Yaşamak Nedir
Gül kokulu topraklardan, badem ağaçlarından, yamaçlardaki mor renkli patikalardan, çorak bayırlardan ve bol yıldızlı gecelerden başka nedir ki hayat.
"Hikâyeler, hayatın taşınabilir yurdudur. — Jeanette Winterson"
"Hikâyeler, hayatın taşınabilir yurdudur. — Jeanette Winterson"
Gül kokulu topraklardan, badem ağaçlarından, yamaçlardaki mor renkli patikalardan, çorak bayırlardan ve bol yıldızlı gecelerden başka nedir ki hayat.
Kendine idi en büyük yalanların. Veda vakti geldiğinde Gitme! dedin. Yine en büyük yalanı kendine söyledin. Çaresizlik ve imkânsızlıktı seni besleyen. Yaşananları bırak artık geride. Acılar yaşamış olsan da yaşadığın güzel anlar hatırına hakkını helal et geçmişe. Ve sar artık yaralarını.
Zeus musun ya da herkül kendini onlardan sanıyorsun mitoloji tıpkı tarih gibi yalanları yutturma sanatı siz konu bütünlüğünü kıçınıza sıkıştırın...
Allah, Kur’an ayetlerinde Hz. İbrahim’in Kendi sınırlarını korumadaki titizliğini, zorluklar karşısındaki sabırlı ve teslimiyetli kişiliğini, koşulsuz itaatini över ve onu dost edindiğini haber verir...
Yakın tarihimizde Yalım Erez namıyla maruf, merkez sağın liderliğine de oynayan;ama düşleri yarım kalan bir siyaset erbabının yine başka bir bayan siyasetçiyle girdiği polemikte,
Bayan siyasetçiye sarf ettiği Kasımpaşa Dilberi ifadesiyle siyaset sahnesine argo terimlerin yamanması gayretleri yaşanmıştı.
Bu kısa hikâye, bir köylü ve yolcu arasındaki diyalog üzerinden toplumsal mesajlar veriyor. İnsanların farklı karakterlere sahip olduğunu ve aynı talimata farklı tepkiler verebileceğini anlatıyor. Özellikle pandemi dönemindeki "evde kal" çağrılarına atıfta bulunarak, insanların ekonomik ve sosyal koşullarının gözetilmesi gerektiğini vurguluyor. Hikâye, toplumsal sorunlara basit çözümler aramanın yanıltıcı
Başka basamaklarda başka anlamlar bulacak onlar. Kendilerinden ve birbirlerinden kaçmaktan vazgeçebilseler. Birbirilerini olduğu gibi kabul edebilmenin yanında, can yaktıkları anların ateşini kendi yüreklerinde de duyabilseler. Sıçrasalar birden o ateşi sade karşısındakinin değil. Kendi içlerinde de hissetseler. Şaşırsalar birbirilerinin acısına. Sarılıp ağlasalar, birbirlerinin saçlarını okşasalar. Ve yeni bir an
“Lan Ramazan, aç şu Türkiye’nin önünü! Hep senin yüzünden geri kalıyor.”diyordu bir çocuk öbür çocuğa, siyasi partilerimizden birinin seçim otobüsü geçerken.
Kedinin miyavlaması, köpeğin havlaması, öküzün böğürmesi, çakalın uluması bize ne denli olağan geliyorsa, eşeğin anırması da o denli olağandır. Olağan olmayan, kişinin ileri sürdüğü bir tez ve ya gerçekleşmesini öngördüğü olasılıkların beklediği gibi gerçekleşmemesi durumunda edebileceği yüzlerce yemin ve üstlenebileceği vebal olduğu halde, ‘ Taksim’ de anırma’ ya
Bir dönemdi o gün bugünlerden ayrı.Ayrı olan gözler değil bakışlardı.Bakışların mevsime yansıması bir sonbahardı bu mevsim gibi de değildi.Bir bakan gülüyor şimdilerde.Oysaki bir çığlık var Sinemlerden semalara yükselen.
Bir gece kondu evi şuan ki gibi, ekmek yumurta için 5 lira bulamayan bir yandan havyara surat çeviren
Her insan yalnızdır aslında ama bazıları daha yalnızdır...
Bu yazımı annemin babası Çanakkale şehidi Arif dedemin şahsında tüm isimsiz şehitlerimize adıyorum.