Hey, Okur...
Karşımda siz varsınız. Yüzleşeceğiz. Kim haklı kim haksız göreceğiz. Ben hiçbir zaman haklı olmaktan hoşlanmam ama sonunda genellikle haklı çıkarım.
"Bir kitabı okumak için en iyi zaman, aslında onu yazmak istediğiniz zamandır." - Oscar Wilde (kurgusal)"
"Bir kitabı okumak için en iyi zaman, aslında onu yazmak istediğiniz zamandır." - Oscar Wilde (kurgusal)"
Karşımda siz varsınız. Yüzleşeceğiz. Kim haklı kim haksız göreceğiz. Ben hiçbir zaman haklı olmaktan hoşlanmam ama sonunda genellikle haklı çıkarım.
“ İki şey üzerinde ne kadar sık durup düşünsem, gönlümü hep yeni ve gittikçe artan bir hayranlık ve saygıyla dolduruyorlar. Üstümdeki şu yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.”
I. KANT
Zira içimdeki tüm pisliği akıtabileceğim bir korku hikayesi yazmak fikri de bu akşama ait bir düşünce.
Çoğu zaman yanımızda bulunan sandığın içindekileri merak etmeyiz Ya da karşımızda bulunan resmin bize ne anlatmak istediğinin farkına varmak istemeyiz. Ama gün gelir sandık açılır ve resim de bir daha dışarıya çıkmamak üzere içine girerse o zaman sandığa da resme de değer vermeye başlarız.
İçinde koca bir geçmişi barındırırken elbette gitmek kolay değildir.
Sen ise korkarsın açılan boşluğun kalıcı olacağından yada dolduranın alışkanlık halini alacağında...
O kadar yalanmış ki masallarımız, geri dönmeye karar verdiğimizde, arkamızda bıraktığımız ayak izlerini bile bulamadık. Ne yürümeyi becerebildik geleceğe doğru, ne de geri dönmeyi adamakıllı. Meğer masalmış tüm yaşadıklarımız ve yalanmış tüm masallarımız.
ya kendi kalabalığımızda ya da kalabalıklardaki tek başınalığımızla, kimi zaman göz önünde kimi zamansa içimizde bir yerlerde hep yalnızız aslında...ben değilim diyen, diyebilen biri var mı...
Belki bu yazıda diğer bir sürü bazı yazılar gibi kişisel mastürbasyondan başka bir şey değildir ki hala komşu toprakta insanların karınları kurşunlarla doldurulurken….
Ne çok “sonbahar” esiyor haziran güneşlerimde… Sokaklarımdan sonbahar kokuları, yüreğimden “eylül” geçiyor…”Poyraz” rüzgarı köpürtüyor anılarımı uykusuz gecelerimde...
Matematik sınavları sandığımız kadar zor diyil ya da öss gibi sadece 4 yanlışımız 1 doğrumuzuda götürmüyor. Tek bir yanlışımız pek çok doğrumuzu götürüyor yaşamda...
Derinlerde değilim diyorum.
Dipteyken kelebek olduğumu düşünüp yukarılara çıktığımda aslında bir balık olduğumu düşünmek bu aslında.
İnsanlara karşı duyulan derin güvensizlik yorucu, bir o kadar da yıpratıcıdır...
Sahtekarlığın yorgunluğudur bu. Testlerde kadran kırsa bile, hayatın içinde size hizmet etmekte pek de gönüllü davranmayan zekanızın ihanetini telafi için yaratıp şekillend
bir paradoksun ortasında ters dönmüş bir aynada bıraktım herşeyimi yeniden.
Bazen sadece hoyrat bakışlarınla inatlaşırsın yaşamla. Konuşmazsın fazla; gözlerini kapatırsın, kulaklarını da.
Oysa küllük, içimi yakan kendimleliğimi paylaşım amaçlı yaktığım sigaraların zifiri küllerini dökmek için sunulmuş. Ve sigaramdan her nefes çekişimde, ciğerlerimi dolduran nikotiniyle birlikte, ateşin bir kadının gözleri gibi parlaması silikleşmesini umdu
bir sahil kasabasındaydı evimiz.
duvarlaında türkülerin yankılandığı, benim karakalemlerimin, senin teoremlerinin barındığı küçük köhne evimiz.. içinde kitaplarımız vardı. çok kitap... çok sevgi... çok sen.. çok ben... ve en çok biz vardık.
Yahut daha önemlisi dostlar. Duymazlıktan gelebilir mi insan kuş sesini ?
çocuklara inanın.onlar gerçeği saklayamaz.belki size sözlerle anlatacak bilgiye sahip değiller ama davranışlarını gözleyin ve oyunlarını anlarsınız herşeyi. onlar gerçeği oyunlarda yaşar. oyunlarıda gerçek sanırlar.
Ahmet Altan