Teninden Aşağıya Kayıp Gider Hayat
Kepenklerim henüz aralık, kapanma saatime fazla vakit yok, burnumdan kıl aldırmıyorum, hırslarım yenilgimin verdiği sarhoşlukla zafer çığlıkları atıyor, ben; kendimi bilmez haldeyim
"Her roman, yazarın kendi cehenneminden bir dilimdir, okur ise o dilimi keyifle yiyen bir iblis." - Stephen King"
"Her roman, yazarın kendi cehenneminden bir dilimdir, okur ise o dilimi keyifle yiyen bir iblis." - Stephen King"
Kepenklerim henüz aralık, kapanma saatime fazla vakit yok, burnumdan kıl aldırmıyorum, hırslarım yenilgimin verdiği sarhoşlukla zafer çığlıkları atıyor, ben; kendimi bilmez haldeyim
Babamı ilk kez, bana getirdiği haşlanmış tavuktan tanıdım. Fabrikada çalışırken, ona verilen öğle yemeklerini bir kenara koyar, akşam olunca bize getirirdi. O mert adamdı. Açlığa dayanırdı, yemediklerini biz yiyelim diye... Elinde yaz helvası, biraz haşlanmış tavuk ve bir kutu gazozla evden girdiğinde bayram sanır kollarına atılır, sonra da
Mutluluk ve dram, insanlık tarihi ile var olan, birbirine zıt iki eylemdir.
İnsanlık var oldukça da bu ikili, insanlığın hayatında var olmaya devam edecektir. Çünkü âdemoğlu bu iki karakteri de yaşayabilecek bir surette yaratılmıştır.
Hani biri gelecekmiş gibi, o pencereden bu pencereye telaş içinde koşuşturmalar içindedir insan Gözleri, aşağıdaki yokuşu arşınlar sürekli. İstem dışı bir tike uğramış gibi ayakları koşuşturup durur devasa evin kendisine dar gelen odalarında. Kulaklar kapıya dayanmış, bir tık sesinin yoğun özlemindedir. Saniyeler zamanı örerken, hep aynı kelime desenlenir
Her zaman mutlu olalım, hep mutlu olalım...
Peki ya olabilir mi böyle bir şey?
Belki birbirimize biraz yardım edersek olabilir.Hayatta mutlu olmak için birçok neden var.Onları bulmalıyız.
Kaseti çevirdikten sonra da “play” düğmesine basıyorum. Çevirdiğim yüzdeki ilk şarkı başlamadan içime derin bir heyecan doluveriyor. Kaset dönmeye başlıyor. Ardından hışırtılı bir gürültü... Üç ya da dört saniye süren bu “şarkı öncesi hışırtı” beni adeta mest ediyor.
Yalan üstüne yalan söyleyenlere çok kızarım. Fakat çok geçmeden onları hoşgörürüm sonra da unuturum. Ne de olsa bu bir karakter işi, yapı işi. Bir kere girmişse kanına çıkması zordur.
Hayatın durduğu inancına kapılır ya herkes bazen, ne mükemmeldir yaşamak o anda… Tam dünyanın durduğu zamanlarda, attığın simitle karnını doyurması bir martının… İşte yaşam bu kadar somut ve yalın aslında...
Bir de şu kan düşmeseydi yeryüzüne bu bayramda...Bir de ağlamasaydı çocukları savaşın ne güzel olurdu...Bir de şehit evi sızılar dillenmeseydi ana yüreklerinde...
bir umudu olmalı insanın... yaşama tutunmasını sağlayacak bir hâyâli ve cesareti. umut etmesini, hâyâl kurmasını sağlayacak bir cesareti... bu üç kelimeyle her şeyi değiştirmeli/ değiştirebilmeli insan. kendini, hayatını, hayatı, çevreyi, evreni.
Sen dikili çiçeklerin esiri, ne bilirsin ki ezilen toprakta bir çiçeği yeşertmeyi… Sen çıkmaz yolların adamı...
kimse demedi ki bana zamanında; “umut etmek ile elde etmek farklı şeyler” diye…
İçine kapanık ve depresyon sınırlarında gezilen bir vakitte, kendini ortaya atıvermiş bir yazı...
ilk defa yazdığım kalem çiçek oldu,yazılan narin bir yaprak...
sen küçük gözlerle bakılan büyük bakışlar...
sen koca bir gülüş...
‘Anı yaşama’yı hayat felsefesi haline getirmiş olan insanlar, Rabb’imizin ibret olması için yarattığı görüntülere karşı duyarsızdırlar ve adeta at gözlüğü takmışcasına sadece baktıkları yeri görebilirler. Kendilerine ait olan küçücük bir dünyaları vardır. Şahit oldukları olaylar, onlar için ders çıkarılması gereken uyarılar değil, ‘yaşamın cilveleri’dir.
Yalnizlik İsteyenler İçi̇n Yalnizliktan Bikmiş Bi̇r İnsanin İsyani...
Şermin Yaşar