Kitap Değil, Makale Değil, Mektup
Kastamonuda askerim.
Cumartesi pazar günü sivil kıyafetlerle çarşı iznine çıkıyoruz.
Saati de söyleyeyim.
9a yakın çıkıyoruz.
Yılı da söylemeliyim 2002idi sanıyorsam.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Kastamonuda askerim.
Cumartesi pazar günü sivil kıyafetlerle çarşı iznine çıkıyoruz.
Saati de söyleyeyim.
9a yakın çıkıyoruz.
Yılı da söylemeliyim 2002idi sanıyorsam.
Çoğu zaman kimse de yemez, yemek istemez laf salatasını... Karşınızdaki adam ister tanıdığınız olsun, dayı oğlu, amca kızı, hala oğlu, bacanak, kayınço her ne ise sıfatı, lafı uzatıp da konuda saçma sapan bir yere gittiğinde ortalık laf salatasından geçilmez bir hal alınca, siz siz olun oradan, nezaketi de
YZ
35lik rakı tadında yıllandığım şu yıl dönümümde, rahatlıkla diyebilirim ki; bakma, güzel yaşadım Sessizce planladım. Göstere göstere hamle yaptım. Beklenmedik bir şekilde davrandım Bu yüzden de ince bir iğne gibi battıkça batıyorum. Kanatıyorum. Çok şükür ki hala kırılamıyorum.
Orhan Pamuk
Ey ahali ne diyeyim ben size artık? Konuşacak kelime bulamıyorum. NASA ya gideceğim, Aman NASA canım NASA, benim ismimi de uzaya gönder ne olursun. diye yalvaracağım, bilgisayardan başvuru yapacağım, NASAnın kapısında yatacağım... Teşbihte hata olmaz... Uzaya isimleri bedava göndermezler, (onlar her olayı paraya tahvil etmeye bayılırlar, Sam Amca
Umarim Ev Alabi̇li̇rsi̇ni̇z. Sabredi̇n. Çalişin.
Sahip olduğunuz en güzel enstrüman sözcüklerinizdir.
Sessiz kalmayı bilebilmek hımmm lara ihtiyaç duymamak,
Göğüs kafesinden güçlü ve derinden konuşabilmek,
Ses tonunun bahsettiğiniz işe uygunluğu,
Müzik biter. Sessizliğin adı hayat olur, şimdilik. Kısacık anlardan ibaret zamanlar. Sesler, yüzler, yaşamdan kesitler. Hayat biter.
neden zamansız atılımlar yapmanın peşinde koşuyoruz?
Eskiden ''Biri bizi gözetliyor'' diye yabancı formatlı bir yarışma programı vardı, birçoklarınızın göz takılmıştır. Üç kuruşluk ödül için aylarca bir eve tıkılıp kaldılar, sonrada birbirlerine ne hakaretler, ne yakıştırmalar... Hani neredeler? Hepsi balon gibi söndü gitti...
Sarı gelin ne Erzurum çarşı pazar geziyor, ne elinde divit kalem dertlere derman yazıyor.
Âşıklara dert yazıyor Sarı Gelin.
Kalemi elinize alıyorsunuz, başlıyorsunuz düşünmeye Önünüzde duran boş kâğıdın asla merhamet etmeyen beyazlıkları, altı ay devam eden bir kutup gündüzünün sonsuz ve ucu bucağı olmayan hareketsizliği ile büyüyor, kıvranıyor ve asabileşen parmaklarınız saçlarınızı karıştırıyor, nihayet sinir tavan yapınca da yazmak için oturduğunuz masanın başından kalkıp hava almaya gidiyorsunuz
İnsanlığına yumruk yumruk dalar hayat. Canının acısını kader diye yutkunursun. Git yukarı, dön aşağı ömür denen değirmende öğütülürsün. Hadi oradan diye haykırsan da yine şüphen kendinden yana .
Filmlerde, dizilerde sergilenen insanlığa salya sümük ağlayıp inanırsın ya Sana ne desem, bilemedim ben. Tut ki dedim, seçen
Halid Ziya Uşaklıgil