Yavan Muhabbetler 2
Seninle ne zamandır görüşemedik. Ay, yüzünü gören cennetlik ayol. Sıcak sohbetlerini özledim vallahi. Kütüphane bahçesine gelsene akşamları, laflarız işte ne güzel…”
"Yazıyorum, öyleyse varım. Ya da o kadar çok yazıyorum ki, var olmasam kimse fark etmezdi." — Dorothy Parker"
"Yazıyorum, öyleyse varım. Ya da o kadar çok yazıyorum ki, var olmasam kimse fark etmezdi." — Dorothy Parker"
Seninle ne zamandır görüşemedik. Ay, yüzünü gören cennetlik ayol. Sıcak sohbetlerini özledim vallahi. Kütüphane bahçesine gelsene akşamları, laflarız işte ne güzel…”
Herkes bir şehri sevebilmeli bence, hem de deliler gibi.Sevdiği şehrin Kaldırım taşlarını sayabilmeli tek ve tek. Hangi mevsim endoyurucu nerede yaşanır...
Buradan herkes mutlu, herkes kaygısız… Bense, bilinmeyen bir meçhule yolculukta, biraz korku dolu, biraz endişe…
Hangi coğrafyadaki basına bakarsanız bakın tüm haber içeriğinin oldukça önemli bir kısmı şu kıta ötesi devletin tasallutu altında. Kamuoyunun bunca ilgisini üzerinde toplamak adına ne yapılmış? Ensemize tokat ha indi ha inecek kaygısı mıdır kitleleri yönlendiren şey?.Öyle ise durum vahim be kardeşim! Sakın bu bir algılama problemi olmasın?
Fantastik ve dengesiz bir çağın içindeyiz.
Muhafazakarlıkla birlikte batıl inançların, Hayri poturların, Selenaların, bez bebeklerin, büyücülerin, cadıların, vampirlerin, zombilerin arttığı/arttırıldığı, sürekli beslendiği bir çağ bu..
Aklın, gerçeğin yerini hayalin, inancın aldığı bir çağ…
Sanırım bu yüzden hiç hayallerim olmadı benim. Belki bu yüzden yeni günden hiçbir şey beklemedim, bu yüzden yarına ait düşler kuramadım, ya da belki bu yüzden, hiç hayal kırıklığı yaşamadım ve yine belki bu yüzden, yaşadığım her şeyi olağan karşıladım.
Bu yüzden, bazen bir avuç kuru
Kişilik, bizim değişken, çelişkili yönümüzü yansıtır. Dış özentinin pençesinden sıyrılamamanın çaresizliğini yaşar. Bir amaç doğrultusunda hareket etmeyen, daha çok amaç-gayeye giden yolu kesen, yolu tıkayan arzular yığınının merkezidir. Kendimizle, toplumla, doğayla barışık yaşamamanın nedenidir. Temeli, tüketici ve geçici beklentilerden oluşmuştur. Fırtınaya tutulmuş gemi misali oradan oraya savrulur, her
Unutma !... Çizdiğin her resim, sendeki çığlığı sana taşıyacak bir devinimin kınında umut saklı kılıcın gücü ve keskinliğindeki özeti olacak…
Dışarı çıkıp bu soğukta biraz yürümenin bir faydası olur belki diye düşünüyorum. Ama gece saat 01.30 cesaretim var mı? Hayır! Tabii ki hayır, çıkmam imkânsız.
Seni terk etme vakti geldiğinde
Valizim çok hafif olacak
Sadece Üstümdeki elbiseler
Şiirlerim bende kalacak
Bu mektubu yazdığımda yeni yuvana yola çıkmıştın... Yanına geldiğimde kulağına fısıldayacaktım yazdıklarımı, ama sen beni bekleyemeden uçup gittin. Mektubun sonunda da söylediğim gibi, gittiğin yerde mutlu ol, melekler okşasın başını...
Bu hafta hiç yazmak gelmedi içimden. Belki sıcaklar, belki biraz bezginlik, belki son günlerde yaşadıklarım. Yorgundum. Ama bugün ilk defa midemde koca bir yumrukla uyanmadığım için bir şeyler yazayım dedim. Bir sürü konu yazılmayı bekliyor, ama ben konsa
insanın kendine yüklediği, mutsuzluğum ben.tüm umutların kırılıp döküldüğü noktayım.
hissizliğiyim bir sevgilinin.nefretiyim.
aslında benliğiyim, kendimden öte.
Çoğunluğa uyduğumuz zaman, bizde görevimizi yapmanın rahatlığı içerisine gireriz. Çünkü çevre tarafından onaylanırız, çevre ne der korkusu ortadan kalkmıştır artık. İnanmadığımız, içimizden gelmediği halde, sırf etraf ne der korkusuyla yaşamımızı sürdürüyorsak, kişiliğimizden, özgürlüğümüzden bahsetmek ne derece doğru olabilir.
...Her öğrendiğimiz düşünce sürecinde;bir adım daha atmışızdır sonsuzluğun ilahi zenginliğine.Ve etrafımızdaki sınırları biraz daha güçlendirmişizdir düşüncelerimizle...
Ölümü yitirmek... Uzayda yüzen sınırsızlıklarla sınırlandırılmış özgür ruh... Yaşam, ölümün perdesiydi yürekteki gizli bahçede. Seslerse bu bahçenin bekçileri...
Nuray Şerifoğlu
İmtihan gereklidir; insan bir şeyleri aşmalıdır ki Allah’ın huzuruna arınmış olarak çıkabilsin. Belalar yağmur gibidir; yağan her yağmurla mümin daha arınır. Yaşanan hiçbir bela kalıcı ve sonsuz değildir. Samimi mümin, Rabb’i için sabreder; teslimiyetle, tevekkülle, yine O’nun yardımını bekler.
Babamı ilk kez, bana getirdiği haşlanmış tavuktan tanıdım. Fabrikada çalışırken, ona verilen öğle yemeklerini bir kenara koyar, akşam olunca bize getirirdi. O mert adamdı. Açlığa dayanırdı, yemediklerini biz yiyelim diye... Elinde yaz helvası, biraz haşlanmış tavuk ve bir kutu gazozla evden girdiğinde bayram sanır kollarına atılır, sonra da
Picasso'nun sözünden ilhamla, hayatın özünü sorgulayan düşündürücü bir metin. Gerçek hediyelerin illa parlak olmadığını, çoğu zaman acılarımızda gizlendiğini anlatıyor. Yeteneklerimizi keşfetmenin ve paylaşmanın zorluğunu, ancak verdikçe çoğaldığını vurguluyor. Hayatın "Ne verdin?" sorusunda saklı olduğunu ve bazı insanların, taşıdıkları derinlik nedeniyle geç açtığını hatırlatıyor. Sabır ve kendini keşif yolculuğuna
Allah kolayın en kolayını bize nimet olarak vermiştir; samimi olmayı. Ve gerçek anlamda samimi inananlar kurtuluş bulacaklardır. Samimi olan insana, Allah ne yapacağını, nasıl davranması gerektiğini zaten ilham edecektir. Rabbimiz sonsuz rahmetiyle imkanları insanların önüne getirmektedir.