuza değil, aşkın varlığına inandıracaksınız, sonra onun bu varlığa ihtiyacı olduğunu gösterecek ardından aşkınızı ilan edeceksiniz. Tabi bunu ne kadar anlatsam da belirli bir tekniği ya da kuralı yoktur. Fakat kişi her durumda yeteneğinin sınırlarını zorlamalıdır. Kaldı ki en son koz para olarak kullanılabilir.
Evet çoğu insan paranın gücü karşısında, hayranlığını gizleyemez ve karşı koyulmaz bir çekicilikle geçici aşk yaşayabilir. Bunlara hemen aldanmamak lazım. Boş verip denemeye kalkanların çok geçmeden pişman olacaklarına adım kadar emin olduğumu söylemek isterim.
Türk filmlerinde çoğumuz izlemişizdir. Zengin olduğu için en güzel kıza sahip olabileceğini düşünür baş karakterlerden biri. Diğer taraftan da o kızın pek te zengin olmayan orta direk bir sevgilisi vardır. Ailesi bu ilişkiyi onaylamamakta ve bu yüzden baskıyla zengin adamla evlenmesi zorlanmaktadır..
Bu filmin devamını anlatmama gerek yok sanırım, hepimiz biliyoruz zaten felaketleri. O yüzden Aşk ve Para olguları arasında her ne kadar pozitif bir ilişki varmış gibi görünse de aslında hiçbir ilgisi yoktur aşk’ın para ile..
Eğer ortada bir aşk varsa o paraya olan aşktır. Diğer etkene ise sadece hoşlanma denir. Aşık olduğu maddeye sahip olan kişiden genelde hoşlanılır. Ben buna amaçları için bişeye katlanma diyorum.
Düşünün, aşık olduğumuz bir kişinin ailesini tanıdığınızda onlardan sadece hoşlanırsınız ya da en yakın arkadaşından. Çünkü onları reddetmeniz demek, aşık olduğunuz kişinin size olan sadakatini riske atmanız olabilir. Bütün bu etkenleri beyin saniyeler içinde çözüme kavuşturabiliyor bize fark ettirmeden..

14.10.10 / 22:55




-2-
-Aşk ve Geceler-

Duyguların çoğunluğunun olduğu gibi aşkın da en yoğununun yaşandığı an gecelerdir. En derin acılar ya da en derin coşkular geceleri hissedilir sevgiliye karşı. Sevdiğimiz yanımızda ise coşku, yoksa acı çekilir hep. Yine yar yanımızda ise geceler hiç bitmesin, yoksa gelmesin isteriz..
Bir izolasyon malzemesi gibi duyguları hapseder gece. Bize de bu duygu kafesinde baskı yapar sabaha kadar. O yüzden geceyi geçirmeden evvel duygu kontrolü yapmalı ve çok dikkat etmeliyiz, hangi ruh hali ile gireceğimize yatağa..
Ah aşk, ey aşk, vay aşk, oh aşk.. sen ne değişik şekillerde tabir edilirsin geceleri. Kişiden kişiye, evden eve, şehirden şehre, ülkeden ülkeye değişirsin de hissettiklerin, yaşattıkların, yangının külün, sözlerin her yerde aynı kalır..
Bu gece de diğer geceler kadar ıssız ve anlamsız. Çünkü geceme anlam katan duygu aşksız. İçimi ısıtan aşk kaybolmuş bu gece. Buz gibi oluyorum, kanım çekilmiş gibi, dudaklarım ve ayaklarım morarıyor bu gece. Aşk yoksa bu gece zor geçecek yine..
Buhran buhran daralıyor içim, beynimin içinde birdir bir oynuyorlar. Anlaşılan yine uyku yok bu gece. Anlaşılan tek dostumuz yine karabasan bu gece..

16.10.10 / 00:27








-Aşksız Adam-

Bu sabah ta aşkı göremedim koynumda. Bir düşten bile ibaret değil artık, çok uzaklarda gibi, koşsan da nafile..
Aşk olmayınca hiç te keyfim olmuyor ki, ne yemekten ne içmekten keyif alabiliyorum. Aşk olmayınca meşk te olmuyor, işte en çok ta ona yanıyorum ben..
Aşık gözlerle bakmayı özledim hayata. Aşk gözlüğünü özledim. Baktığım her yerde pırıltılar, güzellikler, mutluluk esintileri görmek istiyorum. Yine içim içime sığmasın, tatlı talı, şekerli şekerli heyecan salgılasın vücuduma..
İstesem de olamıyorum aşık, yeteneklerimi mi kaybettim acaba? Yoksa aşkta aradığım hala mantık mı? Sanırım hala mantık süzgecimi kırabilecek bir güzellik görmedim. Öyle biri çıktığında karşıma, ben de bulutların üzerine çıkacağım ve oradan bakacağım hayata..
Yükselmek, uçmak, semada özgürce dolaşmak istiyorum. Bunun için ihtiyacım var sana ey aşk. Nerelerde isen estir de gel bul beni. Açtım kalbimin kapılarını ardına kadar, o eşsiz endamınla gir içeri.
Ey ölüyü dirilten, hastayı iyileştiren, çirkini güzel, kötüyü iyi, fakiri zengin yapan aşk.. ne olur yalvarırım beni de mahrum bırakma artık sensizlikten.

17.10.10 / 11.01









-3-
-Aşk Bir Sudur-

Farklı anlaşılsa da ilk başta, anlatınca anlamında derin bir felsefe yattığını sizler de keşfedeceksiniz. Aşk bir sudur evet, su gibidir de diyebiliriz. Çünkü su gibi ihtiyaç duyarız biz bu duyguya. Nasıl ki içtiğimizde suyu serinliyorsak, nasıl ki içimiz ferahlıyorsa, nasıl oh çekiyorsak ta içeriden, işte aşkı içince de aynı duyguyu yaşıyoruz ta içeriden..
Peki en önemli olan nedir biliyor musunuz? Saf ve temiz aşkı içmek. El değmemiş membaa su gibi tıpkı. Çeşmeden akan suyu artık içmiyorsak, sürekli sokakta akan insanların arasından da önümüze gelene aşık olmamız beklenemez heralde.
Aşkı pınarında aramalı ve orada bulup içmeliyiz. Neresi peki bu aşkın pınarı? Aşkın pınarı kayıtsız şartsız göynümüzün aktığı yerdir. Kişiden kişiye değişir tabi bu yer ama görüntü aynıdır..Aşk bir su gibidir, varlığı canlılık verir, yokluğu kuraklık. Hayatın baharı, yeşilliği, mis kokulu çiçekleridir aşk. Bulutlar üzerinde uçuşan kırlangıçları, çiçekler üzerinde kıpraşan kelebekleri görebilmektir aşk. Cennetten bir bahçedir aslında, görebilirsen..
Eğer yoksa hayat zindan olur, kış olur, karanlık olur. Çöllerde kaybolmuş bedeviden farksız olur insan aşksız. Aşk bir sudur, içmeyen yoktur..

17.10.10 / 23:52











-Sanat Aşkı-

Aslında aşkın kendisidir sanat, hem de ta kendisi. Hani sanatta aşk var diyenler görmüşüzdür, onlar aşktaki sanatı görüp söylemişler bunu aslında.
Aşk bir sanat eseridir tanrının insan genlerine bahşettiği. Ne aşksız bir sanat olabilir, ne de sanatsız aşk. İkisi de birbirinin tamamlayıcısıdır. Birbirini doğurup üreten ve ilerlemesini, büyümesini sağlayan etkenlerdir aslında..
Aşk sanatını iyi icra eden çok az sanatçı vardır. Diğerleri sadece iyi birer reprodüksiyoncudurlar. Aşkı gerçek yaşayanlar sadece anlatabilirler gerçekten..
Hakikat, sanatçı ruhta gizlidir bu ruhta aşkta. Aşk olmazsa sanat olmaz, sanatsız aşk ta olmaz. Tanrı aşkı bahşetmeseydi insana sanat ta doğmazdı zaten.
Aşk en eski sanattır bilinen ve aşkı ilk keşfeden sanatçı yine ilk insan Adem. Yemeseydi elmayı aşık olamazdı Havva’ya.. aşkı gördü, aşkı tattı, aşkı hissetti..
Belki şeytana uydu diye düşünenler var ama Tanrı istemeseydi bunu, uydurmazdı Adem’i..
Aşk insana verilen en temel duygudur, en gerekli unsur yaşaması için insanın. Aşk uğruna dağları delen Ferhat, büyük sanatçılardan biridir tıpkı Mecnun gibi.
Ey aşk, ne görkemli bir tutkusun ki vazgeçilemiyorsun. Her dönem yeni sanatçılar yetişiyor sayende..

