Sessiz Çığlık
TV’deki sabah kuşağı kadın programlarını saran absürd ilişkilerden kurtulduk sonunda. Sarı kurdele takarak, sessiz bir protesto ile çoğunluğun sesini duyurduk ilk defa!
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
TV’deki sabah kuşağı kadın programlarını saran absürd ilişkilerden kurtulduk sonunda. Sarı kurdele takarak, sessiz bir protesto ile çoğunluğun sesini duyurduk ilk defa!
Yazının milada şerh edildiği MÖ:3200'lere dayanan genel kabulün rastlantı olmadığı gerçeğinin izinde yolculuğa çıkmadan önce, bu kabulü dayatan aklın sinerjisiyle bizlere vermek istediği mesajın arka planına bakalım.
Konu her ne olursa olsun; sosyal ve kültürel konular, müzik, spor, dersler, arkadaşlık, sevgi, aşk, cinsellik,…aklımıza gelebilecek her ne varsa her şeyi çocuklarımızla, gençlerimizle açık ve net olarak konuşmamız gerektiğine inanıyorum ben.
Bir şeylere karar vermek bile o işin yapılanmasında olumlu bir adım değil midir sizce de? Madem ki şu anda oralarda ardı ardına yaşananlar içimizi yakıyor, yüreğimizi sızlatıyor o halde bir yerlerden ses vermeliyiz bizlerde.
Dünya dönüyor. Yaşam inişiyle yokuşuyla sürüp gidiyor. Küçükler yaşlanmanın ne olduğunu aklına bile getirmeden büyüyor.Küçükler için her geçen gün kazanç sayılırken yaşlılar için her geçen gün kayıp
Şehitlerimizin ruhlarına saygısızlık olur diye normal ses tonumuzdan daha düşük bir ses tonuyla konuşmaya çalışırken, bir dondurmacının sesiyle irkildim. Sonra kalabalığı gören diğer satıcılar; kartpostal, hediyelik eşya ve su satıcıları bir taraftan, yiyecek satanlar diğer taraftan bağırıp duruyorlardı. Sanki bir mahalle pazarının esnafı gibiydiler.
Bugün yaşamakta olduklarımız ve yakın bir dönemde yaşayacak olduğumuzdan şüphe duymadığımız; insanın yıkımına, kıyımına yönelmiş genel gidişatımız bizi acil olarak bir zeminde buluşmaya zorunlu kılıyor. Özellikle yaşadığımız kültürel coğrafyanın görmezden gelinmesi imkânsız iradi teslimiyetçiliği; hızlı devrimlerin, aşağılamaların, yok farz etmelerin üstesinden gelemeyeceği ve bu sebeple her şeyden önce
Farklı diller ve insanın anlaşması üzerine kaleme alınmış bir yazı..Aslında sosyal yaraya tuz basma bir nevi..
İnsanlar farklı düşünür, farklı görür. Herkes aynı düşünse, aynı şekilde görse, aynı şeye inansa sen'in ne anlamın kalır ki? Sen, 'o' ya da 'ben' değilsin. Sen, sen'sin. Ben, ben'im. Ben ve sen, biz'iz. Biz Mila Kunis'in gözleri gibiyiz: İkimiz de 'göz'üz, renklerimiz farklı. Birimiz olmadan, diğeri yalnız ve
Merak, zor bir konu. Nereden bulaştığımı ben de merak ediyorum. Merak, bir bakıma insanın hem kendisiyle, hem de çevresiyle hesaplaşmasıdır. O, ulaştığı sınırların içine neleri almıyor ki? Bence merak, biraz da kıskançlık demektir. İlk merakınızı hatırlayınız: Size yeni alınan bir ayakkabının benzeri, kardeşinize de, siz herhangi bir yerde
Sanat, ekin ve sporda alınan başarılı sonuçların dünyada nasıl yankılandığını gördünüz. Futbol Millî Takımımız, nasıl başardıysa yine öyle başaracak. Eksi, artılarıyla, eksikleriyle.
İlk emri :Oku olan bir dinin mensuplarının dünya ülkeleri içindeki yeri ilk emirle ters düşer, derin derin düşündürür beni.
Çünkü hiçbir kelime aşkın insana verdiğini anlatmaya yetmez ve hiçbir kelime ki kullanan kim olursa olsun; aşkı, bir kızın masmavi gözlerine dalıp gidildiğinde duyulan sonsuzluğa ait olmanın tarifsiz huzuru kadar iyi anlatamaz!!! ‘’
Dahası çatlayacakmış gibi kalbim.Ağrısına dayanamayıp içimin yağmurlarını bırakıyorum denize.Damla damla düşerken mavileşiyor.....
Yaşar Kemal