Alo Deyince Ne Oluyor Aslında
Adam sevgilisini ne kadar çok sevmiş ki bize her gün binlerce defa Alo Alo diye, adını tekrarlatıyor.
"Sözcükler, düşüncelerimizin giysileridir. — Samuel Johnson"
"Sözcükler, düşüncelerimizin giysileridir. — Samuel Johnson"
Adam sevgilisini ne kadar çok sevmiş ki bize her gün binlerce defa Alo Alo diye, adını tekrarlatıyor.
insanların kaldıramayacağı yükün altına girmekte ısrarcı olması ne kadar doğru?
Sabaha karşı tel örgü boyundaydım. Otlar çoktan kurumuştu. Toprak yürüdükçe tozuyordu. Önce tan yeri alacalandı. Ve yıldızlar söndü. Gökyüzü önce griye döndü. Sonra sarardı, açıldı İlk kuşlar göründü. İri kuşlar, kargalar, atmacalar, doğanlar Tel örgünün ardındaki kasaba hala uyuyordu. Güneşin ilk ışıkları evlerin taraçalarına düştü. Kerevetler hareketlendi. Beyaz
Yapayalnızsın! Dört duvar arası bir pencereli küçük bir odada. Kilitli kapılar ardındasın. Sen ve sana bakan duvarları seyredip ağlayacaksın. Uzaklardan, ta uzaktan kopup geldin. Ana, baba, sıla ve yardan ayrıldın. Artık garip bir kuşsun bu gurbet odasında. Kanadı kırılmış, mecali kalmamış yaralı bir kuş Bağrına gurbet adlı hançer
Tvde sinema kanallarını gezerken tesadüfen rastladım Heidi filmine..
Bizim çocukluk-gençlik dönemimizin çizgi filmini sinemaya uyarlanmış olarak
İzledim..
İzledim çünkü o filmlerde kalan ve artık ulaşılması hayal olan duyguları
ve mutlu sonları, o muazzam sevinçleri yeniden hatırlamak, onlara olan özlemlerimi
üzerimize almış olduğumuz sorumlulukları neden zamanında yerine getirmiyoruz?
Sahip olduğunuz en güzel enstrüman sözcüklerinizdir.
Sessiz kalmayı bilebilmek hımmm lara ihtiyaç duymamak,
Göğüs kafesinden güçlü ve derinden konuşabilmek,
Ses tonunun bahsettiğiniz işe uygunluğu,
Zamanın hüzne demirlediği bu güz günlerinde teselliyi çayın buğusunda buluyoruz. Naz kokulu haz perisini yudumlarken az da olsa hüznün sisi dağılıyor, biraz hafifliyoruz. Çayın renginde dinleniyor gözlerimiz. Hüznümüz nahifleşiyor yudumladığımız nazeninle.
Bir gün, küçük bir gerçek kalbine saplanıp dayanılmaz bir ağrıya dönüşür. O ağrı ki, tarifi zor, bedenin değil, ruhunda. Olan bitenin tek tanığı olursun.
Seslendiremediğin düşünceler aklının orta yerinde dönerken en nihayet kaderini kabullenirsin.
Hayatta kötü şeyler olur. Belki herkesin başına gelmez. Sadece senin
Buğu mu duman mı üstünde tüten.
Bir efsane adı dolanır durur.
Nazlı kuğu mudur hayalde yiten.
Leyla leyl renginde saçın savurur.
İ.K
Ruhunuzda fırtınalar koparken, o gecenin sessizliği az da olsa huzur verir insanın ruhunun derinliklerine... Hele bir de ince ince tatlı bir müzik, alır sizi götürür kim bilir nerelere... Ay dolunay olmuş ya da hilal, ne fark eder? Işığını salıyor ya hem dünyaya hem de ruhumuza...
Bir Carrefour hatırası tadında... Fakat çok daha fazlası var baktığında...
Bir kolayımız yok şu hayatta. Bu yüzdendir insanlığımdan iğrenmem...
Ah be, neler var, neler!.. Kış boyu pencereme serçelerin ziyareti. Bahar uyanışı. Zamansız çiçek açan ağaçlara kalp ağrısı yapan merhametim.
Biz, kışı da severiz; onun getirdiklerini de. Ama, kuşlar üşümesin, çocuklar üzülmesin asla. O zaman hayallerimiz de üşümez, bedenlerimiz de… Buğulu günlerimize bereket yağsın gökten. Sobamızın nefesi sıcak, çaydanlığımızın buğusu bol olsun…
Ankara, 29.12.2011 İ.K
Elimde bir tohum... Tarlam kıraç. Su çok uzakta. Gölgesine sığınacağım bir ağaç yok. Ben kendi gölgeme sığınıyorum. Elimde bir tohum var; başımda kızgın güneş... Avuçlarıma su verecek kimsem yok. Bir bulut görmese de gözlerim bir dere gibi bakıyorum. Yüreğim su gibi akıyor. Gönlümü serin tutmaya çalışıyorum. Küp küp