19.10.10 / 01:02





-4-
-Aşk ve Gurur-

Gurur yapmak bir insana hiçbir şey kazandırmaz. Sadece kendi içsel egosunu büyütür ki bu da iyi bir şey değildir. Özellikle aşkta en çok karşılaşılan olgu olan gurur, deliler gibi sevdiğimiz kişileri kaybetmemize neden olabilir eğer çok fazla esir altına alırsa bizi.
Bu bilinçle baktığımızda bir aşkta gurur yapmaya gerek olmadığını çok kolay anlayabiliriz. Aslında gururu da doğuran duygunun aşk olduğunu yine kolayca görebiliyoruz.
En başta dediğim gibi, aşk olmasaydı gurur da olamazdı tıpkı diğer duygular gibi..
Gururumu ayaklar altına alırım aşıksam eğer. Nedir ki gurur aşkın yanında. Ben aşkıma kavuşamazsam neyleyim gururu. Ne işime yarar benim gurur. Ben her şeye rağmen usanmam, yılmam hele ki konu sen isen hiç çekinmem söylerim seni sevdiğimi, güzelliğine hayran kalıp, geceler boyu düşündüğümü seni.
Neymiş gurur senin güzelliğinin yanında. Sen ki aşkın ta kendisisin fakat bende gururu doğuramadın. Şükürler olsun ki yendim o egolarımı. Artık açık açık ilan-ı aşk edebiliyorum güzelliklere senin gibi.
Ben güzel olan her şeye aşığım ve şuan en güzel sen varsın aklımda, gurursuzum ve aşığım..

20.10.10 / 00:54










-Aşk ve Nefret-

İnsan aşık olunca nefret etmeyi de öğreniyor farkında olmadan. Bunu aşkında problem yaşadığı anlarda anlıyor. Çünkü aşk dünyanın en değerli olgusu olduğundan onu kaybetme korkusu böyle bir koruma iç güdüsü geliştiriyor. İnsanın savunma mekanizması da bunu iç güdü ile hareket ediyor. Aşkı kaybettiren kişiye karşı en az aşk kadar kuvvetli derecede nefret duygusu besleniyor. Bu inanılmaz bir çaresizlik açığa çıkıyor ki, dışavurum dediğimiz bu evrede insan kendini de kaybedebiliyor bazen..
Biz aslında ya aşkı giydirdiğimiz kişiyi severiz ya da sevdiğimiz kişiye aşık olmaya çalışırız. İkisi de boktan bir durumdur. Çünkü insan aşık olduğunda istese de normal davranamaz. Aşık olmadığında da çok yapmacık olur. Yani aşk ve sevgi aynı anda olursa gerçek aşk olur ve bu da beraberinde nefret damlalarını biriktirmeye başlar gerektiğinde kullanmak içini..
Öylesine tutkulu bağlarla bağlar ki bizi aşk, kopmasını düşünmek bile bizi çılgına çevirir. Onu kaybetme korkusu bizde nefreti yavaş yavaş açığa çıkarmaya başlar.
Kimse ama kimse göze alamaz elde ettiği bir şeyi kaybetmeyi. Aslında her kaybımızda bir nefret duyarız fakat en güçlüsü hep aşk durumunda görülür. Kan davasında bile kanlı kanlıya bu kadar dein bir nefret duyamaz..

21.10.10 / 01:05









-5-



-Aşk ve İhanet-

Aşk nerden baksan aslında bir ihanettir desem sakın garipsemeyin. Çünkü aşık olan ihanet eder yalnızlığa. Kendi kendine geçen ucube günlere, acılara, sancılara ve karabasan gecelere ihanettir aşk. Bir de özgürlüğe ihanettir aşk, esir olmayı alenen kabul etmektir. Ama yine de kurtuluşa erişmenin umududur aşk.
Eski dostlara, arkadaşlıklarına da ihanet eder aşk, yüz çevirir, sırt döner unutur gider. Yeni gözdesi sevgilisidir, başka hiçbir şey görmez, istemez.
Tutku ile sıkı sıkı sarılınca romantik romantik duygulara teslim olunur ve yine ihanet edilir realist hayata. Romantizm pembe gözlük takar gözümüze, yanılırız ve kandırırız kendimizi, bu da kendimize ihanettir bir anlamda..
Aşk güzeldir, iyidir, hoştur amma velakin ihanetin ta kendisidir. İyice bakınca göreceksiniz ki aşk bizi kandırıyor, dalga geçiyor bizimle. Kendi özümüzden taviz verdikçe karakterimize ihanet ediyoruz.
Biz insanoğlu, aciz ve çaresiz aşk karşısında. Bütün yaşantımız boyunca hep onu düşleriz, onu isteriz hep peşinden koşarız elde etmek için aşkı. Fakat dediğim gibi fark edemiyoruz belki de biliyoruz, bilmemezlikten geliyoruz ihanetin ta kendisini..

