Hayat Bizden Razıdır...
... sonra hayata acıdık; ne kadar bahtsızdı ki en mahrem yerlerinde züppeler, soytarılar , dalkavuklar, binbir suratlı insanlar birer yılan gibi sokuluyor,
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
... sonra hayata acıdık; ne kadar bahtsızdı ki en mahrem yerlerinde züppeler, soytarılar , dalkavuklar, binbir suratlı insanlar birer yılan gibi sokuluyor,
Beyaz bir yalnızlık
Sarı bir hüzün,
Koptuğu yerde sözün
Bırak benimle kalsın
Kar rengi yüzün...
Toplumun nereye gittiğinden ziyade kendimizin nereye gittiği aslında önemli olan konuşmalar da hep tuhafıma giden bir konu var genellemelerimize hasta oluyorum /
Kişinin gerçek sermayesini sorguluyor bu yazı, nedir insanın en önemli sermayesi sorusuna cevap arıyoruz
Nasıl olurda havalar benim moralime karar verir, bir türlü anlayamam. Hele bir de kişiliğimi yönlendirdiklerinde, artık bir “dur” deme zamanının geldiğini fark ederim... ama... diyemem. Tutsağı olmuş bir şekilde havaların, buluttan parmaklıklara sarılarak bakarım hayata, kendime... Her an değişebilen anlık moralime...
Hepsi kaybetmiş insanlar, umudunu yitirmiş, belini geçim sıkıntısı bükmüş çoğunun, yine büyük çoğunluğu, evli, çoluk çocuk sahibi, torun sahibi olan da var içlerinde, yükseköğrenim gören de, okuma yazma bilmeyen de, daha dün altılıdan yüklü miktarda kaldırmış olan da… Ama bir tane mutlu insan yok
İlk adına bile saygı duymadan kendi yaşının neredeyse üç katı büyüklükteki bir erkeğin yanına hapsetmiştim onu. Bir an beynimde çakan şimşeklerin şavkından ürktüm. Tanrım ben ne yaptım?... Gencecik bir kız. Yaşamının pembe penceresindeyken
Hayatımın henüz başında, yazı hayatına adım atmaya karar verdiğim gün, bugün. "Hayat", ne garip değil mi ?
Ahşap pervazlı penceremden dışarı doğru süzülen kısık lambamın ışığı , bahçeyi şenlendiren
yaz güllerinin üstünü örtüyordu o gece.
bireysel olarak yaşadıklarımız, kimi zaman da toplumsal olaylarda yürekten etkilendiklerimizden kaynaklanır. Aşağıdaki yazı böyle bir olayın özünü anlatmaktadır.
Çatık kaşlı kumbaracının başı boynundan çıkık, sarılmış rüzgarın ateşesindeki çıplaklığa, bağlamış gövdesindeki özgürlüklerin her birini bir bataklığa, hem de öyle bir bataklık ki, görene de görmeyene de halis bir muamma.
Çığlıklarım müziğin ahengiyle, duruşlarım özgürlüğün nihai yüceliğinde...Yapay safsatalarla dost binbir suskunlukla. Düşünüyordum düşünemezken. Biliyordum tamamen bilgisizken. Haykıramıyordum yine de