Hayat
Hayat, her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir
"Gelecek, şimdiki zamandan ödünç alınan bir borçtur; faizi ise pişmanlıktır." – Franz Kafka"
"Gelecek, şimdiki zamandan ödünç alınan bir borçtur; faizi ise pişmanlıktır." – Franz Kafka"
Hayat, her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir
Yaşam, gergefine işlediği manaları önce kendi teyelleyip toparlayan sonra yine kendi söken bir garip masallar silsilesi… Yaşam, kınında muamma taşıyan şeffaf sancı…
Selanik 1881,
Ahşap konakta genç çiftlerin Mustafa adında bir yavruları hayata merhaba der.
Ahşap konak ve sakinleri mutludur; tâ ki, Mustafa 6-7 yaşlarına gelip babasını ebedi âleme uğurlayıp çiftlikte karga kovalayıncaya kadar.
İlk keşif matematik öğretmeni ile başlar: Mustafa zekidir, çalışkandır, başarılıdır.
İnsanlık tarihinin evrensel sorusu: Belirsizlikte nasıl seçim yapmalıyız? Meslek, yaşam yeri ve hayat ortağı seçimleri gibi kritik kararlar her çağda farklı yöntemlerle ele alınmıştır. Eskiden tanrılardan medet uman insanoğlu, bugün istatistiksel modellere başvuruyor. Tercih danışmanlığının özü değişmese de, insanın geleceği tahmin etme biçimi köklü bir dönüşüm geçirmiştir.
Eski çağlarda, hemen bütün toplumlarda kadının hiçbir hak ve değere sahip olmadığı yaygın bir görüştür. Eski Çinlilerde kadın, kocasının kölesi sayılırdı. Kocası ve çocuklarıyla birlikte yemeğe oturamazdı; Ayakta durur, onlara hizmet ederdi. Mısırda başlangıçta kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip idiyseler de bu fazla uzun sürmemiş, Firavunun emriyle yine
İçleri geçmiş onların. Ruh kavramını unutmuşlar. Hayatın hiç bir anından zevk alamayan ölümün onu almasını bekleyen zavallılar!
Herkesin hikayesi kendi kalbinde gizlenmiştir ancak. Deşsen de ulaşamazsın, çıkarıp ortaya sayfa sayfa okuyamazsın
sonbahar günleri birbirini kovalar fakat bana gelince bir orduya dönüşüp savaş açıyorlar
Her yerde ve her şeydeydi yokluğun. En çokta iç cebimdeydi. Çıkarıp kokladım. Gelincik tarlalarından dokundun saçlarıma. Ayçiçeklerinin sana bakan yüzüne açtım gözlerimi. Ülkenin taşından ve toprağından diktiğin perdemi yüzüme araladın.
Bunları neden mi istiyorum…
Bir çocuğun kendi sessizliğinde büyük olmayı öğrenmesi ve büyüdüğünde yalnızlığı oynaması kadar anlaşılmaz bir durumu anlatabilmekti belki de...
Yaşıyoruz; eğitilip, doğmadan sicilimize yazılan borcu ödemek için çalışıyoruz. Kimi zaman sorgusuz sualsiz, kimi zaman isyan.
Fakat, borçlarımızla da olsa, yaşıyoruz.
Gerçeğin peşinden koşmaya başladığımız bu zaman diliminden itibaren, yaşam bizim kendi hissettiğimiz, düşündüğümüz ve hayaller kurduğumuz bir mevkie dönüşmüştür. Daha fazla olmasını istediğimiz gibi davranmışızdır. Hayatın gerek ve gereçleri toplumsal bir yaşam biçiminde geliştikçe ve hatta ilerledikçe teknoloji kendi yaşam alanımıza girerek düşündüğümüz, istediğimiz, hayal ettiğimiz ve peşinden
Yine aynı başlangıç cümleleri dökülüyor dilimden. Yine nasıl başlayacağımı bilmiyorum ve yine soruyorum “nereden başlamalıyım?”. Her başlangıç neden bu kadar zor olur ki?
Hacı Ragıp’ın bahçe duvarından kocaman ağacın dallarının yarısı sokağa sarkardı. O her zaman evin alt katındaki küçücük odada yaşar, pencerenin demir parmaklığı arasından sürekli sokağı gözetlerdi. Dünya ile fazla derdi yoktu. Ama çocuklar eriğin dallarına uzanmayacaktı. Onun tabiriyle “ sokağın piçleri.” Hiç rahat durmazlar dı ki…
Gece otobüsünde, uzun yolda eski bir şarkı çalarken, ölümsüzlük üzerine derin bir düşünce: Unutulmamak, nefes almaktan daha önemli. Herkes bir şeyler "olmaya" çalışırken, geride ne bırakacağını düşünmüyor. Oysa hayatın gerçek anlamı belki de budur - ölümden sonra bile hatırlanacak bir iz bırakmak. Çünkü bazıları gerçekten ölmez.
Otobüs garajlarında vedalaşmalar, tekrar tekrar sarılmalar, hareket eden arabanın arkasından el sallayarak koşturmaları hiçbir zaman sevmedim. Bu tür davranışları her zaman birini uğurlamaktan çok, duygusallığı eylemlerle abartılmış eziyetler seremonisi olarak algılamışımdır. Otobüs terminalleri ve tren istasyonlarını bu yüzden hiç sevmemişimdir
Hayvan sevmeyen insan sevemez diye bir söz vardır. Ancak hayvan sevmek adına, hayvanlara eziyet çektirmiyormuyuz acaba ? Empati denilen olguyu hayvan sevgisi için neden kullanmıyoruz ? İşte bu düşünceler ışığinda, farklı bir bakış açısı ile, hayvan sevgisini irdelemeye çalıştım
Melisa Kesmez