26.10.10 / 00:29







-Aşk Olsun-

Yani şimdi durup dururken nerden çıktı bu da diyebilirsiniz. Ama bir büyük üstüne de bir tekila çaktınız mı o zaman anlayabilirsiniz beni ancak. Doğrusu çok güzel değil ama idare eder işte. Biraz daha artırırsak dozajı belki de tam kıvamına gelicek ama yine de bu da iş görecek nitelikte. Yazmaya katkısı oluyor ya ve gerçekten de bunu hissetirebiliyorsa okuyana, başarıya ulaşmış demektir.
Aşk olsun şimdi, bunlar söylenir mi böyle? Tek başına kafa güzel yazılır da, söylenir mi okuyana, ayıp ayıp.. Aman canım ne ayıbı, siz de okurken vurun kadehlerin, bardakların dibine işte. İlham olsun benim sözcüklerim sizlere.
Aşk olsun, gönlümüze dem olsun bu güzellikler. Hep dalgalansın, coştursun içimizi. Kafamız dönmeden göremiyoruz güzellikleri ve hoşnut edemiyoruz hayatımızı. Aslında hayat o kadar güzel ki görmesini bilene. Biz bakıp ta göremeyenlerdeniz genelde. Fakat bir görmeye başladık mı işte o zaman tadından yenmiyor zevklerin, sefaların..
Aşk olsun bir de gerçek aşk bulsun gönlümüzü. Aşk doldursun bütün boş yerlerimizi. Boşlukta psikolojimizi kaybetmişken, manik atakta depresyondayken, aşk, bizim ruhumuzun derinliklerinden gün yüzüne çıkarsın. Artık huzur gelsin hayatımıza yeni bir aşkla. Aşk olsun artık!

28.10.10 / 00:03







-6-
-Aşkın Ömrü-

Kimilerine göre aşk gelip geçicidir, kimilerine göre aşk kısa sürer, kimileri aşk hiç bitmez derken, bir kısım da aşk diye bir şey yok konusunda hem fikirdirler.
Önce aşkın varlığı konusunda bir şüphe duymaya gerek yok, bunu belirtmek istiyorum. Çünkü aşk kendisini her an her yerde göstermeye devam ediyor, göremeyenler ise kusuru kendisinde aramayı denesinler.
Aşkı tatma şansını yakalayan insanlar, genellikle o ilk zamanlardaki zevki hiç unutamazlar. O heyecanlı an beynin en belirgin yerlerinden birine kazınır ve sürekli hatırlanır. İşte bu sebepten dolayı olsa gerek ki, o anı yaşayamadığımız her anda, o hatıramızdaki coşkuyu canlandırıp ‘ne güzeldi aşk, keşke hiç bitmeseydi’ deriz. Oysa aşk değildir biten. Biten içimizdeki coşkudur, bunu fark etmek gerek her şeyden önce..
Aşk, insanda kendisini coşku ve karşı koyulmaz bir haz ile belli eder. Ta ki coşku azalıp yok olana ve içsel devinim bitene kadar. Kalbimizi tatlı tatlı attıran ve yaşadığımız her an ve nefes aldığımız her saniyeden keyif almamızı sağlayan, bize verdiği coşkuyla ayağımızı yerden kesip kanatlanıp uçtuğumuzu sandıran duyguya aşk diyoruz. Bu güzellik hiç bitmesin istiyoruz. Fakat her şeyin bir sebebi olduğu gibi, bu duygunun da bir salgılanması için bir coşku değişkeni, bir etkenin olması gerekiyor. Kimi zaman bir sevgili, kimi zaman bir doğa, kimi zaman da sadece bir düşünce neden olabiliyor bu değişkene.
Onu hatırlayıp, onunla beraber yaşadığımızı sandığımız ve halen keyfini sürdüğümüz sürece aşığızdır. Aşkın ömrünü sadece ve sadece biz biliriz, biz belirleriz ve biz karar veririz onu öldürüp öldürmemeye..
Ne kadar istersek, o kadar yaşar kalbimizde aşk. Tabi bir de kıymetini bilmemiz gerekiyor. O kadar değerlidir ki, kaybetmeyi göze alıp hatalar yaparsak, belki bir daha onu elde edemeyeceğimizi bilmemiz gerekiyor.
İnsanların ömrünü Tanrımız bilir. İnsan da kalbindeki aşkın ömrünü bilir. İster bir anlık, ister kendi ömrü kadar, isterse de ömründen bile fazla sürebilir, tıpkı efsaneleşen aşklar gibi. Tabi ki arzu edilen hep o efsaneleşen ölümsüz aşklardır. Ancak o aşka erişmek hep Tanrı’nın lütfu olmuştur. Çünkü o aşk için fedakarlık gerekiyor, sabır gerekiyor. Tanrı en çok sabrı ödüllendiriyor.
Ne kadar sabrederse insan, Aşk’ın ömrünü de o kadar uzatır. Ne kadar kıymetini bilirse Tanrı’nın kendisine verdiği bu en değerli nimetin, o derece olasılığını artırır. Çünkü Tanrı her şeyi bilen, gören ve çokça bahşedendir..

