Çapulcu Manyak - 23
Büyücünün elindeki teleği çekip aldım, önce sol gözüne sonra sağdakine sapladım. Bağırmadı. İteleyip sedirin üzerine düşürdüm. En sonunda da boğazını bütün gücümle sıktım
"Yarın için endişelenmek, bugün için yazılacak harika bir hikâyeyi ertelemektir." — Terry Pratchett (kurgusal)"
"Yarın için endişelenmek, bugün için yazılacak harika bir hikâyeyi ertelemektir." — Terry Pratchett (kurgusal)"
Büyücünün elindeki teleği çekip aldım, önce sol gözüne sonra sağdakine sapladım. Bağırmadı. İteleyip sedirin üzerine düşürdüm. En sonunda da boğazını bütün gücümle sıktım
Bu kısa metinde, anlatıcı düşüncelerinden sıyrılıp bulunduğu mekânı ve Seher'i gözlemliyor. Masanın hikâyesini merak ederken, beklenmedik şekilde Seher'in dokunuşuyla irkilip mutlu oluyor. Alışılmadık bu yakınlık anını sonsuza dek yaşama isteği duyuyor. Metinde iç dünya ve dış gerçeklik arasındaki geçişler, anlık duygular ve hayaller incelikle resmediliyor.

Karamsarlığım had safhada. Beni ilgilendirecek, yeniden hayata bağlayacak bir şey olduğunu sanmıyorum.
İsteksizim, umursamazım, ruhen halsiz/mecalsizim; hiçliğin sessizliği içinde yalnız bir hiçim artık ben...
Modern İstanbul'da başarı ve yalnızlık arasında sıkışan Karim Arslan'ın hikâyesi. Bir zamanlar cebinde iki yüz lirayla Erzurum'dan gelen genç adam, şimdi kırk üçüncü kattaki ofisinden şehrin hiç dinmeyen ışıklarını izliyor. Başarıya ulaşmış olsa da, içindeki boşluk ve ailesinin değerlerinden uzaklaşmanın verdiği huzursuzluk peşini bırakmıyor.
Gizemli bir adam Nicole Beatrix'e bir atari verir. Ondan istediği tek şey atarinin üzerindeki bir tuşu hiç kullanmamasıdır.
Artık rüzgar tamamen kendisini göstermiş, onların yolculuklarına eşlik etmeye başlamış ve uğultusu yanlarında olduğunu sertliğiyle kabul ettiriyordu adeta. Yol arkadaşları da soğuğun peşi sıra ya da onun içinde barınmaktan sıkılıp dışarı çıkan rüzgarın sert dokunuşuna maruz kalıyor bir de üstüne üstlük beraber yürümeye zorlanıyorlardı. Ağaçları hırpalayan, kuşların ezgisel
Yurdun müdavimi çocuklar, oyun saatlerini büyük avluda geçirmekteydi. Fiziksel olarak yeterliği olanların bazısı ateşli taraftarları önünde futbol, basketbol, voleybol oynamaktaydı. Fiziksel yapıları bunları yapmaya yeterli olmayanlar da yakar top, saklambaç, körebe türü oyunlarla eğleniyorlardı. Elleri kıçları üstünde bağlı birkaç görevli avlu boyunca gidip gelerek gözcülük yapıyorlardı.
Hayalet dadandığı izbe, terk edilmiş evin içerisinde volta atıyordu. Sanki Yıkılmış bir binanın moloz yığınından çıkmış gibiydi. Karmakarışık gri saçları, paçavraya dönmüş takım elbisesi derisi kurumuş suratı ile korkutucu görünüyordu. Volta atarken bir şeyler mırıldanıyordu.
bu mezarda yatanlarrr dedi. Sonra düzeltti Bu kabirde yatanlar, yok yok
Sübyanlar Yetiştirme Yurdu iki katlı, eski, büyük bir taş binaydı. Yurdun büyük avlusu cezaevlerini çağrıştıran büyük, parmaklıklı bir demir kapıdan şehrin en işlek ana caddesine açılmaktaydı. Ana girişi cadde tarafında bulunan ve yeni, betonarme bir bina olan müdür lojmanından avluya küçük bir arka kapıyla gelinebiliyordu.
Bir rivayete göre köy, dere kenarında kurulan bir çiflik ve müştemalatı olarak başlamış,daha sonra burada çalışanların ve dışarıdan gelip buraya yerleşmesindan sonra köy haline dönüşmüş.