"Yazmak, aslında hayatın kendisiyle alay etmenin en ciddi yoludur." ― Virginia Woolf"

James Brown 9

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

yazı resim

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup, 9

Oysa eskiden lokmasını biri gelip çalıp kaçmasın diye bir kedi gibi çabuk çabuk yerdi çevresini gözetleyerek.

Bir şekilde dizayn edildi başına buyruk hali. Babası onu adeta tedavi eden bir yöntem bulmuştu şans eseri.. O isyan eden, kararlı, yılmayan, çatışmacı ve sorgulayan kızı hizaya sokabilmişti. Hayri, çocukken taklacı güvercin bakardı, hastasıydı, şehir dışından gelen bir eski dostu kuşçuydu, “sana kuş vereyim, o heyecanlara yeniden dönmen sana çok iyi gelir” dedi ve ona şehri terk edince otobüsle üç çift beyaz taklacı güvercin yolladı. Songül ilk kez taklacı güvercinleri görüyordu ve bu Öfkeyle babasını seyrederken, yanından gelip geçerken kümesin…kuşların yeteneklerini fark etmeye başladı. Güvercinin çat çat çat sesi çıkararak takla atması ya da gökyüzüne dikilmesi bildiği biri şey değildi. Bir gün babasından gizli kümese girdi ve kuşları eline aldı. Sonra yine bir gün kümesin anahtarını alıp kuşları çıkardı ve kuşlardan bazıları ürküp havalandı, üstüne rüzgar vere vere, saçları uçuştu, ne yapacağını bilemedi, kuşun birini yakalamak istedi, yere düştü, titriyordu, eve baktı, babası geliyor mu diye, bir saat bekledi ve havalanan kuşlar yere indi, hemen onları kümese soktu, kapıyı kilitleyip fırladı, anahtarı babasının yatak odasında çekmeceye koydu. Ve gelecek günlerde aynı eylemi gerçekleştirmek istiyordu, babası kuş uçururken usul usul onun yanına gidip yanına oturdu, babasının gözlerinin içi parlamadı ama onu umursamaz görünüp kuşlar hakkında bir şeyler anlatmaya başladı, o da sorular sordu, muhabbet uzadı, yıllardır ilk kez birbirine bağırmadan sohbet etmişlerdi, kuşların mıknatısı, bu işin ruhu genç kızını avuçlarının içine almıştı. Her geçen gün kuşlara dair çok fazla bilgi edindi. Babasına yardım ederken kuşçu olup çıktı, zaten babası yoğun işlerden kuşları satacaktı, izin vermedi Songül. Kendi açmazlarını ya da hayatta çözemediği her şeyin önündeydi kuşlara bakmak, onları düşünerek uyuyup kalkıyordu, her gün onlara uçurmadan edemez olmuştu.

Eskiden Songül kartaldı adeta. Taşkın bir nehirdi hayatın içinde, yanlış olan şeyleri söyler, sürekli birilerini eleştirir, olması gerekenleri anlatırdı yıldız parıltıları saçan gözleriyle. Çok hırslıydı, ona zalimlik edenleri mahvedecekti zamanı gelince. Parlak hayalleri vardı. Zeynep; “sen çılgınsın, söylediğin şeylere ulaşman imkansız görünüyor” derdi. Songül kahkaha atardı: “Herkes gibisin. Ama başaracağım, beni kimse engelleyemez.” Evet, hep engellenmişti, yok sayılmıştı ya da kullanılmıştı, ya da ‘arızalı’ sayılmıştı. Yalnız başına geceleri düşüncelere dalar, dişlerini sıkarak geceyi izlerdi. Aniden sağ elini yumruk gibi sımsıkı tuttuğunu fark ederdi. Aniden fark ederdi iki dudağını sımsıkı kapatmış, dilinin ucu azıcık dışarıda. Öte yandan Zeynep’le takılırken eğlence ve heyecan saçardı. O kız nereye kaybolmuştu? Bu kızla dostluk ormandaki yerde yıllardır uzanan çürüyen bir ağaçla takılmaya benziyordu. Zeynep ona hiçbir şey demeden onunla bütün teması kesmeyi düşünmüştü bir ara. Çünkü bu kız her şeyi boş vermiş, (savaşçılığı terk etmiş) o yaşama ciddiyetini kaybetmiş ve sürekli boyun eğen, koyun gibi çalışan birine dönmüştü; yırtıcı ve aşırılıkları olan biri değildi, bir tane bile ütopyası yoktu, büyük mücadeleyi, savaşmayı, istediğini koparıp almayı unutmuştu sanki. Ama Zeynep onunla büyümüştü, öğrenmişti çok şeyi, Songül 17 yaşındaydı. Onunla gelişirken hissettiği yaşam sevincini başka hiçbir şeyde, kişide görmemişti. Bir şeyler oldu ve baltalandı o sevinç. Tarım işçiliği kadar zor iş yoktur, Domates doğrama işinde elleri uyuşmuştu Songül’ün, bütün kemikleri sızlardı. O işte hızlanması yıllarını aldı. 1,5 dakika içinde bir kasa domatesi doğrayacaksın, parmaklar şıkır şıkır hızlı olmalı, çalışırsan olur; ama özünün anası ağlar. Toprak sahibi sanayi sitesinde bir basit makine yaptırsa o tarım işçisi kızlar o işi yapmak zorunda kalmayacak. Songül, domates doğrama işine yeni başlamıştı. Şehir dışındaydı ve kaçıp eve gelmişti. Dert yanıp çayla ekmek yiyorlardı. Ara ara ağlıyordu. Koyu tenliydi; ama güneşte çalışa çalışa yüzü siyahlaşmıştı, yüzünde eski sivilce izleri vardı. Arada dengesiz dengesiz konuşuyor, “beni öldürseler de o işi yapmam!” diyor, babasına isyan ediyordu. O nefretle, o yanmış, feleği şaşmış suratla adeta bir yaratığa, çok çirkin bir şeye, ucubeye dönüşmüştü. Canavarca bakıyordu, “zorlarsa ben o adamı öldüreceğim! Bana yardım edersin; değil mi?” Zeynep, bön bön baktı ona, bir şey diyemedi. Sonra “takma kafanı” demiş, kendine gelsin diye moral vermişti. Onu hiç bu kadar delirmiş görmemişti. Sonra erkek kardeşlerinden biri geldi onu almaya, yalvardı yakardı “Tarladan kaçtın eve geldin, babam seni mahvetmeden gel gidelim” dedi, babamın tepesi atacak.” Gitmedi Songül, babası geldi ve onu patakladı, alıp götürdü çalışmaya. Ne yapsa boştu, çalışmaya devam etti mecburen. Ama babasına büyük bir kini vardı. Tarla işçisi kız arkadaşının cep telefonu emanet almıştı, internete girip bir şeylere bakmak, müzik dinlemek için. Saç ve tahtadan barakada yemek sonrasıydı, babası Hayri çay içip tarla sahibi hakkında ileri geri konuşup küfürler ediyor, zamanı geldiği halde parayı vermediği için eleştirip duruyor, adamın karısına kızlarına çok ağır küfürler yağdırıyordu, Songül bu konuşmaların ses kaydını aldı ve tarla sahibinin torunu olan kıza yolladı. Ve “tuvalete gitmem lazım” deyip barakadan

