Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup, Türkiye’de Latife Tekin’in öncülük ettiği o yerel, büyüleyici ve sınırları zorlayan edebi damarla organik bir bağ kuruyor. Tam anlamıyla özgün bir kara anlatı (noir/horor) sentezi.
2
Hava çoktan kararmıştı. Ay ortaya çıkmıştı. Köyün güney cephesinde, köye yakın sayılabilecek noktada mezarlık vardı, mezarlık uzun dizi dizi ağaçlarla çevriliydi. Mezarlığın sonunda büyük böğürtlen ağacının yanında, sararmış otların içinde yatan iki kafadar vardı. “Uyan dedi Rüzgar, 1:50 boyunda, zayıf ve küçücük bir adamdı, 27 yaşındaydı. “Beni rahat bırak, aksi halde seni boğarım, sonra beni bırak diye yalvarma sakın.” diye cevap verdi Cebrail. Rüzgar, küfür etti, “gece yaklaşıyor, fırsat zamanı.” Sigara yaktı ve onun uyanmasını beklerken yüksek sesli düşünüyor, arada dostuna laf atıyordu. Onun uyanmasını beklemekten başka çaresi yoktu çünkü dostu 1:90 boyundaydı, göbekli ve iri yarıydı. Elleri çok kuvvetliydi. Tek eliyle gazoz kapağını bükerdi. İnşaat demirini bir koluna bilezik gibi bükerdi diğer eliyle. Cezaevinde tanışmışlardı. Sokaklarda yaşıyorlardı. “O halıları güzel paraya satarız umarım. Ama muhtara ve iki adama rastlamamız hiç iyi olmadı. ‘Ne halt arıyorsunuz burada?!’ dediğinde hayattaki her şeyi, kendimi unuttum. Muhtarın solundaki adamın belinde silah vardı. Çok tedirgin olup korkmuşlardı, belli etmemek için çok çabalamışlardı. “Halı işi olmazsa olmaz. Takmayız canım. Geziyoruz takılıyoruz, burasını sevdim. İnsan hiç yok. Halı işi olmazsa hayvan işi olur. Belki de olmaz.” Gözlerini hortlak gibi aniden açtı Cebrail, bir yumruğunu sıkarak ona doğru tuttu: “Lan kapçık ağızlı! Sen demedin mi halı işini?! Yüz bin kere anlatmadın mı beni evi biliyorum, keşif yaptım. Şimdi de olmazsa hayvan işi yaparız diyorsun. Ne hayvan işiymiş bu?” “Ya sakin ol dostum. Adam demedi mi ‘yanlışınızı görürsem götünüzden kan alırım. Sizi hiç gözüm tutmadı. Siktir olup gidin köyümden.’ Adam fotoğrafımızı çekti zihniyle. Bir sığır çalsak iyi para eder. Büyük bir sığır kaç lira haberin var mı? Ama böyle uyanıkların olduğu yerde hırsızlık da yapamayız.” Cebrail: “Evet, bize öyle pis baktı ki. Ne dediysek inanmış görünmedi gözüme. Burada bir suç olsa bizden bilecekler.” “Sorun etmeyelim. Başımızı belaya sokmayalım. Her köyde çiftçiler deli gibi çalışır ve çalıştıracak adam arar. Hayvanlara bakarız, olmadı tarlada çalışırız. Meyve bahçesinde. Ne iş olsa yaparız. Bak bu aylarda inşaat işleri olur. Kum çekeriz binaya. Çimento, kireç taşırız. Kalas, tahta.” “Bana inşaat işinden söz etme. En son köle gibi çalıştırdı adam beni ve koca ekmek arasına biraz zeytin koydu. Başta koyarken çok zoruma gitti. Et kavurması verecekti, öyle demişti; ama zeytin ekmek çok iyi geldi. Çayla tabi ki.” Ufak tefek adam: “Ateş yakalım, patatesler nerde? Çok açım.” “Şey… patatesleri çeşmenin orada unuttum.” “Aptal herif! Git onları alıp gel.” “Bir dal sigara ver.” Çıkarıp verdi. Diğeri yola düştü. Ufak tefek olan çalı çırpı topladı. Ateş yaktı. Uzun bir süre sonra geldi yapılı dostu. “Ya nerde kaldın? Meraktan öldüm!” Ağır ter kokusuyla gelip ateş başına oturdu. İçinde dört patates olan poşeti ona verdi. Rüzgar, patatesleri közlerin arasına yerleştirdi.