29.10.10 /00:33

-Aşksız Tuzsuz-


Tadı tuzu yok hayatın aşksız olunca. Yaşanmıyor, keyfi çıkmıyor gönlünde çırpınan bir kelebek olmayınca. Hayat gizemli aşklarla dolu ama arayıp bulmak emek istiyor. Maceraperest biri arar bulur ancak ama ona da yazık değil mi? bu kadar işin gücün arasında nasıl zaman ayırsın o da? Emek dediğin nedir ki aşk uğruna harcanan.. Yeter ki aşk olsun, gönlümü dolduran, en azından dursun bir köşede gönlümün..
Şimdi o kadar aşksız tuzsuz geçiyor ki günler, ilham verecek sevgili yok göynümde. Hep aynı düşler, hep aynı hikaye, yetti artık sıkıldım rüyalardan. Fakat Tanrım diyor sabır et, sabırla gelecek istediklerin, sabırla vericem nimetlerimi sana..
Hem sabır et, hem dua et, hem de şükret ve ibadet et ki gelsin sana Tanrı’nın hikmeti.
Merhamet Ey Tanrım! Sabretmek dervişlere, ermişlere, yüce kişilere düşer, ben de ermiş mi oldum yoksa? Çünkü ne dervişim ne de yüce bir kişi.. Gerçi sen daha iyi bilirsin her şeyi..
Şükürler olsun ki yine de yaşıyoruz bugün de. Aşksız tuzsuz da olsa karnımız tok sırtımız pek yatıyoruz yatağımızda. Karnımız tok gönlümüz aç.. Sabrediyoruz, sabırda hayır var..

02.11.10 / 00:41


-7-
-Aşk Kuponu-

Tutturamadım bir türlü aşk kuponunu. Hep tek maçtan yatıyorum tıpkı iddaa daki gibi. Mutlaka ters giden sürpriz bir şeyler oluyor. Tahmin edemiyorum, hayat sürprizlerle dolu. Evet bence hayat kesinlikle sürprizlerle dolu. Ey aşk, sen ne sürpriz seven bir olgusun. Hayattaki en büyük sürpriz kupon sensin aşk! Seni tutturmak milyonda bir şans..
Bir sevgiliye değil, bir varlığa, bir olguya sadece bir düşünceye, bir rüyaya bile aşık olsan yeter senin yaşamana. En büyük umuttur aşk, en büyük yaşam sermayesi..
Ey aşk, sen Tanrı’nın bir lütfusun insana, yaşama güç veren, çile çekerken uğuşturan ilaçsın.
Sana ihtiyaç duyar tüm insanlık, sen varsan anlamlı, sen yokken anlamsız her şey. Bir bakış açısısın sen aşk, senin açından bakınca güzel her şey, diğer heryerden çok bayağı.
Ey aşk, uzun zamandır yoksun göremiyorum seni, çok özledim inan çok fazla ihtiyacım var bu ara sana. Sensiz en azından yazamıyorum bile, keyif alamıyorum yazdıklarımdan. Bir makinadan, robottan farkım kalmadı. Bana yeniden insan olduğumu hatırlat lütfen. Ey aşk, bu gün de bitti, sensiz geçti bugün de. Çok keyifsiz, mutsuz ve yorgunum yine. Yaşam enerjim sendini sensin ve hep sen olacaksın. Ne olur dön bana, bu son kuponum da son umudumu yatırıyorum, son riski alıyorum sana, tutmazsan her şey biter, tutarsan yeni bir hayat başlatırsın bende..

03.11.10 / 23.30








-Aşk-ı Memnu-

Öyle bir esti gürledi, yıktı geçti Ansızın habersizce ve de delice. Sanrılar sardı akabinde iyice ve nedensizce. Birini, o birini çok sevdiğini sandığı anda o birinin başkasını sevdiğini gördü ve üzüldü. Sözlerin kifayetsiz kaldığı andı yine o an. Soramazdı, gururu el veremezdi bu duruma. Bir o kadar da onurlu bir kişiliğe sahipti. Ne kadarda aptaldı oysa, bir bilseydi ne büyük bir hata yapıyordu. Gözlerine puslu bir şafak vaktini indirdi Tanrı ve boz bulanık görmeye başladı devranı o andan itibaren.
Gurur ve onur, aşkın en büyük iki düşmanı. Aşıksan ve de uğruna her şeyi göze alırım diyorsan, ihaneti, nefreti, kıskançlığı ve ayrılığı da hesaba katmalı, hepsine katlanmalısın. Yok ben yapamam diyorsan hiç bulaşmamalısın.
İnsanı acizliği ile yarattı Tanrı, ve bunu bilerek böyle yaptı. Çünkü insanın bu acizliği karşısında nasıl davranacağını görmek istedi. Belki biliyordu ama yine de test etmek istedi yarattığını. İnsan hiçbir dert karşısında bu kadar aciz düşmüyor aşk’tan başka. Ölenleri toprağa gömüyorlar ama aşkı kalbine.. Toprak ölüleri çürütüyor lakin kalp aşkları daha da büyütüyor..
Eğer yeniden aşık olmayı düşünüyorsan, bir kez daha bak kendine ve son kez iyi düşün yoksa geri dönüşü olmayan bir çizik daha kazınıcak kalp kapakçıklarına..

