Aylardan Temmuz...
Aylardan temmuz. Ben artık büyüdüm. Hayata bakarak, seni yaşayarak büyüdüm. Ben büyüdüm...
"Yazmak, aslında, 'Ben burada oturdum ve düşündüm' demenin en pahalı yoludur." – Woody Allen (kurgusal alıntı)"
"Yazmak, aslında, 'Ben burada oturdum ve düşündüm' demenin en pahalı yoludur." – Woody Allen (kurgusal alıntı)"
Aylardan temmuz. Ben artık büyüdüm. Hayata bakarak, seni yaşayarak büyüdüm. Ben büyüdüm...
Yazabildiklerim; yazamadıklarım ve yazamayacaklarımın yanında o kadar az ki... Cüce gibi görünüyor dev acımın yanındaki kelimeler...Ne anlatsam, ne söylesem boş... Güneşlerin doğduğu evrende seninle kavuşmaya dair umutlarım gri lekelerle dolu, loş... Rahat uyu canözüm annem, hayat katanım, ömrünü adayanım...Elle tutulur, gözle görülür olmasa da; kızının yüreğinde capcanlı yaşıyorsun
Ölüm şimdi bir beyaz melek, gözümün görmediği diyarlarda uçan,
Sen, son bir kez bile martıların kanatlarında can bulamayacak olan…
Nerde yanlış yaptı dünya? Ne zaman saptın sen bir ezberin yaşandığı sokağa? Yoksa aslında doğduğun sokak mıydı orası?
Kişi, çevresindeki insanların her birinin hoşnutluğu için ayrı çaba harcar. Değişik zevklere sahip insanlardaki uyumsuzluklar ve farklılıklar binlercedir. Kısacası, ‘insan için yaşayan’ kişi, aslında yüzlerce insan için yaşar.
Ey benim yavru kuşum, sarışın göçmen kuşum, çocukluğumun annesi, şimdi burada yapraklar düşecek yine, kuşlar terk edecek, yaz bitecek, ve her şey olduğu gibi yaşanacak beklemesen de. öperim gözlerinden, hoşçakal.
Garip bir sevinç dalgası yükselip dururken içimde, hayatımdaki üç erkeğe de şükrediyorum.
Şehirlerin de kapıları vardır, hanelerin de ,mahpushanelerin de . Kiminin yüzüne kapanır kapılar, kiminin üstüne. Yıllar geçer açılması için bir daha. Kapılar vardır eşikleri kutlu. O kapıdan içeriye adım atabilenlere ne mutlu…
Insan dogasi geregi kole degildir ve gozleri ne kadar sacma sapan secimlerle uyusturulursa uyusturulsun illa ki birisi gelir ve bazi seylere kafa tutar... Sonu hos olmasa da... Yine de deger.
İçimizde dopdolu bir yaşam özlemi, bir yanımızda hapsolmuş duygular, prangalı ayaklarımızla mutluluğa koşarız ecel kulağımıza hadi gidiyoruz diye fısıldayıncaya kadar…
Ne bulutlar, ne de kuytular engelleyemiyor, “gün başlıyor” diyerek doğudan yükselip, aydınlatmasını.
Umudunu kağıttan bir uçak yapıp da göğe savurmak da var küçüğüm. Aslına bakarsan bu ülke hayallerinin süzülüp de, özgürce dolaşan sınırlarını her bir gün yitiriyor. Daha bir nasırlı annemim elleri, daha bir hüzünlü bakıyorsun kente ve daha bir yorgun bedenin...
...Her öğrendiğimiz düşünce sürecinde;bir adım daha atmışızdır sonsuzluğun ilahi zenginliğine.Ve etrafımızdaki sınırları biraz daha güçlendirmişizdir düşüncelerimizle...
İmtihan gereklidir; insan bir şeyleri aşmalıdır ki Allah’ın huzuruna arınmış olarak çıkabilsin. Belalar yağmur gibidir; yağan her yağmurla mümin daha arınır. Yaşanan hiçbir bela kalıcı ve sonsuz değildir. Samimi mümin, Rabb’i için sabreder; teslimiyetle, tevekkülle, yine O’nun yardımını bekler.
Neyse… Öyykkk görüntülü pijamalarım ile geçtim oğlumun karşısına, Anne!!!!!
Aaaa… Bak, bir de bu çantayı aldım kuzucuğum, yalnızca beş liraya…
Anne!... Torun mu istiyorsun, onu söyle!...
Hani geçenlerde de almıştın ya ayaklarım ağrıyor diye anneanne-babaanne ayakkabısı! (Ortopedik demek istiyor)!...
Bir
Sahi başlık bir masal giriş cümlesiydi değil mi? Binlerce yıldır, milyonlarca kez tekrarlanan ve her defasında ilgiyle ,zevkle dinlenilen masalların girizgâhı.