Sessizliğin Sesi
Devrik de olsalar, cümleler benim. Ben, kendi dünyamda açtığım işte bu pencereden bakıyorum hayata.
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
Devrik de olsalar, cümleler benim. Ben, kendi dünyamda açtığım işte bu pencereden bakıyorum hayata.
Bir arkadaşımın yazısının bende uyandırdığı yansımaları, kendisine yazdığım not ile birlikte sizlerle paylaşmak istedim. Okuyan herkese teşekkür ederim. Arkadaşımın farklı yazılarını http://sakalliperi.blogspot.com sitesinde görebilirsiniz.
SarmasikSakal
Ahmet Elgin;
Şöyle güzelce dur da seni resmedeyim
Sakallı Peri;
Rakı bardağım sakin ve umursamaz, o üzgün ve sarhoş, benim ise kendime bakmaya cesaretim bile yok. Bu kadar kısa sürede işlerin bu kadar kötü gidebileceğini ne ben, ne o, ne de rakı bardaklarımız beklemiyorduk. Buna kısaca tüm aile de diyebiliriz.
Karanlık sorgu odasında Azrail; her dem beni soruyor. İnadına körlük, inadına sağırlık ve inadına lâl bir durum bendeki...
ABD Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru kurmaya çalışmakta. Barzani referandum kararı alarak bu ihanete destek olacağını belirtti. Bu olay BOP Projesinin son adımıdır. Bundan sonraki adım ne yazık ki ülkemize yöneliktir. BOP Projesinin vahamet ve ciddiyetini kavrayamayanlar insanlığa bunun hesabını nasıl verecekler?
Yazımı okumadan önce Ali Yerli Beyin İki Darbe Bir Kitap adlı yazısını okumanızı öneririm. Yazım, bu yazının içindeki bir kısım hakkında olduğu ve kendimi sorgulamamla oluştuğu için.
-Hayda! Yine gözlerim yaşlı ne oluyor bana, özgürlük ve soru sorma hakkında etkili, anlamlı ve güzel bir yazı okudum.
Bertrand Russell’in; ”Eğer her uygar ülkenin çoğunluğu isteseydi, 20 yılda insanları köleleştiren, alçaklaştıran sefaleti, hastalıkların yarısını ve insanlığın yüzde doksanını zincire vuran ekonomik bağımlılığı ortadan kaldırırdık. Dünyayı, güzellik ve neşe ile doldurur ve evrensel barışı sağlardık.” cümleleri, hep bir di’li geçmiş zaman olarak kalacak.
Hiç beklemediğim anda diğerlerinden daha sert, daha köpüklü bir dalga küçük çam dalını kumsalın su izlerinin ötesine yuvarladı. Onlarca dalga bıkmadan, usanmadan gelip onu yeniden yakalayıp suya geri götürmek için kumların üzerinde çırpındı. Hiç biri ona ulaşamadı.
Kendimi iki hayvan kimliğiyle özdeşleştirdim bugüne değin. Biri Kedi, diğeri kelebek.
'hayat,ölümdür; ölüm ise, yerine konulanlarla gerçekleşen sonsuzluktur' dedi sevinerek...
susuyordu ölüm! ...
-Bu satırları okuyorsanız, ve tanışmamışsak, benimle tanışma şansını kaçırmışsınız demektir. İnşallah buraya geldiğinizde artık; demem de hoş kaçar mı bilmiyorum. Beni görmek değil de, hissetmek için ruh çağırmanız gerekebilir. - Acılar yalnız olduğunuzda çıkan hayaletler gibidir. Asla yalnız bırakmayın onu.AG
Herkes kendine göre bir yol tutturmuş gidiyor. Hem ne gidiş... Gerçekten insanı anlamak çok zor.
Yeniden sarıldım kendime, yalanları bir bir dizdim geçmişe sonra da sımsıkı sarıldım sevginin kerametine, doğruluğun selametine ve de Allahın azametine.
Kalbim vav, sözlerim elif oldu
Söylesene ey ruhum, söylesene
Kaç yalana esir olduk, bir( 1) gerçeği anlamadan?
Söylesene şimdi.
Veya;
Aşk yürek kapımıza dayanmıştır, ayağımızı yerden kesip, karlı dağların zirvesine ulaştırma heyecan kırpıntılarının tomurcuklandığı süreçtir. Belki de yüreklerin ifade edemediklerini gözler ile konuştuğu andır.
Hayatımız “tekrar, durdur, kayıt” yapılamayacak kadar spontane yaşanıyor aslında. Verdiğimiz kararların altında ezilmeye bile fırsat bulamıyoruz bazen. Namlunun ucundaki hayatlar için ne kadar kısa ise bizim için de bir o kadar. Geri gitmek bu kadar imkansız ise ileri giderken nasıl bu kadar kayıtsız olabiliyoruz. Bir ateri oyununda ağaçları
Devşirme bilgeler, sonradan oldum alimler, tamamlandığını sanan kimlikler, kara kaplı defterlerden büyülerle yaşamı organize edenler,