05.11.10 / gece







-8-

-Elim Sende Aşk-

Önüm, arkam, sağım, solum, sobe.. Nerede acaba? Fazla uzağa gitmişi olamaz elbette. Buralarda biyerde olmalı. İyice bakarsam görebilirim..
Sanırsam aramaktan yoruldum veya bıkkınlık, bir usanmışlık var üzerimde. Bir silkelensem kendime gelicem ve dirilicem, dirilticem içimdeki coşkuyu yeniden.
İyice bakınca görücem kesinlikle, bunun tek açıklaması bu. Sadece bakmayı bilmek. Doğru yer ve zamanlama da çok önemli. Ama ne olursa olsun bakmayı bilmek en önemlisi. Eğer bakmayı öğrenirsem yahut başarabilirsem doğru bakmayı, görebilicem. Biraz dikkat, biraz konsantrasyon..
Buralarda biyerde, fazla uzağa gitmiş olamaz.. Hissediyorum yakınlardan kokusunu. Aşk dokundurup kaçıyor kalbime ve titreyişlerinden anlıyorum çok yakınımda.
Elim sende oynuyor benimle biliyorum. Ama bu oyun fazla sürmez çünkü ben sevişmek istiyorum.
Yürek yüreği nefesinde hissetmeden ferahlamaz. Onun yangınını ancak diğer, arzuladığı yürek söndürebilir. Gözler yürek gözüyle baktığında hem dah cesaretli hem daha güvenli hem de kesin bir şekilde görür, karar verir ve onaylar.

6.11.10 / 10.28







-Aşk Sanatı-

Eğer bir yerde yaratım süreci varsa ve o süreç sonunda bir şeyler üretiliyorsa ve bu üretim tüketen tarafından hissediliyorsa işte orada sanat vardır. Sanat, hislere hitap eden yaratma sürecidir. Eğer bir yaratma sürecinde duygu yoksa ona sanat süreci diyemeyiz. Nihayetinde üretilen ise sanat eseri olamaz. Sanat eserleri sadece sanat süreçlerinde ortaya çıkar. Duygulara hitap eder, mantığa pek yer yoktur sanatta..
Tanrı insanlara sanat olgusunu duyguları yaratarak göstermiş. Aslında bizim ruh diye tabir ettiğimiz varlığımız duygularımızdır. Öyle ise ruhumuzun ana yapısı da aşk’tır. Çünkü bütün sanat eserleri aşk ile yaratılmıştır. Bütün duyguların anası aşk ile..
Öyle ise aşk’ın kendisi de bie sanattır diyebiliriz. Hatta sanatın kaynağı demek yanlış olmaz. Bununla birlikte aşkın verdiği coşku ve yaratma sürecindeki gücünün de farkına varılmalı, bu gücü kullanabilmeyi öğrenmeli..
Eğer bir ilişki yaratmayı istiyorsak işte en bariz örneği burada görünüyor aşkın. Aşk istiyoruz değil mi? Aşık olmak? Onun için bir sürü ince hesaplar yapıyor, ince eleyip sık dokuyor, karar vermekte zorlanıyoruz. En zor yaratılan olgu da aşkla yaratılan gerçek, sanatsal bir ilişkidir. Herkesin isteyip te bulamadığı budur aslında..

7.11.10 / 10.37











-9-

-Aşk Tanrı’nın Eseri-

Ey Tanrım!
Bu yer, bu gök, bu denizler, bulutlar, yağmurlar, kuşlar, yapraklar, rüzgar ve güneş ve hava.. Hepsi senin eserin. Bitkiler, hayvanlar, maddeler ve atomlar hepsinin mimarı sensin Tanrım!
Her şey çok mükemmel ama işte o eksik olan bir şey de insanın kendi içindeki şeyle tamamlanıyor. O da aşk. Sadece aşık olan gönüllerin gözleriyle görünür o güzellikler, sadece o zaman anlam kazanır bütün bu nimetler.. Eşsiz bir mühendislik tasarımı ve ölümsüz bir sanat eseri gibi dünya. Fakat benzinsiz bir son model araba gibidir aşk yoksa.
Tanrı kendinden bir şeyler üfledi insan ırkının ruhuna, işte aşktı bu, sadece aşk. Sade bir aşk.
Yüce Tanrım!
Bir nefes aşk çeksem içime, yüreğim pırpırlansa yeniden uçsam bulutlar üzerinde, dolaşsam semayı kuşlar gibi. Kuşbakışı izlesem yeniden hayatı, gözlemlesem. Sonra tekrar başlasam yazmaya. Daha gerçekçi ve daha çok yazsam. Daha basit ve daha uzun okunsam. En iyisi aşkı bulsam yeter bana..
Çok sızlandım, sızlanıyorum halen. Bu acılar, kıvranışlar, kalemime de yansıyor, ne kadar da belli. Yaratmak aşktan gelir, aşk varsa içinde küçük bir Tanrısın sen de..
İnsanların arasında Tanrı’nın bir lütfusun sen. Ama O büyük Tanrı! Sen bana yardım elini uzat, tıpkı mikelanja uzattığın gibi..

