"Yarınki gazeteyi okumak için bugün ölmenin ne anlamı var ki?" *Mark Twain*"

Kaçiş; James Brown 7

Zeynep'in zihnini meşgul eden gizli düşünceler, onu evden kuş gibi çıkmaya iter. Köy yolunda kimseyle konuşmadan ilerlerken, otlakta su taşıyan çoban Yusuf'u görür. İçindeki heyecan ve kaçamak duygular, onu Yusuf'a doğru çeker. Kısa bir karşılaşmanın eşiğinde, kalbindeki çılgın atın onu nereye sürükleyeceği belirsizdir.

yazı resim

7

Zeynep’in kalbinde ve zihninde son zamanlarda çılgın at gibi koşan bir düşünce vardı, bunu düşünmekten korkar; ama düşününce de kendinden geçerdi zevkle. Aklı başından gidiyordu o şeyi düşününce.
Yapılacak işler vardı; ama biraz kafasına göre takılmak iyi olurdu, kafası yerine gelirdi, iyice hazırlandı, aynada kendine bakıp saçlarını güzelce taradı, evden serçe gibi süratle çıktı.

Zeynep köy yolundan tepeye doğu ilerledi keyifle; ama zindandan kurtulmuş gibi. Bahçelerde çalışan, kapı önlerinde iş yapan ya da sohbet eden, kapı önlerine yayılan kimi komşuları onu lafa tutmasın diye önüne bakıp hızlı gidiyordu. Düzlüğe geldi. Ekin tarlası yanındaki ağacın yanında durup dinlendi, bu sırada aşağıya baktı.
Otlaktaki Yusuf’u fark etti. Yusuf sığır güderdi,
zavallıcık, dereden bidonla su almış ilerliyordu, Zeynep onu seyretti bir süre, vakti azdı; ama ona uğrasa bir çift laf etse iyi olurdu.
Yusuf, çevreden topladığı odunlarla ateş yakmış, çaydanlığı koymuştu üzerine.
“Bakın şu gelene, pembe etek giymiş. Çok çılgın görünüyorsun!”
“Ne anlamda çılgın?”
“Aşırı güzel.”
Zeynep güldü. Hayret, böyle laflar hiç etmezdin aptal herif. Aptal bile olsa böyle ıssız bir yerde sohbet edilecek biri altın değerindedir. Bilim adamı.
“Sarı tişörtle sen de çok yıkıcı görünüyorsun.”
“Ne anlamda?”
“Salak anlamında” diyecekti, demedi.
“Antika anlamında.” dedi.
Yusuf güldü.
Yusuf, hep aynı tişörtü giyerdi, sarı tişört solmuş, yırtıkları oluşmuştu.
Yusuf, hakkında birkaç kişiden şöyle duymuştu: “Ona hiç yanaşma, selam verme, görmezden gelme, sapığın tekidir.”
Kızın birinin kalçasını ellemiş, ötekini öpmeye çalışmış. Bir diğerini samanlıkta sıkıştırıp soymak istemiş. Kız tırmıkla saldırınca korkup kaçmış.
Zeynep, bunlara inanmak istemedi, bunları anlatıp böyle şeyler yaptın mı diye de sormadı, eğer gerçekse onunla selamı kesebilirdi, onunla bağlantısını kaybetmek istemezdi, belki de onu çekemeyenler yalan atmıştı. Ama şimdiye kadar Zeynep’e bir sarkıntılık hiç yapmamıştı.
Oysa o dedikoduları duyduğundan beri hep bir yanlış davranış beklemişti ondan; ama görememişti. “Ben çekiciyim. Ona itici mi geliyorum?” diye düşünüp üzülmüştü.
Sarkıntılık yapsa sorun değil; ama abartırsa sorundu. Bir genç kız olarak, dost da olsalar onun hayal dünyasında görkemli bir yerde olmak isterdi. Her genç kız beğenilmek ister.

Ufak biriydi Yusuf, renkli gözleri, kuru bir kafası vardı, kurbağa gibi bakardı, yaralı görünürdü; ama çok sahici, samimi bir şey vardı onda, çok temiz kalpli biri izlenimi yaratıyordu insanda. Zeynep onun içinde barındırdığı şeyi çok sevmiş, hatta onu; “ciddi olmasa bile sevgilim olabilir” diye düşünmüştü bir süre. Hiç çaktırmıyordu, onun yanına kaçak olarak gitmeden, “gidip bakayım trajik sevgilim ne yapıyor?” diye düşünür, gülerdi. Ama bir öküzlük, kabalık vardı Yusuf’da, bir kızın hoşlanacağı türden sözler söylemez, ilgi ya da karşı tarafı taktir belirtisi göstermezdi. Erkekle konuşur gibi “lan oğlum” derdi sık sık laf ederken. İğrenç gelirdi bu sitili Zeynep’e. “Saçım nasıl olmuş?” diye çocukça beğenilme isteğiyle sorduğunda, “sıçan gibi” demişti Yusuf. Zeynep çok sinirlenip ona taş attı, Yusuf güldü.
Bazı zamanlar, kimi akşamlar ona denk gelirdi, Yusuf Zeynep’in evinin önünden geçerken mesela. Genç adam tertemiz ve güzel bakardı ama kurbağa gibi. Gülünç, saf, aptal bir şey parlardı bakışlarda. Ve trajikomik. Bir kurbağayla bakışmadan ne kadar zevk alır insan? Zeynep’in içine bir gülme gelir, onu tutardı, bazen tutmazdı.

“Çay vereyim?”
“Yok; az sonra gideceğim.”
“Nereye?”
“Songül’ü göreceğim.”
“Bırak şu hırtapozu!” diyecekti, “takılma onunla,” demedi.
“Hı” dedi. Yusuf, önüne baktı, çayından içti, ineklere baktı.
“O kız delinin teki” dedi takılır tonda.
“Peki sen?”
Yusuf güldü.

KİTAP İZLERİ

Küçük İşler Büyük Özgürlükler

Mert Başaran

Finansal Özgürlük Arayanlara Bir Dost Tavsiyesi Mert Başaran'ın "Küçük İşler Büyük Özgürlükler" adlı eseri, kişisel finansı karmaşık tablolardan ve anlaşılmaz jargonlardan arındırarak hayatın içinden bir
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön