Yatılı Okula Alışmaya Başlıyorum
Yatılı okula alışmama yardımcı olan arkadaşlarımdan biri Ayseldi, diğeri Nurşen.
"Tanrılar bizi güldürmek için var, tıpkı okuyucular gibi. Ama en azından tanrılar bazen susar." - Terry Pratchett"
"Tanrılar bizi güldürmek için var, tıpkı okuyucular gibi. Ama en azından tanrılar bazen susar." - Terry Pratchett"
Yatılı okula alışmama yardımcı olan arkadaşlarımdan biri Ayseldi, diğeri Nurşen.
Hatıra veya anı. Objelerin, seslerin ve renklerin aklımda uyandırdığı intiba. Diyalog gibi kendimle konuşmalarım ve hesaplaşmam. Zamana karşı ne yapmalıyım neden yapmalıyım?
Baban kahveden dönerken bize leblebi alırdı. Her akşam korku dolu masallar, her akşam korkudan fal taşı gibi açılmış gözler, her akşam leblebi, kuru üzüm ve badem. Boş kozalaklar yanardı teneke sobada. Her akşam kötü kalpli cadı öldüğünde gece biterdi
Bazen hiç düşünmeden yaptığımız küçük bir yardım girişimi, karşılıksız uzatabildiğimiz ellerimiz nice canların kurtulmasına, yaralı ve çaresiz yüreklere umut tohumlarının serpilmesine, hayata büyük bir şevk ve inançla sarılmalara vesile olmaktadır...
'Yıllar geçmiş, hissettirmeden, sinsice kayıp gitmişler..' Olur ya bazen bu duygu fena yakar içini, yatağın soğukluğu acıtır ya canını hani, işte öyle bir gece yine....
Üçüncü hafta hava genelde boz bulanık. Ne yapılır ki bu havada evde oturup uyku modundan başka? Yine böyle bir günde pazara gidiyorum ama yok artık kesmiyor “en iyisi yeni yerler keşfedeyim” diyerek başlıyorum bilmediğim sokakları arşınlamaya. Ben sokaklarda dolaşırken sanırım yağmur beni kıskanıyor yada yalnız olmama gönlü razı
Okumanın yeri ve zamanı olduğunu düşünmüyorum.Okumak isteyen herkes şartlarını yaratır, bahaneleri yoktur okumamak için.Bir kitabı bir günde okumak şart değildir zaten, mühim olan birşey okumaya çalışmak.Sonu ne zaman gelse de...
Sorun değil , başlandı mı biter zaten...
"... Fotoğrafı çeken kişinin bakış açısı ve karar anının yanında, o fotoğrafa sosyal bilimlerle ve özellikle yazı bilimi ile, anlam kazandırmak, fotoğrafın daha kolay, başka izleyenlere ulaşmasını sağlar. Fotoğraf ne kadar güçlü olursa olsun, o fotoğrafın alt yazısında, bir takım kelimelere ihtiyaç duyulur...."
Kırık tahtındaki Efendi' nin, hakimiyetindeki katibe tutturduğu bir güncedir bu.
1986-1987 Öğretim Yılıydı. Mudurnu’nun Karataş Köyü İlkokulu’nda öğretmendim. Yalnız çalışıyordum. Beş sınıfı birden okutuyordum. Yalnız çalışmak biraz sıkıcıydı, yorucuydu. Yorucu olmasından pek şikâyetim yoktu da, yalnızlıktan bunal
Absürtlüğün en uç sınırlarında gezen hikâyelerini dinleyerek büyüdük. Absürt bir mevzuyu, günlük yaşamın sıradan bir olayıymış gibi sunabilmek ve dinleyenleri gözlerinden yaşlar gelecek kadar güldürmeyi becerebilmek bir ustalık emaresi değil midir?
Bir güz akşamı başladı sevdamız. Anlam veremediğim bir duygu seline bırakıp kendimi, öylece yüreğimin sana doğru akmasına izin verdim.
Seni özledim İstanbul ! Çocukluğumun ağırlığıyla özledim seni. Dedemle birlikte Beşiktaş iskelesinden o koca vapurlarına binip Kadıköy' e gitmelerimizi özledim en çok. Ah, İstanbul ! Hatırlıyor musun o vapur yolculuklarını ? Denizinin kokusunu, rengini, adını bilmediğim geveze beyaz kuşlarını,o koca vapurlarını, yine o koca vapurlarının sanki insanı içine
Varlığımdan haberdardın ama sadece o kadar, çünkü haberdar olmadığın daha önemli şeyler vardı; mesela sana olan sevgim.
Yutkundu, yanıt vermek ne kadar zordu, aslında ağlamak istiyordu ama akıtamazdı yaşlarını
erkek adam ağlamazdı hele asker adam hiç ağlamazdı....
Yüzünde acı bir gülümseme belirdi, kısık bir sesle
“ bugün benim doğum günüm” diyebildi....