7.11.10 / 23.32







-Aşk Rüzgarı-

Gündem durgun, hava rüzgarlı, yüzüm neşeli olsa da gönlüm efkarlı.. Geceler sessiz ve bir o kadar da esrarlı. Üşüyor içim, tirtir titriyorum, korkuyorum da bir yandan. Çaktırmıyorum, kimseye renk vermeden. Hayata devam etmek gerek yine de. Durmadan ve yılmak yok hiçbir zaman. Ah, keşke bir şey bulsam seni anlatan da okusam dursam sabahlara kadar ve öğrensem seni iyice, yanlış yapmasam artık. Durgun suları dalgalandıran fırtına gibi gönlüme yelken açtıracak rüzgarlar tıpkı ağaçların dallarını salladıkları gibi sallasalar beni de..
Savurdukları yapraklar gibi, sıkıntıları mı da dağıtsalar dört bir yana. Alıp götürseler benden çok çok uzaklara. Güneyden lodos eser ılık ılık, kuzeyden poyraz, denizden tatlı tatlı imbat eser kordondan.. Okyanusata alize rüzgarları vardır, çöllerde samyeli, kum fırtınaları falan.. keşişleme, yıldız vs.. bütün hatırladıklarım.. Gökyüzünden yıldızların arasından kopup gelen fırtına, tıpkı hortum gibi döne döne. Tam yüreğimin içine esse beni dalgalandırsa yeniden. İşte bu aşk rüzgarı beni hayata döndürse..

9.11.10 / 00.38










-10-
-İnsaf-ı Aşk-

Bugün insafa gelsen de aşk, alıp götürsen beni diyarına, uçursan bulutlara rüzgarınla.. sonra yağmur gibi yağdırsan beni de yeni aşk tohumlarının büyümesine vesile olsam..
Ne olur bu gece gel bul beni aşk, çok ihtiyacım var sana. Coşmaya, uçmaya, kafa olmaya.. özlem duyuyorum çok fazla sana. Bir mucize kadar zor değil oysa, fakat bir mucizenin kudretine ihtiyaç var. Tanrısal bir güç yardım etmeli şimdi, ızdırabım son bulması için bu gece. Sabah uyandığımda bu kez gönül yaylarım gevşemiş, mutluluktan ağzım kulaklarıma çekilmiş, gözlerim parıl parıl parıldamakta iken aynada, içimden şükür duaları ediyorum Tanrı’ma..
Bu sabah gerçekten en güzel sabah. Bu gece en son kötü gece olacak. Yıldızlar öyle bir sıra alacak ki bütün uydular, bütün gezegenler etrafında aynı anda görünecekler. Güneş bütün gün boyunca yalnızca beni parlatıcak bir melek gibi. Gören aşık olucak. Ben de onu görünce günüm mutlu sonlanıcak..

11.11.10 / 00:56



-Yalnızlık Aşksızlıktır-

Yalnızlık nedir ki bilen var mı? Yanında biri olmaması mı yoksa gönlünde biri olmaması mı?
Yanında ki boşluk mu daha çarpıcı, gönlündeki boşluk mu? Hangisi daha büyük, hiç kıyasladın mı?
Konuşma ihtiyacı mı daha önce giderilmeli yoksa sevme ihtiyacı mı? İnsan kendi kendine konuşabilir ama sevebilir mi kendi kendine hiç? Yanımda biri olsa neye yarar ki sevemedikten sonra. Sevebilir miyim ki her yanımda olanı? Dokunabilir miyim, öpebilir miyim yanaklarını..? Şimdi tekrar soruyorum; yalnızlık hangisi?
Eğer sevişebiliyorsan doya doya, işte o zaman yalnız değilsin. Yanındakilerin değil, gönlündekilerin gücüdür aşk. O seni kurtuluşa erdirebilir ancak. Sen gönlündekilerin çokluğu ile büyürsün yanındakiler baki değiller asla..
Yalnızlık, aşksızlıktır, aşk insanı yalnızlıktan kurtarır. Aşıksan, tutkuyla bağlıysan yani, eğer bişeye, o kadar kalabalıksın ki yalnızlıklar içinde, sen göremezsin aşkın kör gözleriyle..

