Tesirsiz Sözler 4
Soluk bir ten, asık bir surat, her şeye kayıtsız bir sıfat! Bugünün yüzü böyle
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Soluk bir ten, asık bir surat, her şeye kayıtsız bir sıfat! Bugünün yüzü böyle
nefret ateşinin kalplerimizi patlamaya hazır bir volkan haline getirmesine neden izin veriyoruz?
Taze bir günün başlangıcında,buğu buğu nazlanan bir bardak çay ve susamlı taze bir gevrekle güne merhaba demek. İlk bakışta, harcıalem bir durum gelse de, simitten bir lokma; çaydan bir yudum alınca işin rengi değişir. Bu tat bu nefaset zengin yoksul her adem evladını mest eder. Halkalanmış bir güzelliğin,
Hayattan ne aldığın değil; hayata ne kattığın önemlidir. Tüm sahneler boştur; senin oyunculuğun elleri ve dudakları coşturur. Tüm kadınlar, çicektir ve daldır. Rüzgarsan, dalları kırma, çiçekleri yerinden sökme. Tükettin kadar, hayatın çöplüktür. Üret sevginin en sıcağını.
Bulutların güzelliği mavi sulara yansıdığında, iki denizin kol kola girdiği anda bir tatlı yolculuktur başlayan dudakların kıvrımında. An güzellik solumaya başlar bir anda...
Bir anda, kelimeleri hiç yormadan, harflere yük bindirmeden, olanı biteni bir çırpıda anlatmak istiyorum sana.
Sadece sana...
\* Süre giden bir tanışıklık sürecinde sevmek ilk andan beri vardır. Ama farketme ânı sevmenin başlangıcı değil var olan fakat bilinmeyen bir sevginin fark edilişidir. Hani: Seviyorsun ama sevdiğini bilmiyordum. demiştin ya sebebini daha iyi anladım.
Var olmak ne ki...İş yok olabilmekte...Hissetmek ne ki,iş hissetmemekte...Ağlayan bir çiçek bahşediyor sana en nefis kokuyu,duyabiliyor musun,yoksa içinde bulunduğun dar çemberi kıramamaktan mı yakınıyorsun?
Onca tanıdığım insan, okuduğum onca kitap beni huzurlu bir emniyet duygusuyla kuşatamazken, uzaktan gördüğüm bir ihtiyar kadına, beli bükülmüş bir pîri faniye yakınlık duyuverişimi yadırgamayın lütfen Çok yakın bir zamanda bizim de onlar gibi olacağımız kuşku götürmez bir gerçekken hem.
Hayat dediğimiz bu şey nedir? Yemek, içmek, barınmak ve üremek. Daha Türkçesi var olmak. En basit ve kaba haliyle hayat var olmak. Lakin bu kadar da basit değil insan hayatı. Biz bitki ya da hayvan değiliz. Bundan biraz daha ötedeyiz. Öyleyse nedir bu hayat.
Özlemek neye yarar ki hiçbir şey eskisi gibi kalmadıktan sonra. Eskiden bir kediyi sever gibi severdin beni. Ben de yanında süt dökmüş kediler gibi dururdum. Şimdi ne kedi sokuluşları kaldı bende ne de senin sıcaklığını arayışım kaldı bende. İnsan yaşamamak istedeğini yaşamak ister; ama elden bir şey gelmez.
"Elbiseler güzelliğin çoğunu örten ama güzel olmayanı saklayamayandır. Kıyafetler, mahremiyet özgürlüğüdür ama aynı zamanda bir prangadır. Çünkü edep, saf olmayanların gözlerine karşı bir kalkandır. Saf olmayan kalmadığında edep bir zihin kirlenmesinden başka bir şey değildir. Asıl elbise ‘hâyâ’dır" - Halil Cibran(Ermiş)
Öldüğümüz an imzamızı da atmış oluruz yaşam mektubumuzun altına. Sizce kime yazılmıştır mektup ?
Hızlı, soluksuz, mağrur, arada duygusuz! Korku bir derin hayal, umut en azından faal! Kendinden önce, farklı çıkar sesin, nedendir bilinmez gerekli mi bu iyiliğin! Nasılda, derinden, soluğunda asılı kalır, kırılan bardak yerine konur. En azından yeni bir başlayıştır, yeni bir dünya, sonu belki de bu olur!
“Biziz anası kötülüklerin,biziz yaratıcısı çirkinliklerin.Karşıyız her iyiye,taraftarız her kötüye;sevemeyiz kimseyi,kirletiriz her yeri.Yoktur hakkımız yaşamaya;ama yine de sığınırız güçlü gölgelere.”
Bugün bir kadın gördüm. Titrek bedeninde, sarsılmaz tek yer dudaklarıydı. Dudakları keskin çizgilerle yüzünde bir bıçak gibiydi. Dudakları tüm suskunluklarını ve haykırışlarını taşımaktaydı. Kollarını üst üste kavuşturmuş, elleriyle su şişesini tutmaktaydı. Yalnızdı kimsesiz bile olamayacak kadar.
Şebnem İşigüzel