Eğer Sorarlarsa
Ve eğer sorarlarsa;
Üzerinizde gezindğiniz o toprağın altında
Bugün kaybettiğiniz..
İman,ahlak,cesaret,iffet,azim,mücadele,sabır gibi değerlerin timsali
Tarihi abideler yatıyor dersiniz..
"İnsan gördüğü şeyleri şiirle yeniden kurar. — Jorge Luis Borges"
"İnsan gördüğü şeyleri şiirle yeniden kurar. — Jorge Luis Borges"
Ve eğer sorarlarsa;
Üzerinizde gezindğiniz o toprağın altında
Bugün kaybettiğiniz..
İman,ahlak,cesaret,iffet,azim,mücadele,sabır gibi değerlerin timsali
Tarihi abideler yatıyor dersiniz..
Kim zaman zaman çocukluğuna dönmek istemez ki.. Hele ki anı biriktirmeyi sevenler.. Hele ki içindeki küçük çocuğu hep bir yerlerde saklayanlar.. Hele ki bazen büyük olmaktan sıkılanlar.. Bu mektup da tam oradan yola çıktı..
Her şey Mevlananın istisnasız herkesi dergaha davet etmesiyle başladı.
. Ve gözlerini kapat eteğinde Fıratın. Ruhunu güneşe emanet ederek dinle. Güneş yaksın, yürek kavrulsun, kulak görev üzere Evet şimdi dinle Fıratın her zerresini. Haykırışlarını duyarsın ehl-i sünnetin. Hüseyin, Hüseyinlerini duyarsın ve dahi Zeynebin.
Bir yarım bırakılmışlıklar vardı. Bugün çoktan beri yazmadığımı düşünerek hayıflandım. Oysa ki şarkıda ki gibi ne güzel başlamıştı hikaye...
Bu gün 28 Şubat…
28 Şubatın üzerinde tam 14 yıl geçti…
Bu günkü yazımı 28 Şubatın üzerinde kuracaktım ki, Türk siyasetin çınarlarından Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatı girdi araya…
Gerçi Erbakan, 28 Şubatla anılan bir liderdir…
Bana göre Prof. Dr.
Eşine az rastlanır bir direniş ve adını tarihe altın harflerle yazdırmış bir bir il:Çanakkale!
2007 de kaleme aldığım toplumsal içerikli önemli bir yazım ... Hala güncelliğini koruduğu ve günümüz bazı hadiselerine ayna tuttuğu için tekrar gündeme taşımayı uygun buldum.
Geceler vardır karanlık, geceler vardır, uykusuz, geceler vardır yarınsız... benim gecelerimse sabahsız...
“Zaman hikayeler barındırır içerisinde, kırık hikayeler. Bazen insanı yutacak kadar derin kırıklar...Kırıklıklar...
Zaman durmuştur, mekan durmuştur. İnsanlar geçip gitmiştir içlerinden, bırakıp düşlerini.”
"Bağrı can dolu bir yarımadada kimsenin bilmediği bir vadideyim. Sessizlik gökleri inletiyor. Cırcır böcekleri ve türünü bilmediğim onlarca kuşun anlayamadığım canhıraş feryatları sayesinde nefes alışımı duyamıyorum sadece..."
Eski bir demiryolcu çocuğu olarak babamdan, cumhuriyetin zor yıllarında demiryollarının tamir ve bakımında yaşadıkları zorlukları dinlemeyi çok isterdim. Ama bir ailenin ondördüncü çocuğu olmak bana bu ayrıcalığı tanımadı.
Geçenlerde emekli bir doktor amcamız anlatmıştı. Doğuya mecburi hizmete atandığı günlerde bir mezraya hasta bakmaya gitmiş. Akşam yemek ikram edip misafir etmişler karlı havada. Saat 12’leri geçmesine rağmen ev halkının yatmadığını görünce, ‘Siz kaçta yatıyorsunuz ?’ diye sormuş. Evin yaşlı ninesi ‘Gece ikide buradan tiren geçer. Nadiren de
Rebetiko, çıkış noktası Batı Anadolu ve İstanbul olan bir müzik türüdür, Anadolu Rumlarının müziğidir.
Çok değişik evreleri olan bu müzik türü aslında acının, hüznün, vatan hasretinin ve dışlanmışlığın müziğidir.
Camın buğusuna adını yazdım bugün ilk kez…
Ve ilk kez bir cama yapıştı dudaklarım, dudakların yansıyorken gerçeğime…
Uzamıştı acı ekspertizlerim, yorulmuştu.
Kırılgan ölüm seanslarında kalacağımı sanmıştım ve susamışlığım azmıştı…
VE BEN, ZAMANIN KÖRÜNDEYİM