12.11.10 / 13:28

-Rüyalarda Aşk Başka-

Bayram arefesinin arefesi, izmir’de bir kasım gecesi. Gecenin içinden gelen bir kadın sesi, hani nerede fincan ve cezvesi? Güzel olur kadının gece kahvesi.hoş sohbetin bahanesidir kahve, kırk yıl hatırı var dememişler boşa. Her güzel olya habercidir, bunu ancak içen bilir..
İçmesi ayrı bir hoş, dinlemesi başka, kadın faldakileri bir bir anlatmaya başlarsa. Gözleri mi daha güzel, sözleri mi derken bitiverir hikaye, kaçıp gider kadın teşekür bile edemeden daha. Ee bu da kadının işvesi..
Sabah oluverir güneşin ilk ışıklarıyla
Gözlerimi açınca anlıyorum hep, ağlamak istiyorum nedense. Bir garip olaylar örgüsü. Tam güzel, sıcacık bir gülüş olsa, hemen düşlerin sonu geliverir. Kaldı ki bütün sonlar tatlı gelir. Yitirmişliğin kıymetini sonradan bilenler, kaybetmeden tadını çıkarmak isterler. En nihayetinde tatlı olan her şey gibi çabucacık bitiverir bu hikaye de. O güzel gözlerdeki tatlı bakışlar, sıcacık gülümseme, neden sadece rüyalarımda hep?

14.11.10 / 00:47





-11-
-Sabr-ı Aşk-

Kesinlikle karar verdim bu gece ne istediğime. Gerçekten görebiliyorum asıl aradığımı. Şimdi daha yakınım isteklerime, çünkü biliyorum ve hissediyorum.
Gecenin en derin saatlerine doğru hislerimde derinleşiyor, kanımdaki akışkanlık yerini alışkanlıklara bırakıyor. Dosdoğru yatağa girsem başımda dönüp duruyor bir film şeridi gibi görüntüler. Henüz yaşanmamış olası hikayeler.Bir şeyleri değiştirmeye gücüm yeter mi bilmiyorum ancak en azından denemeye cesaretim var, bu da deneme yanılma olayına götürüyor beni..
İnsanlar neler düşünüyor, en yakınımdakiler.. Ah bir bilseydim, bilebilseydim en gerçek düşüncelerini.. Nasıl ve neden davranıyorlar böyle? Keşke tahmin edebilseydim sıfır hata ile, bende şaşırtırdım onları tıpkı beni şaşırttıkları gibi..
Eksik olan bir şey var ruhumda bu gece de; tutku, ihtiras, şehvet; kısacası aşk.. Tenimde dokunuşlar, koynumda nefes ve kasıklarımda ateşi hissetmek, aşkı doyasıya yaşamak gerek bu gece. Lakin meşk edecek ruhi beden henüz uğramadı buralara. Elbet gelecek, bekleriz, Tanrı’nın bahşettiği yüce sabır ile..

22.11.10 / 01.52














Ulaş Tuzak

2010





Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın pop kültür kümesinde bulunan diğer yazıları...
Evlilikten Korkan Erkek

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kaçan Trenler
İzmir Liseler Arası Tiyatro Festivali
İkibinoniki - 2012 -
Bilinmezlik
Tiyatro Neden Güzeldir?
İçimdeki Coşku
Konak Gençlik Tiyatrosu
Tatminsiz Egolar
Euterpe Sanat - 2010'a Doğru...
İntiharın Eşiğinde

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Aşka Sabır Gerek [Şiir]
İzmir'in Sokakları [Şiir]
Bana Bi Şiirler Oluyor [Şiir]
İzmir"den Paris"e Yoktu Bi Tren... [Şiir]
Kendimi Bulamıyorum [Şiir]
Ruh&beden Ya da Şiş&kebap [Şiir]
Mış Gibi [Şiir]
İzin Ver [Şiir]
Yüksek Yüksek Egolar... [Şiir]
Buz Gibi [Şiir]


Ulaş Tuzak kimdir?

ilkokul yıllarında şiir yazarak başladığı yazın hayatına ortaokul ve lisede aşk şiirleri yazarak devam etti. üniversite yıllarında tiyatro ile tanıştıktan sonra daha edebi eserlerin etkisinde kalarak çeşitli deneme ve makaleler yayınladı. 1987-2004 bandırma, 2004-2011 izmir ve ekim 2011-halen istanbul'da yaşayan ulaş, oyunculuk ve yazarlığı sürdürmektedir.

Etkilendiği Yazarlar:
Ömer Hayyam, Neyzen Tevfik, Aziz Nesin, Can Yücel


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Ulaş Tuzak, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.