9
kızı, bizim oğlan saatlerce bilgisayar oyunu oynuyor, dedi, kadın dert yanmaya başladı, babası doktor, annesi hakim. Onu yurt dışına yollayacaklarmış. Bir okula başvurmuş. Teyzeye fısıldadım. Onu bir yere yollamayın bence. Teyze de bunun farkında tabi. Oğlunu kıramıyor. Neyse. Et yedim tıka basa, kelimelerle anlatamayacağım kadar mutlu oldum o yağmurlu gün. Çok ısrar ettiler bir daha gel diye. O eve yine gitmek istiyorum yine. Evin kızı benden çok hoşlandı bu arada.”
“Belki aşık olur sana; evlenirsiniz.”
Güldü; “beni ne yapsın, ilginç buldu belki. Her neyse onun kalbinde yer etmek de bir onur. Bu bana yeter. Tabi ısrar ederse neden olmasın.” Güldü. Onun gibilerle benim gibilerle yuva kurmaz. Ayrıca ekmeğini yediğim kadını üzüntüden kanser etmek istemem. Kızına iş koyup. Kızla dostça sohbet etmek yeter de artar bana.”
“Ben gideyim” dedi Zeynep.
“Gitmeden önce sana bir şey demem lazım. Umarım kabul edersin. Günün birinde şehir dışında yaşamaya başlarsın, iş gereği ya da evlilik ya da üniversite okumak için. Asla görüşemeyiz. Bana bu giydiğin pembe eteği hatıra olarak verir misin?”
“Ne yapacaksın eteğimle?!”
“Dedim ya hatıra. Sana hiç hediye almayan çok sevdiğin biri sana bir kucak dolusu renk renk çiçek verirse öyle. Koklar. Kururlar, kurusun da saklarsın. Onu hatırladığında açıp sakladığın kurumuş çiçeklere bakıp hasret giderirsin kayıplara karışan dostunla.”
Bir ara eteği veririm sana. Çok sevdiğim etektir; ama seni kırmamak için vereceğim. Ama bunu başkasına söylemek yok.”
“Yok” dedi sevinçle.
“Seni kucaklayabilir miyim?”
“Olmaz.”
Zeynep kalktı, gidiyordu, giderken eğilip onu arkasından kucakladı yıldırım hızıyla. Ufak çocuğun başını okşar gibi okşadı.
Yusuf, bunu hiç beklemiyordu, güldü mutlulukla.
Şakacı biçimde şöyle dedi: “En kısa zamanda sana kırmızı sutyenimi ve külotumu getireceğim. Onlarla yanlış bir şeyler yapmazsan.”
Yusuf gülüyordu çocuk gibi. Onur duydu. Muazzam sevindi. Ses etmedi. Ama arkasından bağırdı: “İçim gitti. Umarım verirsin. Umarım hayatta güzel şeyler yaşarsın!”
Zeynep başını çevirip şöyle dedi:
“Kanada’ya gidersen bana mektup yollarsın; değil mi? Param yoksa isterim; yollar mısın?”
“E herhalde.”



