Beklentilerinizi Manasız Bakışlar Baltalamasın
insanoğlu, üzerinde nefes almakta olduğu hayattaki beklentilerinin karşılanmadığını düşünerek neleri görmezden geliyor?
"Gelecek, şimdiki zamandan çok da farklı değildir; sadece daha pahalıdır." - George Orwell"
"Gelecek, şimdiki zamandan çok da farklı değildir; sadece daha pahalıdır." - George Orwell"
insanoğlu, üzerinde nefes almakta olduğu hayattaki beklentilerinin karşılanmadığını düşünerek neleri görmezden geliyor?
Taş mı yumuşaktı pamuk mu sert? Domates mi mor, patlıcan mı kırmızı? Et mi kediyi yer, kedi mi eti? İçim dışım çalkantılı bir tekne, dalgaların ucunda. Yıldız kalaşlarına dönüp kusasım var.
küçük evhamlarımız yüzünden kaybettiklerimizin farkında olmamak için ısrarcı olmak ne kadar doğru?
Ayak kelimesini duyduğunuzda aklınıza ne geliyor?
800 kişinin katıldığı bir araştırmada katılımcıların %86sı akıllarına ilk olarak el, ayak parmağı, bacak sözcüklerinin geldiğini ifade etmiş. Diğer yandan 800 kişiden sadece birer kişi kar, şapka, köpek, fizik sözcüklerini düşünmüş. Yani bu kişilere ayak sözcüğü fizik, kar, şapka sözcüklerini
insanlara engel olmak yerine neden engellerin kaldırılması yolunda yürümeyi tercih etmiyoruz?
Adam sevgilisini ne kadar çok sevmiş ki bize her gün binlerce defa Alo Alo diye, adını tekrarlatıyor.
"Var mıyım? Ben dediğim ne? Gerçekte iradem var mı yoksa şartların zorunlu olarak kontrol ettiği organik bir makina mıyım? Olasılıklar rastgele meydana geliyorsa doğal olanın ahlakından bahsedilebilir mi?"
Bütün doğrular ve yanlışlar oldukları yerde duruyor. Onlara farklı anlamlar yükleyen, sürekli hareket hâlinde olan biz insanlarız kuşkusuz
Elimiz kalem tuttuğu, ocağımızda çaydanlığımız kaynadığı sürece bu alışkanlık terk etmez bizi. Çayımızı yudumlamaya, çay suyundaki gizemi izah etme-
ye çalışırız.
İnsanlığına yumruk yumruk dalar hayat. Canının acısını kader diye yutkunursun. Git yukarı, dön aşağı ömür denen değirmende öğütülürsün. Hadi oradan diye haykırsan da yine şüphen kendinden yana .
Filmlerde, dizilerde sergilenen insanlığa salya sümük ağlayıp inanırsın ya Sana ne desem, bilemedim ben. Tut ki dedim, seçen
Buğu bardakla çayın bestesidir; ama kulağa değil göze ve gönle hitap eden beste. O bestenin nağmeleri demliğin sinesinden bardağa süzülür, bardaktan iklimimize yayılır. Biz o besteyi dinlemez seyrederiz. Verdiği hazzı da gönlümüzde hissederiz, içimiz aydınlanır sükunete ereriz.
Sabaha karşı tel örgü boyundaydım. Otlar çoktan kurumuştu. Toprak yürüdükçe tozuyordu. Önce tan yeri alacalandı. Ve yıldızlar söndü. Gökyüzü önce griye döndü. Sonra sarardı, açıldı İlk kuşlar göründü. İri kuşlar, kargalar, atmacalar, doğanlar Tel örgünün ardındaki kasaba hala uyuyordu. Güneşin ilk ışıkları evlerin taraçalarına düştü. Kerevetler hareketlendi. Beyaz
Demliğin baş eğdiği billur tenli. İpek albeni yumağı çözer nazarlara. Her mevsim onun hatırına erguvan bakışlıdır. Mütevazı sofralarda boy gösteren cerendir o. Pırıl pırıl tebessümüyle cezp eder görenleri. Gümüş sahillerde salınan periler misali hayalleri süsler her dem.
Sahip olduğunuz en güzel enstrüman sözcüklerinizdir.
Sessiz kalmayı bilebilmek hımmm lara ihtiyaç duymamak,
Göğüs kafesinden güçlü ve derinden konuşabilmek,
Ses tonunun bahsettiğiniz işe uygunluğu,
Bir gün, küçük bir gerçek kalbine saplanıp dayanılmaz bir ağrıya dönüşür. O ağrı ki, tarifi zor, bedenin değil, ruhunda. Olan bitenin tek tanığı olursun.
Seslendiremediğin düşünceler aklının orta yerinde dönerken en nihayet kaderini kabullenirsin.
Hayatta kötü şeyler olur. Belki herkesin başına gelmez. Sadece senin
Elimde bir tohum... Tarlam kıraç. Su çok uzakta. Gölgesine sığınacağım bir ağaç yok. Ben kendi gölgeme sığınıyorum. Elimde bir tohum var; başımda kızgın güneş... Avuçlarıma su verecek kimsem yok. Bir bulut görmese de gözlerim bir dere gibi bakıyorum. Yüreğim su gibi akıyor. Gönlümü serin tutmaya çalışıyorum. Küp küp