İmza Günü ve Tanıtım Kokteyli
08 Mayıs 2008' de İzmir'de, 10 Mayıs 2008'de İstanbul'daki imza günlerime tüm dostlarımı ve okurlarımı bekliyorum.
"Herkes ölümsüzlük ister, ama kimse sabah 02:00'de uyanıp çalışmak istemez." - Douglas Adams"
"Herkes ölümsüzlük ister, ama kimse sabah 02:00'de uyanıp çalışmak istemez." - Douglas Adams"
08 Mayıs 2008' de İzmir'de, 10 Mayıs 2008'de İstanbul'daki imza günlerime tüm dostlarımı ve okurlarımı bekliyorum.
Hangi çeşmenin girdabında ellerin su içmek niyetine sele tutuldu.Ve hangi nehrin akıntısında yüreğin duygulara boğuldu.Soluğunda çakıl taşlarının sertliği mi oluştu.Her nefes alışında yüreğine kayalar mı düştü ve neden böyle bir acıya dönüştün.Az daha bir ekmek adına buğday tarlalarına dil uzatacaktın.Ve kızarak ona buna gökteki bulutlara laf atacaktın.
Onun bu psikolojisi, 19.yüzyılın pozitivist felsefesini savunan düşünürleri çağrıştırıyor. Sanki rasyonalizmin güçlü ve zayıflar arasındaki dengeleri bozan seçiciliğinin insanı yalnızlaştırarak hayattan soyutlayacağını basiretiyle ön gören bir insanın tereddüdüne rastlıyoruz İvan’da. Fakat tercihini yine de rasyonalizmden yana yapıyor. Babasının kardeşi tarafından öldürüleceğini bilmesine rağmen suçun işlenişine göz yumduğu gibi
Öyledir işte Anadolu’nun toprağıyla yoğrulanlar, onun suyunu içip, güneşinde yananlar umutlarını ve onurlarını asla yitirmezler.
Yerinde duran sadece ayak kokusunu duyar ve daima sayıklar.Yürü git deliliğin dili olsun ağzında.Ve konuş durmadan; cümlelerle koş hayata.Ses getirsin kalem oynatmaların.Her kalem gıcırtısında kapılar aç; dünyayı yerinden oynat.Yürü ayak kokunu sadece çakıl taşları
Bilirsiniz sanatçılar için, “dâhilik ve delilik arasındaki ince çizgi” diye bir tabirden bahsedilir…
Mustafa Düzleme bu ince çizgiden geçmiş bir dahi…
Sanatı uğruna birçok cenderelerden geçtiği halde sanatçı kimliğini/feryadını duyuramamış bir sanatçı.
Gelen ilhamları sustura sustura şimdi açıktan sesler duymaktaymış Mustafa Ağabey.
Yazarın bu yapıtında okumaya başlar başlamaz ‘İmparator’ adlı romanından farklı bir söylem geliştirdiği fark ediliyor. İmparator’daki o paraya tapan-çok iyi yansıttığı- atmosferden tamamen uzak, doğaya inmiş, ince ince betimlemeler, dağ hayatı, göçebe hayatı üzerine güzellemelerle okuyucuyu farklı bir yönden sarmalamış.
Şiir bahçesinde esiyor yine esin rüzgarları.Kırılıyor en ince yerinden gül dalları.İnciniyor bülbülün ince dudakları.Öpmelerinden geriye bir yığın tarumar kalıyor.Ahhhh gül endamları yerlerde kan ağlıyor.
Yeryüzü sularını ince çizgiler halinde yaralarından süzüyor.Bir sancı halinde yayılıyor vadiler boyunca nehirler.Çocuklar suların debisinde
Amerika zencileri kadar esmer değildik ama bu memleketin zencileri biz esmer tenli/kara yağız delikanlılardık.
Sarsıcı bir uzun öykü. Gerçekçi gözlemler, abartısız ama hayal gücüne hitap eden bir alegori. İnsana okurken tamamen farklı duygular uyandıran bir kitap.
Prof Dr. Oktay Sinanoğlu’ya veridi.
Haliyle büyük adamlardan hep büyük laflar beklenilir.
Bizimkisi de öyle yaptı/konuştu…
“Baracık Obama,” dedi.
Amerika için “Azmanistan” dedi...
Her şey bir şiir yorumuyla başladı. Sokrat, şiirde aynasıyla yüzleşiyordu.
Birkaç soru takılıyor aklıma. Acaba Oscar Wilde hangi kahramanla daha çok özdeşleştirmişti kendini? Kırlangıçla mı yoksa mutlu prensle mi? Belki de her ikisiyle de
ÖNCELİKLE MERHABALAR BİR DUYURUM VAR ARKADAŞLAR.. Ben ve bir arkadaşım içinde her tarz hikayenin olduğu(AŞK, KORKU, DUYGUSAL,CİNAYET,FANTASTİK,MACERA,KOMEDİ )VB.. kırk kişiden oluşan bir hikaye kitabı çıkarmak istiyoruz. kendine güvenen kalemi kuvvetli her tarz yazarım dİyen arkadaşların bana ulaştıkları halinde itina ile anlatacğım projeyi..
kitabımız önce yazarın fotosu
Şairleri dünyaya bakışına göre ayırmak gerekir. Dünyanın merkezine kendisini koyup, hep kendini yazanlar. Dünyaya bakarak yazanlar. Kendisini dünyayla birlikte yazanlar. Kendilerini yazarken başkalarını da yazanlar. Belki yalnızca ikiye ayırmak daha yerinde olur. Başkalarının duygularını kendi duyguları yapabilmiş olanlar. Kendi duygularının dışını göremeyecek kadar kendileriyle olanlar. Mutlaka kişinin kendi
Yazılarımı kocaman kocaman harflerle dergilerde, kitaplarda yayınlayın. Başlığın üzerine de yakışıklı bir fotoğrafımı koyun. Görenler hayran kalsın. Kıskananlar çatlasın
Siz siz olun, müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkışmayın. Keloğlan masalındaki gibi; at’a et, it’e ot vermeye kalkışırsanız, yediremezsiniz.......
Ama Hatice Eğilmez Kayanın üslubundan bahsedeceksek gelin biz bu us ile kavramaya gönlü de dâhil edelim.