Günaydın
Tamtam sesleri kulaklarımda.Hızlı hızlı yürüyorum sık ağaçların arasında . Güneş ışığı yok.
"Yazar olmak kolaydır; tek yapmanız gereken, masanızda oturup kanamak." - Ernest Hemingway"
"Yazar olmak kolaydır; tek yapmanız gereken, masanızda oturup kanamak." - Ernest Hemingway"
Son birkaç yıldır televizyon programlarında kalitenin uğradığı erozyonu görmek için kahin olmaya gerek yok.
Bir an cep telefonumun yanıp sönen ışığına takıldı gözüm, mesaj gelmiş olmalıydı..."Cenaze evindeyim “ demişti en son, “sonra cevap vereceğim sana”…Sanırım saatlerdir boğulma hissi yaşamama sebep olan bu cümlelerdi…Mesajı okumaya başlamamla, boşluğa düşmem bir anda oldu sanki. ”Necati amca’yı kaybettik!..”
Bunun nesi olağanüstü şimdi? Olmuş bitmiş işte. Lütfen sıfatları bol keseden, düşünmeden kullanmayalım.
Pencerenin önünde oturuyorum… Sandalye de pek rahat değil ama olsun. Evde herkes uyuyor… Sessizlik… Elimde bir fincan sıcacık kahve düşünüyorum…
Zor gelmez elbet bir isim verebilmek hayata. Tıpkı doğduğun günün bir anlamı ve paylaşımlara açık bir ismi sahiplendiği gibi. Hayat aslında insana gereken ismi çoktan vermiş olur zamana yenik konumlamalarında.....
İnsanoğlu ne garip bir yaratıktır.Çevresinde bin bir türlü ibretli hadise gerçekleşir de bunlardan kendisine ders almaz. Kur’an-ı Kerim’in yüzlerce yerinde Rabbimiz:”Düşünmüyor musunuz, akıl erdirmiyor musunuz?” buyurarak bizle
Daldan dala sıçramalar... Akvaryumlar, balıklar, okyanuslar..
Maskeliler, maskesizler... Onlar ve biz; garipler...
Sözde aydınlar,yozlaşmışlıklar ve herşeye rağmen taptazeliği ile
yaşanmayı bekleyen hayat...
yağmurun sesi kesilir de dün gibi olur, çiçeğe durmuş özlemler, hicrana düşen yürek, kanayıp duran vuslat, hayatı yoran, dürtükleyen sevda çoğalır; künyemize şivan, bahtımıza gurbet düşer. . .
Saat 01:00,eve yeni girdim.Tüm gece manasiz kelimelerle kurulu cümleler dinledim.
Hepimiz bir ucundan tutmaya çalışıp peşinde koşturuyoruz hayatın...Ama hayat bizi kovalıyor aslında, bizim elimize kocaman bir kayıp zaman kalıyor galiba...
Makinist olanca kuvveti ile sireni asılırken; istasyon şefi ise etrafı kolaçan ediyordu, hayat istasyonunda kalan yolcu var mı diye. Sonra ölüm hızıyla hareket etti tren…
Suçlamıştım onu, daha doğrusu suçluluk duygusuna itmiş, kısa süreli de olsa rahatlamıştım...
Günün 12 saatını hasta başında hastahane kapılarında nasıl geçirir insan, neler yapar, neler düşünür?
Atalarımız: “Yuvayı dişi kuş yapar” demiş.
Ne doğru bir söz…
Kadınlar aile kurumunun temelidir.
Aslında kadınla erkek,bir elmanın iki eşit parçasından başka bir şey değildir.
İkisi bir araya gelerek bir bütün
Daha sonra bu hoş sesli genci unutmaya çabalayarak , sıkıntının ortasında gelen bu tesadüfe anlamlar yüklemek isteyerek ve fakat şu yaşadığı yıllar boyunca asla bu tarz sevimli tesadüflerin kendisine çatmadığını hatırlayarak işine devam etmiş.
Ahmet Ümit