çıktı, yakındaki barakaya gitti, ateş başında menemen pişiren kız arkadaşına cep telefonunu verdi. Ertesi gün tarla sahibi üç yardımcısını yolladı ve Songül’ün babasını alıp gittiler. Kısa süre sonra Hayri barakaya döndü. Yüzünde kızarıklıklar, şişkinlikler vardı, saçı başı dağınıktı, toz içindeydi elbiseleri. Dudağının kenarı kanıyordu. Alnında kırmızı bir çizik vardı. Gömleği yırtılmış, bazı düğmeler kopmuştu. “Bu halin ne, fena patakladılar seni galiba?” dedi karısı. “Niye dayak yiyeyim canım” diye inkar edip, “aramızdaki bazı sorunları giderdik” diyordu asil tavırlarla. “Çok Karanlıktı. Yolda hendeğe düştüm. Adam bana çok değer verir. Neden dövsün?” Oysa özür dileyerek kurtulmuş, ayaklara kapanarak, aksi halde ciddi bir dayak yiyecekti o üç adamdan.

“Tasını tarağını topla git derdim; ama seni bu kez bağışlıyorum, bir daha arkamdan atıp tutma!” demişti adam. Songül, işlerine son verilir, “buradan kovuluruz” diye düşünmüştü. Kovulmamışlardı; ama babasının dayak yemesine çok sevinmişti. Hayri patronun ayaklarına kapanıp ağlamıştı. Sonra Hayri, başına açılan işi kızının projelendirdiğini öğrendi. Şöyle dedi ona gece yatmadan: “Bu kez sana bir şey demiyorum, sana dokunmayacağım; ama bir daha olursa seni mahvederim. Otur oturduğun yerde ya da işini yap. Bana kızgın olabilirsin anlarım; kafama karanlıkta ya da uyurken bir odun indirebilirsin; ama ekmeğimizle oynama!”

Songül, bu ağır işten ve gaddar algıladığı babadan kurtulmak için başka bir yöntem bulmalıydı. Hayri, doğru düzgün çalışmazdı, bir yerlere giderdi, arada biraz işe el atardı, içerdi, arkadaşlarıyla harcardı parayı, zenginmiş gibi ihtiyacı olanlara verirdi, onlara erzak alırdı. Çocuklarını, karısını çalışırdı. “Kamyonet ya kamyon alıp nakliye işi yapacağım, parayı bankaya yatırmaya gidiyorum” derdi, içki alıp araziye içmeye giderdi, kalabalık ailesini çalıştırır, parayı cebine atardı. Ona kimse itiraz edemezdi, o ne derse o olurdu. Kamyon için biraz para biriktirmişti geçen seneden beri; ama parayı harcıyordu, bir motosiklet satın almıştı mesela. Aile yaz boyu tarım işçiliği yaptı. Dört erkek, üç kız, anne ve baba. En küçükleri Songül’dü. Erkekler kış sezonu ya inşaat işlerine gider ya da yaz sezonunda yine tarlalarda çalışmaya giderdi, hangi iş iyi para getirirse ona yönelirlerdi.

Songül, kız kardeşleriyle eve dönmüştü. Ve bir gözünde tuhaflık vardı. Ciddi bir morarma. Şöyle diyordu: “Gerçek sevgi mümkün. Adalet mümkün. Yüksek bilinçli bir düzey mümkün. Kimsenin kölesi olmadan yaşamak mümkün. Kimsenin incitilmesine gerek yok.” (Bilgili birilerinden bir şeyler dinlerdi, kitaplar okurdu) Eskiden de böyle şeyler derdi, sol, devrimci düşünceleri vardı. Baklayı ağzından çıkardı: “Uzaylılar tarafından kaçırıldım.”

Öyle şeyler anlatıyordu ki Zeynep kulaklarına inanamıyordu. Tırnaklarını kemirmeye başladı. Hiç yapmadığı şey.

Yorumlar

Başa Dön