Mezarsız Ölüler
bireysel olarak yaşadıklarımız, kimi zaman da toplumsal olaylarda yürekten etkilendiklerimizden kaynaklanır. Aşağıdaki yazı böyle bir olayın özünü anlatmaktadır.
"Yazar, evreni adlandıran kişidir. — Roland Barthes"
"Yazar, evreni adlandıran kişidir. — Roland Barthes"
bireysel olarak yaşadıklarımız, kimi zaman da toplumsal olaylarda yürekten etkilendiklerimizden kaynaklanır. Aşağıdaki yazı böyle bir olayın özünü anlatmaktadır.
derdini başkalarına itiraf edemediğinde yada yaşadıklarını başkalarına anlatırken sonunu getiremediğinde hemen kaleme sarıl.. kendini ifade edebilmenin en kolay şekli kağıda dökmek belki de.. sadece seni dinliyor, hiç çıkarsız.. Hiç umarsız.. Sadece susuyor ve dinliyor.
Gözleri ve beyni olduğunu düşünüyorsun bir anda. Sanki karşındaki somut, cansız bir
Benim pencerem en parlak yıldıza bakar,
Nüfus cüzdanımda aşkın suretini taşırım ben
Bahçeli eski evlerde aşk masalları dinlenirken,
Yorgun bir otobüs geçer şehirden.
önce anne dogurdu çocogu aciya, sonra çocuk aciya anneyi ve ölümü katti.
Biten günün akşamında koşar adım, özlemle gelinen mutlu dört duvarlardır onların ki. Böyle evler sevgi kokar, mutluluk kokar. Evin eşyaları sıcacık sarar sarmalar dört bir yanınızı.....
Bugün 11 Ekim 2007, günlerden perşembe.Ramazan bayramının arefesindeyiz.Günlerdir şehit haberleriyle yer yerinden oynamıyor, binalar yıkılmıyor.Haber bültenleri şehitlerin cenaze törenlerinden verdikleri görüntülerin ardından belki hayatın gerçeği bu olduğu için ama benim bir türlü kabullenemediğim komik haberler de verebiliyorlar.İnsanlar işe gidiyorlar, yemek yiyorlar, espri yapıyorlar, gülüyorlar. Kısaca kalmadıkları yerden devam
"Öyle farklıdır ki o reçel, ağzına bir kaşık dolusu aldığında ve çıtır çıtır karpuz kabuğu parçalarını çiğnemeye başladığında o kadar keyif alır, o kadar mutlu olursun ki, bir daha başka reçelin yüzüne bile bakmazsın!"
İllaki dövüşülecekse barış için dövülsün,öldürülecekse illaki bir şey savaşlar öldürülsün. Sıkılacaksa bir kurşun, karanlığa cahilliğe sıkılsın. Memleket diyorum ,istiyorum ki Cahit Sıtkı'nın şiirindeki gibi olsun. Böyle memleketler kuruyorum kafam da. Böyle memleketler de neşeli türküler söylüyorum. Sonra sızılanıyorum.
Acep nerdeler, ne haldeler o anneler babalar çocuklar, sütçüler, dondurmacılar, sakız horoz şekerleri, halkalı şekerleri satan çocuklar, sıcacık komşular, mahallenin bakkalı, kahvecisi, en güzel kızı, delikanlısı nerde? Hani nerde o günler
Gerçekler acıdır. Hayat gerçek mi acaba.
Biraz arabesk bir yazı ama dinlemeyen var mı ki...
Zaten hiç olmadığın bir gözden dört ayağının üstüne düşüp buna rağmen batabiliyorsan hala o göze, mecazın dibine vurmuşsun demektir…
Daha önce hiç, parmaklarınızla görmeyi, ellerinizle konuşmayı, bacaklarınız olmadan kırlarda koşmayı ve tüm bunlar olmadan özgür olabilme ihtimalini düşünebildik mi?
Isınma... Serinleme... Isınma... Serinleme... Isınma... Serinleme... Bir gerçek varsa o da ısı sıcaktan soğuğa doru gider... Hayatın bilimsel bir gerçek olmadığı ortada... O kendi karar verir sırasına...
... sonra hayata acıdık; ne kadar bahtsızdı ki en mahrem yerlerinde züppeler, soytarılar , dalkavuklar, binbir suratlı insanlar birer yılan gibi sokuluyor,