Piyerloti
Piyerlotiye ilk gidişimdi. Bir akşam üstü gördüklerim beni derinden etkiledi Ancak bu güzel mekan neden bir Türk değil de bir yabancının ismiyle anıllıyordu. Hayıflandım ve kaleme döktüm
"“Ne yazık, kahramanlara muhtaç olan ülkeye.” — Bertolt Brecht"
"“Ne yazık, kahramanlara muhtaç olan ülkeye.” — Bertolt Brecht"
Piyerlotiye ilk gidişimdi. Bir akşam üstü gördüklerim beni derinden etkiledi Ancak bu güzel mekan neden bir Türk değil de bir yabancının ismiyle anıllıyordu. Hayıflandım ve kaleme döktüm
Arap ülkelerinin, diğer ülkelerden farklılaşan bir büyüsü vardır. Havasında, suyunda, kokusunda garip bir büyü ve tutku saklıdır.
Sizi, Anadolu’nun henüz keşfedilmemiş bir yöresine, aşk ve doğurganlık tanrıçası Anaitis’in yurduna çağırıyoruz.
Rivayet odur ki; Fatih Sultan Mehmet meşhur lalasıyla bu tepeden manzaraya bakmış ve şöyle demiş; “Lala, Lala, çeşm i cihan bu mu ola?”
takılın peşime, sizi ayrı bir dünyaya götüreceğim. her an gözünüzün önünde olup görmezden geldiğiniz bir dünyaya.
haydiii!
takılın peşime,
Oyuncaklarımız.. evimizin en ücra köşesine kaldırıp unuttuğumuz, ya da belki de çoktan attığımız en kalabalık, en masum hayal ordularımız.. Kaç tane düşümüz var şimdi sığındığımız, yalnızken gözlerimizi kapatıp içinde yüzdüğümüz? Kollarımızda uyuttuğumuz, kimselere göstermeden büyüttüğümüz kaç tane hayal dünyamız var?
Şehirlerin de belli bir kimliği ve karakteri vardır. Bu kimlik tarihi süreç içerisinde oluşur. Bunun oluşumunda tarihî şahsiyetler, şairler, yazarlar ve bütün sanatçılar aktif rol oynarlar. Asırların birikimleriyle oluşan bu kimlik korunmalı ve geleceğe taşınmalıdır. Kentlerin bu özgün kimliğini modernleşme adı altında heba etmemeliyiz. Şehirlerin tarihî ve tabiî
Gurbetteyim... Bir başımayım... Aynen Kıraç’ın şarkısında olduğu gibi.
Siz şimdi benden klasik bir gezi yazısı falan bekliyorsunuz değil mi? Asla! Ama daha iyisi olur bence klasik olmazsa. Buyurun...
beşiktaş gözün ya da kulağın sadece görevini yaptığını zannettiği o anlar... bir ses, görüntü, çağrışım. kimsenin adını bile koyamadığı, yalnız hatırlamıyoruz diyebildiği karanlık zamanlara şimdi bu denizdeki dik simge, yeniden tanıklık ettiriyor tarafsız
Türk kültürünün, Türk mührünün izlerini taşıyan coğrafyalardan birinde; hasbelkader bulunma bahtlılığını yaşayan bir faninin, o coğrafyayla ilgili notlarından bir bölüm.
"... Prag, sivri kulleleri, yesil kubbeli Kiliseleri, Gotik, Barok ve erken Rönesansin muhtesem eserleri ve mini cafeleri ile, sonbaharda da, muhtesem bir renk cumbusuyle, insani kucaklar gibiydi. "
‘Şu kedilere bak, ne kadar uzun bacakları var hepsinin’ diyorum Ayhan abiye. ‘Bütün Türk kedileri uzun bacaklı, bizim oradakilerin hepsi bastıbacak demişti bana bir Alman turist bir defasında’ diye ekliyorum. Sadece Ayhan abi değil
Tayfun TALİPOĞLU'nun Yol Hikayelerini ben de dinlerdim pekala, ama hiç kendimi
o kompozisyonda hissetmemiştim açıkcası, ta ki Afyondan Eskişehir’e gidene kadar.
Her şehrin bir rengi vardır çünkü. İnan bana vardır! Ve her insanın bir rengi... İkisinin birbirine izdüşümü gibidir, sokaklar.
İlk Söylediğimdir, Bu.
Şaire şiir olmak; şiire ilham olmak… Bu sevdaya dil-bend olmak; her dem bülbül-i şeyda olmak…
“Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Ben de çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatır her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi” …
Trabzon hızla gelişen bir şehir olma özelliği taşımaktadır.Onun içindir ki kentimiz bunun sancılarını yaşamaktadır.