KORKULUK VE CEBRAİL
“Korkuluğun yanına gittim.” “Vurup öldürecekler seni ya. Delirdin mi?” “Ya dostuma bakmasam olmazdı. Çok garip bir şey oldu. Onu ilk gördüğüm gibi değildi. Yani o t biçiminde değildi. İki ayağı, iki kolu vardı. Dizlerinde ve dirseklerinde vidalar vardı, ama ayakları kertenkele ayağı gibiydi. Oynattım kollarını. Gıcırdadı. Kapı gıcırdaması gibi. Diğer kolu bir müzik gıcırdaması gibiydi ama korkunç bir efekt gibi.” Güldü, “kertenkele ayağı mı olur ya korkulukta Ya evet, aynı kertenkele ayağı gibiydi ve gözleri vardı, yani biri göz kısmını bıçakla oymuş, orasında bir çift göz varmış gibi ya da kapı deliğinden içeri gözleyen göz gibi. Korktum. Siyah beyaz bir surat belirdi önümde, kestirmeden giderim dedim. Arkasından gittim. Dönüp yüzünü görünce korkmadım desem yalan olur, korkuluğun içine bir adam gizlenmiş diye düşündüm. İnsan gibi bir varlık gibiydi. Sigara yaktım. Bağdaş kurup oturdum karşısına. Gerçek bir insan gibiydi. Dertleştik. Sonra kalktım. Şapkasını alıp başıma geçirdim. Buz gibi bir soğukluk hissettim. Aniden derin kesen buz soğuğu. Rüzgar gibi başıma hücum etti. Şapkayı onun başına geçirip hızla oradan uzaklaştım. Anlaşılan biz gittikten sonra korkuluk üstünde epey çalışmış. Ama bak şuna sevindim, ona verdiğim şapkayı almamış başından.” “Çok yalvardın istedin, verdim onu sana ve sen gidip aptal korkuluğun başına taktın onu. Senin aklın yok be oğlum.” Güldü: “Çöpten buldun, ben sana bulurum dert etme.” Kesik kesik ve boğuk bir kuş çığlığı geceyi yaladı, bir süre sessiz kaldılar, ateşin çıtırtısını dinlediler. Yapılı olan dedi ki: “Yol boyunca düşündüm. Hani bir meyve bahçesi gördük ya geçerken, bahçeye gübre taşıyordu yaşlı adam. Gidip ondan iş isteyelim.” “Fikri sevdim. Olabilir.” Güldü. İri yarı adam: Kafamda bir şeyler canlandı. Ama sen ne dersin bilemem; ama bence muazzam.” Tedirgin biçimde ona baktı. “Nedir muazzam olan; çok merak ettim?” Sigara yaktı. Ona da bir dal uzattı. İri yarı adam: “Yaşlı adam bizi işe alırsa alır; yoksa muhtara gideriz. Kesin iş bulur bize. Birkaç gün çalışırız. Son gün mühim.” “Son gün mü? Olay ne?” Güldü. “Son gün olabilir.” “Ne olur; amcık ağızlı açıklasana!”
not: NOT, ROMANIN BÖLÜMLERİ: 1, 2, 3, 4, 5 DEĞİŞTİ, KORKULUK SAHNELERİ VAR, KAÇIRMAYIN, DÖNÜP ONLARI OKUYUN LÜTFEN, ONLARI YENİ KOYDUM
https://izedebiyat.com/yapit/kacis-james-brown
https://izedebiyat.com/yapit/kacis-james-brown-3 https://izedebiyat.com/yapit/kacis-james-brown-4 https://izedebiyat.com/yapit/kacis-james-brown-5