"En iyi edebiyat, okuyucunun 'Bunu ben de yazabilirdim!' diye düşündüğü, ama asla yazamadığı edebiyattır." - Oscar Wilde"

Kaçiş; James Brown 2

İki eski mahkûm, mezarlık kenarında saklanmış, gece planları yapıyorlar. Biri ufak tefek ama atılgan, diğeri ise dev gibi güçlü. Cezaevinde tanışan bu evsiz ikilinin arasındaki gergin bekleyiş, yıldızların altında devam ediyor. Küçük olanın sabırsızlığı ve büyük olanın ürkütücü gücü, yaklaşan karanlıkta tehlikeli bir maceraya işaret ediyor.

yazı resim

2

Köyün güney cephesinde, köye yakın sayılabilecek noktada mezarlık vardı, mezarlık uzun dizi dizi ağaçlarla çevriliydi.
Mezarlığın sonunda büyük öğütlen ağacının yanında, sararmış otların içinde yatak iki kafadar vardı.
“Uyan dedi: 1:50 boyunda, zayıf ve küçücük bir adamdı, 27 yaşındaydı.
“Beni rahat bırak, aksi halde seni boğarım, sonra beni bırak diye yalvarma sakın.
Küfür etti, “gece yaklaşıyor, fırsat zamanı.”
Sigara yaktı ve onun uyanmasını beklerken yüksek sesli düşünüyor, arada dostuna laf atıyordu.
Onun uyanmasını beklemekten başka çaresi yoktu çünkü dostu 1:80 boyundaydı, göbekli ve iri yarıydı. Elleri çok kuvvetliydi. Tek eliyle gazoz kapağını bükerdi. İnşaat demirini bir koluna bilezik gibi bükerdi diğer eliyle.
Cezaevinde tanışmışlardı. Sokaklarda yaşıyorlardı.
Ufak tefek olan gökyüzündeki yıldızlara baktı.
Parlayan yıldızları çocukluğundan beri zevkle izlerdi.
“O halıları güzel paraya satarız umarım. Ama şu köye çıkarken muhtara ve iki adama rastlamamız hiç iyi olmadı. ‘Ne halt arıyorsunuz burada?!’ dediğinde hayattaki her şeyi, kendimi unuttum. Muhtarın solundaki adamın belinde silah vardı. Ama sorun değil. Geziyoruz takılıyoruz, halı işi olmazsa hayvan işi olur. Belki de olmaz.”
Uyandı iri yarı olan: “Lan kapçık ağızlı! Sen demedin mi halı işini. Yüz bin kere anlatmadın mı beni evi biliyorum, keşif yaptım. Şimdi de olmazsa hayvan işi yaparız diyorsun. Ne hayvan işiymiş bu.”
“Ya sakin ol kanka. Adam demedi mi yanlışınızı görürsem götünüzden kan alırım. Sizi hiç gözüm tutmadı. S.ktir olup gidin köyümden. Adam fotoğrafımızı çekti zihniyle.
Bir sığır çalsak milyarlar eder. Büyük bir sığır kaç lira haberin var mı? Ama böyle uyanıkların olduğu yerde hırsızlık da yapamayız.
“Evet, bize öyle pis baktı ki. Ne dediysek inanmış görünmedi gözüme. Burada bir suç olsa bizden bilecekler.”
“Sorun etmeyelim. Başımızı belaya sokmayalım. Her köyde çiftçiler deli gibi çalışır ve çalıştıracak adam arar. Hayvanlara bakarız tarlada çalışırız. Meyve bahçesinde. Ne iş olsa yaparız. Bak yaz gelirken inşaat işleri olur. Kum çekeriz binaya. Çimento kireç taşırız. Kalas tahta.”
“Bana inşaat işinden söz etme. En son köle gibi çalıştırdı adam beni ve koca ekmek arasına biraz zeytin koydu. Başta koyarken çok zoruma gitti. Et kavurması verecekti, öyle demişti; ama zeytin ekmek çok iyi geldi. Çayla tabi ki.”
“Ateş yakalım, patatesler nerde? Çok açım.”
“Şey… patatesleri çeşmenin orada unuttum.
“Aptal herif! Git onları alıp gel.”
“Bir dal sigara ver.”
Çıkarıp verdi.
Ufak tefek olan çalı çırpı topladı. Ateş yaktı.
Uzun bir süre sonra geldi yapılı dostu.
“Ya nerde kaldın, meraktan öldüm.”
Geldi ateş başına oturdu.
Patatesler közde pişiyordu.
Yapılı olan dedi ki: “Yol boyunca düşündüm. Hani bir meyve bahçesi gördük ya geçerken, bahçeye gübre taşıyordu yaşlı adam. Gidip ondan iş isteyelim.”
“Sevdim. Olabilir.” Güldü.
Kafamda bir şeyler canlandı. Ama sen ne dersin bilemem; ama bence muazzam.”
Tedirgin biçimde ona baktı:
“Nedir muazzam olan; çok merak ettim?” Sigara yaktı. Ona da bir dal uzattı.
Yaşlı adam bizi işe alırsa alır; yoksa muhtara gideriz. Kesin iş bulur bize. Birkaç gün çalışırız. Son gün mühim.”
“Son gün mü? Olay ne?”
Güldü. “Son gün olabilir.”
“Ne olur; amcık ağızlı açıklasana!”

KİTAP İZLERİ

Kapak Kızı

Ayfer Tunç

Ayfer Tunç’un "Kapak Kızı" Romanı: Çıplaklığın Katmanları ve Toplumsal Yüzleşme Ayfer Tunç’un ilk olarak 1992’de yayımlanan ve daha sonra "zemin aynı zemin, inşa aynı inşa"
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön