Sevgili Günlük
Kaleme kağıda sormadan, bana sormadan, ben gibi siz gibi bir yüzleşme, bir başkaldırı... Belki edebi bir yapıt değil, belki bir günlük sayfası, ama hangimiz günlüğümüzde isyan etmedik ki...
"Yarın, erteleme sanatının en verimli günüdür." – Douglas Adams"
"Yarın, erteleme sanatının en verimli günüdür." – Douglas Adams"
Kaleme kağıda sormadan, bana sormadan, ben gibi siz gibi bir yüzleşme, bir başkaldırı... Belki edebi bir yapıt değil, belki bir günlük sayfası, ama hangimiz günlüğümüzde isyan etmedik ki...
İçinde koca bir geçmişi barındırırken elbette gitmek kolay değildir.
Sen ise korkarsın açılan boşluğun kalıcı olacağından yada dolduranın alışkanlık halini alacağında...
Yarınsız bir sabaha uyandı tekrar gözlerim. Sonuçsuz bir aşkın bedelini ödediğim, o yabancı ve soğuk sonbahar gecelerinden birinde kaybettim, koparıp verdiğin yüreğinin o en gizli parçasını.. Sonra bir fırtına başladı..
Çoğu zaman yanımızda bulunan sandığın içindekileri merak etmeyiz Ya da karşımızda bulunan resmin bize ne anlatmak istediğinin farkına varmak istemeyiz. Ama gün gelir sandık açılır ve resim de bir daha dışarıya çıkmamak üzere içine girerse o zaman sandığa da resme de değer vermeye başlarız.
O kadar yalanmış ki masallarımız, geri dönmeye karar verdiğimizde, arkamızda bıraktığımız ayak izlerini bile bulamadık. Ne yürümeyi becerebildik geleceğe doğru, ne de geri dönmeyi adamakıllı. Meğer masalmış tüm yaşadıklarımız ve yalanmış tüm masallarımız.
ya kendi kalabalığımızda ya da kalabalıklardaki tek başınalığımızla, kimi zaman göz önünde kimi zamansa içimizde bir yerlerde hep yalnızız aslında...ben değilim diyen, diyebilen biri var mı...
Bir zencinin esaretinde yaşıyordum… kaçanları yakalamak için kollar çıkıyordu (göğüs)kafesimden. Kulağımda hep bir çığlık vardı, kimin olduğunu bilmediğim… Gözlerimin ucunda bir yazı, aklımda herşeyimde bir düş… Düş-mek’ten düşleme
Belki bu yazıda diğer bir sürü bazı yazılar gibi kişisel mastürbasyondan başka bir şey değildir ki hala komşu toprakta insanların karınları kurşunlarla doldurulurken….
Zira içimdeki tüm pisliği akıtabileceğim bir korku hikayesi yazmak fikri de bu akşama ait bir düşünce.
Matematik sınavları sandığımız kadar zor diyil ya da öss gibi sadece 4 yanlışımız 1 doğrumuzuda götürmüyor. Tek bir yanlışımız pek çok doğrumuzu götürüyor yaşamda...
Karşımda siz varsınız. Yüzleşeceğiz. Kim haklı kim haksız göreceğiz. Ben hiçbir zaman haklı olmaktan hoşlanmam ama sonunda genellikle haklı çıkarım.
İnsanlara karşı duyulan derin güvensizlik yorucu, bir o kadar da yıpratıcıdır...
Sahtekarlığın yorgunluğudur bu. Testlerde kadran kırsa bile, hayatın içinde size hizmet etmekte pek de gönüllü davranmayan zekanızın ihanetini telafi için yaratıp şekillend
Ne çok “sonbahar” esiyor haziran güneşlerimde… Sokaklarımdan sonbahar kokuları, yüreğimden “eylül” geçiyor…”Poyraz” rüzgarı köpürtüyor anılarımı uykusuz gecelerimde...
çocuklara inanın.onlar gerçeği saklayamaz.belki size sözlerle anlatacak bilgiye sahip değiller ama davranışlarını gözleyin ve oyunlarını anlarsınız herşeyi. onlar gerçeği oyunlarda yaşar. oyunlarıda gerçek sanırlar.
Derinlerde değilim diyorum.
Dipteyken kelebek olduğumu düşünüp yukarılara çıktığımda aslında bir balık olduğumu düşünmek bu aslında.
bir paradoksun ortasında ters dönmüş bir aynada bıraktım herşeyimi yeniden.
bir sahil kasabasındaydı evimiz.
duvarlaında türkülerin yankılandığı, benim karakalemlerimin, senin teoremlerinin barındığı küçük köhne evimiz.. içinde kitaplarımız vardı. çok kitap... çok sevgi... çok sen.. çok ben... ve en çok biz vardık.
Bazen sadece hoyrat bakışlarınla inatlaşırsın yaşamla. Konuşmazsın fazla; gözlerini kapatırsın, kulaklarını da.
Orhan Pamuk