Kelimeler: Beklenti
Bu iki düşünce arasındaki fark, sadece iki düşünce arasındaki fark, kendi evinizde birkaç yıl daha erken ya da birkaç yıl daha geç oturmanızı sağlayabilir.
"Hikâyeler, hayatın taşınabilir yurdudur. — Jeanette Winterson"
"Hikâyeler, hayatın taşınabilir yurdudur. — Jeanette Winterson"
Bu iki düşünce arasındaki fark, sadece iki düşünce arasındaki fark, kendi evinizde birkaç yıl daha erken ya da birkaç yıl daha geç oturmanızı sağlayabilir.
O sevdaya değdikçe,
içim titrerdi eskileri deştikçe..
Ne çok yıpratmışlardı O nu,
ne çok kırmışlardı
o kocaman yüreği...
Yeni arkadaşlarımız pek tanımayacaklardır muhtemelen ancak bir dönemler pek çok yazımı burada paylaşmış, sizlerden de çok güzel destekler almıştım
O köprüde bir başkalık vardı diye ağlıyor yaşlı adam. O köprüde bir başkalık vardı, bu benim Mostar’ım değil! Teselli sözcükleri aramak içimden gelmiyor. Çünkü biliyorum ki karşımdakinin acısının üzerinde her teselli sözcüğü eğreti duracak. Yeri doldurulamayacak bir çok şeyini yitirmiş, vakarı acısıyla bütünleşmiş, sarsılmış ama yıkılmamış bir çınar
Belki acı adını verdiğimiz o zenginliklerimiz olmasa biz de kolay kırılan basit kabuklu tükenip giden midyeler olarak kalırız ve birkaç sert kayaya yapışır yosun tutar, okyanusa ya da yaradılışımıza direniriz yalnızca.
Daha fazla saklayamayacağım...
Artık açıklamam gerek sanırım...
Ben meyhaneci oluyorum.
Selçuk'taki taş evimin bahçesini ve ilk katını meyhaneye çeviriyorum.
"Ateşi ben bulursam nasıl kullanacaklarını da ben öğretirim. Kimse kötü kullanamaz."
Yalnizlik İsteyenler İçi̇n Yalnizliktan Bikmiş Bi̇r İnsanin İsyani...
Müziğin ruhunu yücelten, eksik taşları tamamlayan, hayattan evrene akış ayininin son mertebesidir DANS...
Kişilik, bizim değişken, çelişkili yönümüzü yansıtır. Dış özentinin pençesinden sıyrılamamanın çaresizliğini yaşar. Bir amaç doğrultusunda hareket etmeyen, daha çok amaç-gayeye giden yolu kesen, yolu tıkayan arzular yığınının merkezidir. Kendimizle, toplumla, doğayla barışık yaşamamanın nedenidir. Temeli, tüketici ve geçici beklentilerden oluşmuştur. Fırtınaya tutulmuş gemi misali oradan oraya savrulur, her
İnsanoğlu bu dünyada yapayalnız ve her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor, ilerliyor ve ilerledikçe daha da yalnızlaşıyor, yalnızlığına bir türlü çare bulamıyor.
Peki niçin? Bunun cevabı çok basit aslında; insanın yalnızlığını ancak diğer insanlar giderebilir ve insanlarlar her geçen gün birbirlerinden biraz daha kopuyor, maddeten kopmasalar
Çok sevimsiz bile olsa, onlarca kez yenilmek, sıkıntılara katlanmak, acılarımız azalsın diye zamanın belleğimizdeki anıları soldurmasını beklemek gerçeğin kendisidir. Ben, çok sevdiği annesini, babasını, kardeşini, eşini, arkadaşını, sevgilisini, işini ve
İçtenliği kullanılabilir aptallık olarak anlamaya uygun bunca düşünce şekilleri ile sarmalanmış yaşarken, derede ağustos güneşinde parıldayan çakıl taşları gibi olmaya çalışmak, ne zor.
Geçenlerde siyasetin nabzının attığı yerde, Türkiye’nin ikinci büyük şehrinde, bozkırın ortasındaki cennette, yani Ankara’daydım. Ankara; yetişme çağındaki genç bir kız misali ne kadar da büyümüş, gelişmiş, serpilmiş... 13 Ekim 1923’te başkent olan Ankara’nın o zamanki nüfusu yirmi bin civarındaydı. Bugün bir metropol haline gelen Ankara, o zamanlar adeta
Nasıl bir yerde ysşıyoruz dedim kızdım. 4,5 yaşındaki oğluma yaşanılabilir tek gezegenin mavi gezegen olduğunu anlatalı iki gün olmuştu daha. Bilim nerede şaşmıştı?
Suriye sınırında kaçırılan farklı milletten gazeteciler , yerim dar diyen kutup hayvanları...Bakkala gidip çöp konteynırında bulunan minik bedenler...sevdiği tarafından parçalarına ayrılan kadınlar ya