Kelimeler: Dahi
Mutluluk dehadan daha fazla sahip olunmak istenecek bir şeydir. Ve mutluluk bazen cehalettedir.
"Yazıyorum, öyleyse varım. Ya da o kadar çok yazıyorum ki, var olmasam kimse fark etmezdi." — Dorothy Parker"
"Yazıyorum, öyleyse varım. Ya da o kadar çok yazıyorum ki, var olmasam kimse fark etmezdi." — Dorothy Parker"
Mutluluk dehadan daha fazla sahip olunmak istenecek bir şeydir. Ve mutluluk bazen cehalettedir.
Bir kar tanesiyim ben, hiç özel olmayan. Sadece tüm taneler kadar beyaz, köşeli ve soğuk...
Geçenlerde siyasetin nabzının attığı yerde, Türkiye’nin ikinci büyük şehrinde, bozkırın ortasındaki cennette, yani Ankara’daydım. Ankara; yetişme çağındaki genç bir kız misali ne kadar da büyümüş, gelişmiş, serpilmiş... 13 Ekim 1923’te başkent olan Ankara’nın o zamanki nüfusu yirmi bin civarındaydı. Bugün bir metropol haline gelen Ankara, o zamanlar adeta
Trabzon’un küçük ve denizden ayrı düşmüş bir ilçesi olan Köprübaşı’nın Gündoğan Köyü’nde dünyaya geldim. Beş kardeşin en küçüğüyüm. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım köyümde geçti. İlkokulu Güneşli Köyü’nde, orta ve liseyi Köprübaşı Lisesi’nde okudum. Karadeniz coğrafyasının dik yamaçlarından ve fındıklıklardan yürüyerek sabah akşam gider gelirdik okula. Gidiş geliş
"Bunlar da pişti nine!...Ben soymaya başlıyorum hadi sen dünkü masalın devamını düşün..."
Hayatımın en doyumsuz anlarıydı onlar. Bir tabak kızarmış, soyulmuş kestane ve ninem...
Yazabildiklerim; yazamadıklarım ve yazamayacaklarımın yanında o kadar az ki... Cüce gibi görünüyor dev acımın yanındaki kelimeler...Ne anlatsam, ne söylesem boş... Güneşlerin doğduğu evrende seninle kavuşmaya dair umutlarım gri lekelerle dolu, loş... Rahat uyu canözüm annem, hayat katanım, ömrünü adayanım...Elle tutulur, gözle görülür olmasa da; kızının yüreğinde capcanlı yaşıyorsun
Kişi, çevresindeki insanların her birinin hoşnutluğu için ayrı çaba harcar. Değişik zevklere sahip insanlardaki uyumsuzluklar ve farklılıklar binlercedir. Kısacası, ‘insan için yaşayan’ kişi, aslında yüzlerce insan için yaşar.
Sen minnacık bir şeydin. Küçücük çıtı pıtı… Konuşmaya başladığımızda boyundan büyük laflar kuşanmış olurdun. Ama çok sevimliydin. Bende bir civcivi okşamaya duyulan o içsel tepkiyi tetikleyen bir yanın vardı.
Zaman kendini kucaklamış yitirdiklerinin tesellisini kendinde arıyordu yine.
Saatler saklambaç oyunlarından geri kalmıyor körebe oyunlarından da ileri gidemiyordu bir türlü.
Dönüp dolaşıp bahçelere aynı yağmurları yağdırıyordu sonbahar ve çatılardan düşmeyen kar sıkı sıkı bağlanıyordu yine kendi saçının beyazına.
Benim gibi her duyguyu ya da algıyı bir koku, bir nota ya da bir renkle kodlama merakı olanlar bilirler. Her mevsimin bir rengi, bir kokusu ve ritmi vardır. O koku, renk ve ritm mevsimin ruhunu tanımlar. Ve o ruh insanı kendi doğasına uygun sarıp sarmalar.
İnsanlık tarihinin evrensel sorusu: Belirsizlikte nasıl seçim yapmalıyız? Meslek, yaşam yeri ve hayat ortağı seçimleri gibi kritik kararlar her çağda farklı yöntemlerle ele alınmıştır. Eskiden tanrılardan medet uman insanoğlu, bugün istatistiksel modellere başvuruyor. Tercih danışmanlığının özü değişmese de, insanın geleceği tahmin etme biçimi köklü bir dönüşüm geçirmiştir.
Aylardan temmuz. Ben artık büyüdüm. Hayata bakarak, seni yaşayarak büyüdüm. Ben büyüdüm...