Anadilim aşk benim, herkese öğretiyorum...!
bende bu inat varken; tavan arasına attığım ve üzerine örtü örttüğüm bütün hayallerim gerçekleşir bir gün buna inanıyorum..
"Bir kitabı okumak için en iyi zaman, aslında onu yazmak istediğiniz zamandır." - Oscar Wilde (kurgusal)"
"Bir kitabı okumak için en iyi zaman, aslında onu yazmak istediğiniz zamandır." - Oscar Wilde (kurgusal)"
bende bu inat varken; tavan arasına attığım ve üzerine örtü örttüğüm bütün hayallerim gerçekleşir bir gün buna inanıyorum..
Ölüm sessizliği gelecek yüreğinize. Bir hançer misali saplanacak kelimelerim kanatmak için ihanetlerinizi.
...tohumum asfaltınıza, bahçem sarmaşığınıza, toprağım 'kastlığınıza', bayrağım gönderinize, gözlerim görüntünüze
ve aşkım çölünüzün vahasına
feda olsun...feda olsun...
Seni en sona saklamıştım... Varlığımın ve yokluğunun sonunda söylenebilen tek suskunluktun sen...
Hayatın kimliğine dair bir deneme.Onun dilinden anlamak onu tanımak için bir ipucu var:ZAMAN....Zaman açtırıyor açmayan çiçekleri;zaman konuşturuyor hiç susmayan yürekleri...Bu yazıda hikayesi dinlenilen bir dost var.Ancak cümleler tamamen bana ait.Canım arkadaşımın bugün doğum günü.Onun bu mutlu gününü yürekten kutluyorum...
Isıtan buzdolabı + kirleten çamaşır makine sı + toz serpen elektrik süpürgesi = buda 3 ü bir arada nın ‘’ kısmetsiz bedevi mönüsü ’’ dür ..
Siz ey ceketi düğmeliler! Bu köleliğiniz bizi esir alır mı sandınız?
Sade kahvemin son yudumunu alırken, herkesi tekrar inceledim. Masadaki kürdan kadardı şişmanlıkları, yada ben çoktan ateşe vermiştim tüm komedi tahtalarını...
Kendinizi bir hiç gibi hissettiğinizde her şey olabilir, her şey gibi hissettiğinizde bir hiç olabilirsiniz!
Akvaryumlara gıcığım abi… Böyle dünyadan izole izole çimiyorlar ya içinde kılçıksızlar…
Edebiyatta, şiirde, siyasette, ekonomide birileri emeksiz ve tersiz bir yerlere oturdu. Bu yerde bizim de bir yerimiz yok mu?
“…..yazdıklarınızı göndermek istemiyorsunuz bana öyle mi? İnanmıyorsunuz bana öyleyse. Kafamda yarattığım kadını sarsar mı sandınız? ...”\* Franz Kafka
Ne soyumuzu biz seçiyoruz, ne ırkımızı, ne dilimizi, ne bedenimizi, ne zekâ seviyemizi, ne yeteneklerimizi. Bir çadırda doğabilirdik ya da Afrika’daki bir yam yam kabilesinde. Allah, aklımızı, servetimizi, makamımızı, çocuğumuzu, güzelliğimizi, yeteneğimizi, sağlığımızı alıverse, onları tekrar bize kim verebilir?
Zaman akıp gidiyor kendi mecrasında. Fakat bizler bu akışta pek çok şeyin farkına bile varamıyoruz. Çünkü ayrıntılara takılıp kaldığımız için gerçekleri göremiyoruz. Zaman, hicrete mahkûm hayatları menziline taşıyor. Her gün fark etmesek de gönül dünyamızda hicretler yaşıyoruz. Zira hicret sadece bir yerden bir yere maddeden göçmek değildir. Mana
Ağaçlara baktığınızda yeşili göremiyorsanız , yaşamanın ne anlamı var ki?
Zülfü Livaneli