Küçük Evhamlarınızda Israrcı Olmayın
küçük evhamlarımız yüzünden kaybettiklerimizin farkında olmamak için ısrarcı olmak ne kadar doğru?
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
küçük evhamlarımız yüzünden kaybettiklerimizin farkında olmamak için ısrarcı olmak ne kadar doğru?
13 kişilik mülteci bir ailenin Fatihte yaşadığı 55 metrekare yarı bodrum; küflü, nemli bir dairenin içi gibi kafam
başımıza gelen, bir an olsun unutmamamız gereken olaylardan ders çıkarmaktan neden uzak kalmayı tercih ediyoruz?
Fikirler, kadük/kısır kalır mı
yahut kelimeler küser, senden kaçarlar mı ?
evet demek içimden gelmese de demek zorundayım.
Dijital kölelikten bahsediliyor,
son zamanlarda hepimizin ortak gündemi, tartışıyoruz..
insanoğlu, üzerinde nefes almakta olduğu hayattaki beklentilerinin karşılanmadığını düşünerek neleri görmezden geliyor?
Vaktiyle Sakaryaspor; kendisinin yıllar sonra en iyi seviyesindeyken, arkasını toparlayacak düzgün bir kaleciyi bir türlü bulamadı... Niye? Kalecileri hep falsoydu... Kah bilekleri burkuluyor, kah topa vurdukları için sakatlanıyor, kah ise inatları inat olduğundan, beş golü dahi kalelerine almaktan çekinmiyorlardı.
Önceki yazımda sınırsızlık kavramından bahsetmiştim. Bunu sonsuzluk kavramı ile eşanlamlı kullanmıştım. Ama üzerinde biraz düşününce ve eski bir kitabı tekrar okuyunca farkettimki aynı şey değiller.
Büyümeyi önlemek mümkün değil ve büyüyen yalnızlıklarımızı
Büyüdükçe yalnızlaşıyor insan.
Aslında kendine dönüyor, aynaya bakmaksızın kendini görmeye çalışıyor kendi içinde.
Kendisini aramaya ve bulmaya yöneliyor.
Yoğun bir arayış bu.
...Aslında anlatmak istediğim, insan söz konusuysa deneylerin çok işe yarayacağını düşünmek gerçekçi değil....
Elimiz kalem tuttuğu, ocağımızda çaydanlığımız kaynadığı sürece bu alışkanlık terk etmez bizi. Çayımızı yudumlamaya, çay suyundaki gizemi izah etme-
ye çalışırız.
Şimdi çaresizlikler içindeyiz ikimiz de. Ne onun hali var bir selam vermeye ne de benim Orhan Velinin dediği gibi: anlatamıyoruz. Ne o suskunluğunun nedenini anlatabiliyor ne de ben
Buğu bardakla çayın bestesidir; ama kulağa değil göze ve gönle hitap eden beste. O bestenin nağmeleri demliğin sinesinden bardağa süzülür, bardaktan iklimimize yayılır. Biz o besteyi dinlemez seyrederiz. Verdiği hazzı da gönlümüzde hissederiz, içimiz aydınlanır sükunete ereriz.
Ayak kelimesini duyduğunuzda aklınıza ne geliyor?
800 kişinin katıldığı bir araştırmada katılımcıların %86sı akıllarına ilk olarak el, ayak parmağı, bacak sözcüklerinin geldiğini ifade etmiş. Diğer yandan 800 kişiden sadece birer kişi kar, şapka, köpek, fizik sözcüklerini düşünmüş. Yani bu kişilere ayak sözcüğü fizik, kar, şapka sözcüklerini
Zamanın hüzne demirlediği bu güz günlerinde teselliyi çayın buğusunda buluyoruz. Naz kokulu haz perisini yudumlarken az da olsa hüznün sisi dağılıyor, biraz hafifliyoruz. Çayın renginde dinleniyor gözlerimiz. Hüznümüz nahifleşiyor yudumladığımız nazeninle.
Ben hep kendimce, kendi bildiğim salt yolda ilerledim Bu yolda haklı çıktım mı? Çıktım. Yine haksız çıkıp bu yolda bedeller ödedim mi? Ödedim. Sor bana pişman mıyım? Değilim tabi ki Niye? Ben öyle istedim, yaşadım, hissettim ve öğrendim.
Elimde bir tohum... Tarlam kıraç. Su çok uzakta. Gölgesine sığınacağım bir ağaç yok. Ben kendi gölgeme sığınıyorum. Elimde bir tohum var; başımda kızgın güneş... Avuçlarıma su verecek kimsem yok. Bir bulut görmese de gözlerim bir dere gibi bakıyorum. Yüreğim su gibi akıyor. Gönlümü serin tutmaya çalışıyorum. Küp küp